Etiket arşivi: vergi borcu

Genel Vergi Hukuku Ödeme Nedir?

Genel Vergi Hukuku Ödeme Nedir?

Vergi borcunu sona erdiren olağan yol ödemedir. Ödeme, vergi ve buna bağlı borçların kanuna uygun olarak yerine getirilmesidir. Ödeme eyleminin alacaklı vergi idaresi bakımından görünümü “tahsil” kavramı ile ifade edilmektedir. Tahsil vergilendirmenin son aşamasıdır. Vergi Usul Kanunu’na göre tahsil, verginin kanuna uygun olarak ödenmesidir. Vergi borcu yükümlünün bağlı bulunduğu vergi dairesine ödenir. Yükümlülerin vergi uygulaması bakımından hangi vergi dairesine bağlı bulundukları vergi kanunlarıyla belirlenmektedir. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı gerekli gördüğü hâllerde yükümlülerin bağlı olacakları vergi dairesini belirlemeye yetkilidir. Yükümlülerin bağlı bulundukları vergi dairesini belirlemede ikametgâh ve iş yeri adresleri, vergi türleri, meslek ve iş grupları gibi ölçüler kullanılmaktadır. Yükümlülerin isteğine göre ödeme yeri belirlenmesi mümkün değildir. Özel kanunlarda ödeme yeri gösterilmemiş ise kamu alacakları borçlunun ikametgâhının bulunduğu yer tahsil dairesine ödenecektir. Yükümlünün ikametgâhının bulunduğu yer vergi dairesi genel ödeme yeri olarak kabul edilmektedir. Özel hukukta borcun ifa zamanı tarafların iradeleriyle belirlenir. Vergi borcu ise kanunda gösterilen süreler içinde ödenir. Vergi borçlarının ödeme zamanının kanunda belirtilmesi, vergi hukukunun kamu hukuku karakterinden kaynaklanmaktadır. Ödeme süresinin son günü verginin vadesi tarihidir. Örneğin, Kurumlar Vergisi borcunun Nisan ayının sonuna kadar ödenmesi gerekir. 30 Nisan Kurumlar vergisinin vade tarihidir. Vergilerin vade tarihlerinin kanunda açık bir şekilde saptanması yükümlülerin vergiye uyumunu artıracaktır. Bir verginin tahsil edilebilmesi için öncelikle tahakkuk etmiş olması gerekmektedir. Tahakkuk, verginin ödenmesi gereken bir aşamaya gelmesini ifade eder. Tahakkuk etmeyen vergi borçları, kural olarak muaccel hâle gelmemektedir. Bir borcun muaccel olması, ödeme zamanının gelmiş olduğu anlamını taşır. Vergilerin ödeme zamanları kendi özel kanunlarında düzenlenmiştir. Örneğin, yükümlünün beyanı üzerinden tarh edilen gelir vergisinin Mart ve Temmuz aylarında iki eşit taksitte ödenmesi gerekir. Yükümlünün beyan edilmesi gereken geliri sadece basit usulde tespit edilen ticari kazançlardan oluşuyorsa vergi Şubat ve Haziran aylarında olmak üzere yine iki eşit taksitte ödenir. Kurumlar vergisi yükümlüleri vergilerini Nisan ayında tek seferde ödemek zorundadırlar. Veraset ve İntikal Vergisi borçları, Mayıs ve Kasım ayları içinde olmak üzere yılda iki taksit olmak üzere üç yılda ödenmesi gerekir. Motorlu Taşıtlar Vergisi her yıl Ocak ve Temmuz aylarında ödenir.

Ancak bazı hâllerde, tahakkuk etmemiş olan vergi muaccel hâle gelebilmektedir. Örneğin tahakkuku tahsile bağlı vergilerde, verginin tahsili tahakkuku da içermektedir. Bu durumlarda ayrı bir tahakkuk aşaması yoktur, tahakkuk ve tahsil aynı anda gerçekleşebilmektedir. Beyannamenin posta ile gönderilmesi hâlinde de tahakkuk beklenmeden doğrudan tahsil aşamasına geçilmektedir. Bu hâlde ödeme, beyan edilen matrahla ilgili verginin tahakkuk işleminin tamamlanması beklenmeksizin vadesinde yapılır. İkmalen, resen ve idarece tarh edilen vergiler taksit zamanından önce tahakkuk etmiş ise taksit süreleri içinde, taksit süreleri kısmen ya da tamamen geçtikten sonra tahakkuk etmiş ise geçmiş taksitler, tahakkuk tarihinden başlayarak bir ay içinde ödenir. Ülkeyi terk ve ölüm gibi yükümlülüğü kaldıran durumlarda, beyan üzerine tarh olunan vergiler beyanname verme süreleri içinde ödenir. Vergi mahkemesinde dava açıldığı için tahsili durdurulan vergilerden taksit süresi geçmiş olanlar mahkeme kararına göre hesaplanan vergiye ait ihbarnamenin tebliğinden itibaren bir ay içinde, taksit süreleri geçmeyenler ise taksit zamanlarında ödenir. Uzlaşma konusu yapılan vergi ve cezalar uzlaşma vaki olduğu takdirde, uzlaşma tutanağı vergi ve cezaların ödeme zamanlarından önce ilgiliye tebliğ edilmiş ise kanuni ödeme zamanlarında, ödeme zamanları kısmen veya tamamen geçtikten sonra tebliğ edilmiş ise ödeme süreleri geçmiş olanlar uzlaşma tutanağının tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerekir.

Vergi mahkemesinde dava konusu yapılmayan vergi ve cezalar, dava açma süresinin bittiği tarihten itibaren bir ay içinde ödenir. Kurumlar vergisinde, tasfiyeye giren veya birleşme yoluyla ortadan kalkan kurumlarda farklı ödeme süreleri belirlenebilmektedir. Gelirinin büyük bir kısmı zirai kazançtan oluşan yükümlüler için Hazine ve Maliye Bakanlığı özel ödeme zamanları belirleyebilmektedir. Ödeme, alacaklı tahsil dairesinin yetkili ve sorumlu memurları tarafından verilecek makbuz karşılığı ya doğrudan doğruya ya da yetkili bankalar aracılığı ile yapılır. Yükümlü hesabından vergi dairesi hesabına nakil yoluyla ödeme yapılabileceği gibi, çizgili çek kullanmak yoluyla da ödeme yapılabilir. Hazine ve Maliye Bakanlığı ödemenin banka kartı, kredi kartı ve benzeri kartlar kullanmak suretiyle yapılmasını düzenlemeye yetkilidir.

Kuramsal olarak vergi ödemelerinin, beyannamelerin verildiği tarih itibariyle tamamlanması arzulanır. Bu yüzden vergi borcunun doğması ile ödenmesi arasında geçen süreyi azaltmak amacıyla kaynakta vergi kesintisi (tevkifat) ve peşin ödeme sistemleri uygulanmaktadır. Kesinti yoluyla verginin ödenmesi, vergi tahsil yöntemlerinden biridir. Kaynakta vergi kesintisi ya da stopaj olarak adlandırılan bu usule göre vergiye tabi bir kazanç ya da irat hak sahiplerine ödenirken ödemeyi yapanlar bu gelirden kanunda belirtilen orana göre vergi kesip vergi dairesine muhtasar beyanname vererek yatırırlar. Kesinti, vergi dairesinin iş yükünü azaltan ve vergi alacağının bir an önce vergi dairesine ulaşmasını temin eden bir tahsil yöntemidir. Peşin ödeme yöntemi, daha sonra tespit edilecek vergi borcundan mahsup edilmek üzere, verginin bazı ölçütlerden hareketle, önceden ödenmesidir. Peşin ödeme, peşin vergi, geçici vergi gibi adlar altında Gelir ve Kurumlar vergisi bakımından uygulama alanı bulmuştur. Peşin verginin amacı, ücretliler gibi bir kısım gelir sahiplerine ait vergilerin kaynakta kesilmesine karşılık, beyan esasına göre vergilendirilenlerin vergilerini izleyen takvim yılında ödeme olanağına sahip olmaları nedeniyle oluşan eşitsizliğin önlenmesidir. Vergi borcunun vadesinde ödenmemesi, borçlu bakımından, çeşitli hukuki sonuçlar doğmasına neden olur. Vergi borcunun süresi içinde ödenmemesi hâlinde, borçlar hukukundan farklı olarak, vergi yükümlüsü kendiliğinden mütemerrit duruma düşmektedir. Vergi borçlusunun temerrüde düşmesi için ayrıca bir ihtar yapılmasına gerek yoktur. Ödeme süresinin son bulması ile birlikte vergi kanunlarında yer alan yaptırımlar yükümlü hakkında kendiliğinden uygulanabilir hâle gelmektedir. Vadesinde ödenmeyen vergi borcu için vade tarihini izleyen günden itibaren gecikme zammı işlemeye başlar. Vergi borçlusu borcunu ödememekte diretirse ödenmeyen vergi, vergi dairesi tarafından cebren tahsil edilir. Yapılan ödemenin vergi aslıyla birlikte vergi aslına bağlı gecikme zammı gibi feri alacakların tamamını karşılayacak şekilde yapılması gerekir. Ödemenin, alacak aslıyla ferilerinin tamamını karşılamaması hâlinde, ödeme miktarı alacağın aslıyla ferilerine orantılı olarak mahsup edilir.

Kamu alacağının ödendiği, yetkili ve sorumlu memurlar tarafından verilen makbuzlar, imzalanıp mühürlenen tahsile ait kayıtlar ile ispat edilmektedir. Vergi kanunlarında yer alan ödeme süreleri bazı hâllerde uzatılabilmektedir. Örneğin mücbir sebeplerden birinin meydana gelmesi hâlinde, bu sebep ortadan kalkana kadar süreler işlememektedir. Bu hâlde ödeme süreleri uzamaktadır. Hazine ve Maliye Bakanlığı, zor durumları nedeniyle yükümlülere, belli şartlar altında, kanuni sürenin bir katını, kanuni sürenin bir aydan az olması hâlinde bir ayı geçmemek üzere ek süre tanıyabilmektedir. Beş yüzden fazla yükümlüsü bulunan vergi dairelerine para yatırmak bakımından yükümlülere, vadenin bitmesini takip eden tarihten başlayarak 15 gün içinde gün belli etmeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir. Öte yandan, Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı, beyannamelerin verilme ve ödeme sürelerinin son gününü, kanuni süresinden itibaren bir ayı geçmeyecek şekilde yeniden belirlemeye yetkilidir. (VUK mük. m.28) Kamu alacağına karşılık rızaen yapılan ödemeler sırası ile ödeme süresi başlamış henüz vadesi geçmemiş, içinde bulunulan takvim yılı sonunda zaman aşımına uğrayacak, aynı tarihte zamanaşımına uğrayacak alacaklarda her birine orantılı olarak vadesi önce gelen ve teminatsız veya az teminatlı olana mahsup edilir.

Yürürlükte Olan Kanunun Uygulan(a)maması – Zamanaşımı

Yürürlükte Olan Kanunun Uygulan(a)maması – Zamanaşımı

Hukuk kurallarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin bir başka konu zamanaşımı (mürur-u zaman)dır. Burada durum, geçmişe yürümenin/etkili olmanın tam tersidir. Geçmişe yürümede/etkili olmada, o zaman yürürlükte olmayan bir hukuk kuralının uygulanması; zamanaşımında ise, yürürlükte bulunan bir hukuk kuralının uygulanmaması söz konusudur. Zamanaşımı süresinin dolması halinde, yürürlükteki bir hukuk kuralı, süjenin-kişinin-vergiyi doğuran olayın-hukuka aykırı fiilin-vergilendirme işleminin şartları nedeniyle uygulanmamaktadır. Bu itibarla, zamanaşımı, hukuk kuralının yürürlükten kaldırılmasından (ilgasından) farklıdır. Çünkü, yürürlükten kaldırmada hukuk kuralı, objektif olarak uygulanamaz hale gelirken, zamanaşımında, sübjektif bir uygulanmazlık sözkonusu olmaktadır.

Genel Vergi Hukuku Önemli Notlar Ünite 2

Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, pek çok maddesi yürürlükten kaldırılmış bulunan Gider Vergileri Kanununda, Çevre Temizlik Vergisi ise Belediye Gelirleri Kanununda düzenlenmiştir.

“Temsilsiz vergi olmaz.” özdeyişi ile ifade edilen bu en temel vergicilik ilkesi, ulusu temsil etme yetkisi bulunmayan hiçbir kişi veya organın vergi koyamayacağı anlamına gelir. Temsil yetkisi olmayanın vergilendirme yetkisi de yoktur. Demokratik sistemlerde ulusu temsil etme yetkisi parlamentolardadır. Dolayısıyla, vergi koyma yetkisi de parlamentolara aittir. Bu yüzden modern anayasalarda bu ilke “Kanunsuz vergi olmaz.” şeklinde yer almıştır. Kanun koyma yetkisi ulus temsilcilerine ait olduğuna göre, vergilerin arkasında ulusun rızasının olduğunu söyleyebiliriz.

Devletler kendilerine vergi ödemek zorunda olan mükelleflerin çifte vergilemeye maruz kalmalarını istemez. Çünkü, vergi zaten kişiler için bir yük, bir maliyet unsurudur. Aynı yüke iki kez veya daha fazla katlanmak durumunda kalmak kabul edilebilir bir şey değildir. Bu nedenle devletler gerek tek taraflı gerekse iki taraflı girişimlerle çifte vergilemenin önlenmesi yollarını ararlar. Öte yandan, iki defa vergi ödemek zorunda olan mükellef hiç vergi vermemeyi de düşünebilir. Bunun önüne geçmek için çifte vergilemenin önlenmesi gerekmektedir.

Yargı kararları ile vergi yükümlülüğü getirilemez. Bunun nedeni devletin yapacağı işlemlerin bir kurala tabi olmasındandır. Anayasaya göre devlet bazı görevleri yerine getirebilmek için fonksiyonel bir ayırıma gitmiştir. Kural koyma yetkisi yasama organının, bu kuralları uygulama yürütme organının, kuralların uygulanması sırasında çıkabilecek uyuşmazlıkları çözmek de yargı organının görevleri arasındadır. Yargı organlarının kural koyacak olması, fonksiyon gaspı olarak nitelendirilir. Bu nedenle ilke olarak vergi koyma gibi bir karar alamazlar.