Türk Dili II: Röportaj Nedir?

Bir tür olarak röportaj tanınmış bir kişiyi, yeri veya sanat dalını geniş okur kitlelerine, kendi görüş ve düşünceleriyle birleştirerek araştırma, inceleme yoluyla tanıtan, ayrıntılı bilgi veren yazılardır. Röportaj, genellikle gazete ve dergilerde yayımlanmakla birlikte son yıllarda televizyon, radyo hatta internet ortamında da oldukça yaygınlaşmış ve gazeteciliğin önemli bir dalı olmuştur.

Röportaj türünde görüşme tekniğinden yararlanarak bir yeri, bir yapıtı ya da bir kişiyi tanıtmak için sorular hazırlanır. Bu yönüyle gerçekleri olduğu gibi ele alan haber yazılarına benzer; ancak, ele aldığı konulara değişik açılardan yaklaşması, düşünceye dayalı bir planlı bir anlatım türü olması, röportajı yapanın bilgi birikimini, deneyimini ortaya koyarak gerçeği saptırmayacak ölçüde öznel olması gibi yönleriyle de nesnel bir anlatım taşıyan haberden ayrılır (Kurt, 2009; Aktaş ve Gündüz, 2009). Röportajı haberden ayıran ve onu edebî bir tür olarak gören Yaşar Kemal konuya ilişkin görüşlerini şöyle dile getirir:

“….Röportaj bir edebiyat sayılabilir mi? Bu soruyla çok karşılaştım. Röportaj bir edebiyat dalı sayılmak ne, röportaj bal gibi edebiyattır. Onu haberden ayıran nitelik, onun edebiyat gücüdür. Haber bir yaratma değildir, bir taşımadır. Aslında röportaj taşıma anlamına geliyor ya, yanlış, o taşıma olan haberdir, hem de en gerçek anlamıyla. Röportaj bir yaratmadır. Gerçeğe, gerçeğin, yaşamın özüne yaratılmadan varılamaz. Yaratmadan hiç kimse hiçbir şekilde gerçeği yakalayamaz, yakalarsa da karşısındakine anlatamaz. Haber gerçek değil mi? Bence haber gerçeğin gölgesidir. Haberin arkasında neler var, neler dönüyor, ne yaşamlar, dramlar, sevinçler var, haber bize bunu veremez. Röportaj haberin varamadığı yere varandır, ama nasıl, yaratarak, gerçeği değiştirerek değil yaratarak.” (Akt. Özdemir, 2002).

Türk edebiyatında 20. yüzyılın başlarında ün kazanmış yazar ve şairlerle gerçekleştirilen görüşmeler biçiminde ortaya çıkmıştır. Günümüzdeki şekliyle ilk röportaj örnekleri Ruşen Eşref Ünaydın’ın Atatürk’ü dünyaya ve Türkiye’ye tanıtan ilk görüşme niteliği taşıdığı söylenen “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal’le Mülakat”tır. Ruşen Eşref Ünaydın’ın yanı sıra Hikmet Feridun Es, Mustafa Baydar, Yaşar Nabi Nayır, Mehmet Seyda, Yaşar Kemal, Fikret Otyam, Mustafa Ekmekçi, Leyla Umar’ı da bu türün temsilcileri olarak anabiliriz. Aşağıda Bizim Anadolu Gazetesi için Birol Uzunmehmetoğlu’nun Buket Uzuner ile gerçekleştirdikleri röportajdan bazı bölümler yer almaktadır.

(…)
Yazarlığa geçiş döneminde kimler sizi yüreklendirdi? Hayatınızda önemli yer tutan yazarlar var mı?

Buket Uzuner: En başta ve ilk olarak annem! Bana gökteki yıldızlardan başlayarak hayatta her şeyin ve herkesin bir hikâyesi olduğunu daha iki-üç yaşlarımda gösteren ilk insan annemdir. Zaten daha sonra benim yazarlığımı etkilemiş yazarlardan biri olan John Berger; “İlk hikâyeciler, göklerdeki yıldızlara ad veren atalarımızdır” der. Yalnızca yıldızlar değil; aşureden, sembollere, törenlerden halı, kilim desenlerine kadar resim ve duyguların okunabileceğini annemden öğrendim ben. Bana edebiyat konusunda destek veren kişiler arasında annemden sonra Attila İlhan gelir. Üniversitedeyken yazdığım hikâyeleri edebiyat dergilerine yollamaya başladım. O sırada zaten şiir ve romanlarına hayran olduğum Attila İlhan hayatıma girdi. Uzun yıllar benim gibi edebiyat düşkünü yazar olmak isteyen pek çok gence emek verdi; bizlere on sekizli yaşlarda ne okumamız ve ne okumamamız gerektiğini öğretti. O yaşlarda gençlerin çok gereksindiği prototip, bir çeşit deniz feneri, bir mentordu yani. Sonra Sevgi Soysal var hayatımda. Sevgi Soysal, beni yazarlığı kadar kadın olarak da çok etkileyen, çok özel bir karakterdir. Liseliydim ve tam hayal ettiğim şeyleri yazan ve tam kafasına / kafama göre yaşayan şahane bir yazara rastladım. Sevgi, bir yaşam oburuydu, hem anne, eş, aşık, yazar hem yetişkin hem çocuk olmak istiyordu ve bütün zorluklara rağmen kısacık yaşamında (40 yaşında meme kanserinden gitti) bunları da yaşadı. Yenişehir’de Bir Öğle Vakti romanı o yaşta beni sarsmıştı. Kendi ‘Gümüş Yaz-Gümüş Kız’ adlı kitabımı, “yazmaya başladığım ilk yıllarda hem yazarlığı hem de kişiliğiyle beni etkileyen, şehir romantikliği, ironik dili, öz-alaycılığı, umut zenginliği ve yaşam oburluğuyla bana aynı edebî kandan geldiğimi düşündürten, giderken geride kendi kitabını bırakmadığı için uzun yıllar yas tuttuğum ve bir bakıma bu kitabın oluşmasına da böylece neden olan Sevgi Soysal’a hep sevgiyle…” diye ona ithaf ettim. ‘Kumral Ada-Mavi Tuna’ romanım da Attila İlhan’a ithaftır. Attila İlhan’la onun son yıllarında dünya görüşü olarak yollarımız ayrıldı ama, bana geçen emeğini asla inkâr etmedim ve hep şükranla anarım. Tabii Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’i, Nazım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’, Oğuz Atay -o sıralarda dışlanan- ‘Tutunamayanlar’ı ve Bertolt Brecht’in oyunları, Tezer Özlü, Adalet Ağaoğlu, Leyla Erbil, Sevim Burak ile Rus ve Fransız edebiyatı beni beslemiştir. Sanıyorum her neye gönül koymuş olursak olalım, o yoldaki ilk adımlarımız, oluşumumuz önemlidir. Sonradan bu temelin üzerine yetenek, ilgi ve kapasitemize göre kendimizi inşâ ederiz. Bu sırada önünüze her zaman engeller çıkar ve her keresinde tercih yapmak ve bu tercihlere göre bedeller ödemek, fedakârlıklar yapmak durumunda kalırsınız. Bundan kaçamayız ancak, olsa olsa adını koyamayız… (…)

Hikâye, gezi, deneme, roman ve biyografi türlerinde kitaplarınız var. En çok hangi türde yazarken daha çok zevk alıyorsunuz?

Buket Uzuner: Yazmak serüveni, yazmak olayını seviyorsanız, şiir dışında edebi tür farklılığı ancak dildeki tat değişikliği gibi algılanabilir. Yani bazen tuzlu, şarküteri çeker canınız, bazen tatlı krizine tutulursunuz. Ancak roman yazmak benim 4-5 yılımı gecesi gündüzü, rüyası, kâbusu ve günlük yaşamıyla elimden alarak canıma okuduğu için, her roman bitince hikâyenin şiirsel kanatları altına sığınmayı tercih ediyorum. (…)

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı?
Buket Uzuner:
Bir yıldır Yolda adlı bir hikâye kitabı yazıyorum. Bütün hikâyeleri seyahat araçlarında geçen bir gezi kitabı bu. Hepsi 25 yıldır seyahatlerimde başıma gelen ilginç olaylardan seçtiğim, ancak gerçek adları değiştirerek hikâye ettiğim sürprizli yol hikâyeleri bunlar. Hiroşima’dan Pearl Harbor-Honolulu’ya, Marakeş’ten Berlin’e uzanan, tren, uçak, feribot, otobüs yolculukları.

Kaynak: http://www.bizimanadolu.com/sanat/sanat56.htm. Erişim Tarihi: 15 Eylül 2012.

Bir Cevap Yazın