İnsanların aklına Türkler ve Vikingler denildiği zaman Tarkan Viking Kanı akıllara gelir. Lakin bu bir filmdir, çizgi romandır. Tarih Vikingler ile Hun Türklerinin karşılaştığını yazmamıştır ancak Osmanlı Türkleri ile Vikingler karşılaşmıştır.
Yıl 1627 İzlanda’dan Konstantinopolis’e
Karşıdan birkaç gemi geliyordu ama bunlar farklı bir gemiydi. Bizim balıkçı teknelerimize veyahut diğer kuzeylilerin gemilerine benzemiyordu. Sancaklarında Ay-Yıldız vardı. Gemiler biraz yaklaştı ve bir anda kıyamet koptu. Bir an Ragnarok başladı zannettim. Her yerden gök gürültüsüne benzeyen sesler geliyordu. Her yer yıkılmaya başladı. Tanrı Odin gazabını üstümüze mi gönderiyordu? Lakin bu Odin değildi, olamazdı. Odin bu kadar zalim değildi. Neden öz evlatlarına bunu yapsın? Tüm Tanrılarımıza dua etmeye başladık ama nafile. Kıyamet kopmaya devam ediyordu. Bir süre sonra sesler kesildi. Dumanların içinde kılıçlarla ve adına tüfek dedikleri silahla canavarlar geldi. Canavarların kafasında değişik bir başlık vardı. Çoğu sakalsız ve bıyıklıydı. Sakin adımlarla yavaş yavaş ilerliyorlardı. Yaralıların yanlarından geçiyorlar ama onlara hiçbir şey yapmıyorlar. Bir tane farklı bir başlık takan ve sakallı biri yanındakileri eliyle bir yerleri işaret ediyor ve bir şeyler söylüyordu. Sanırım bu kralları olmalıydı. Sonra yaralıları öldürmeye başladılar. Erkeklerimizin elinde silahları vardı ama mukavemet etmeye cesaretleri yoktu. Canavarlar ise bu duruma hiç aldırış etmiyordu. Tüm erkekleri ve kadınları sıraya dizdiler. Sonra elimizdeki tüm silahları aldılar. Kadınları ve erkekleri çırılçıplak soydular. Bizi saatlerce incelediler, not aldılar. Bazılarımızı ayrı bir yere yerleştirdiler ve ellerimizi bağladılar. Birkaç saat sonra benle birlikte diğer seçilenleri bir tekneye bindirdiler. Cezayir dedikleri yere gittik. Bazılarımızı oraya bıraktılar geri kalan ise benle birlikte Konstantinopolis denilen yere gitti. Az bir kısmımızı da Kefe denilen yere gönderdiler. Burada Tatar hanı aldığı erkekleri sarayında hizmetçi yapmış. Kadınlarını ise cariye olarak almış.
Şu an başkent dedikleri Konstantinopolis dedikleri yerdeyiz. Bizi kaçıranlara Türk deniyormuş. Şu an bir Türk’ün evinde kölesiyim ama bana çok iyi davranıyor. Burada iyi besleniyorum. Türk dilini de öğrendim. Sıcak su odaları var. Adına hamam diyorlar. Türkler burayı çok seviyor. Sürekli sıcak suyun içinde yüzüyorlar. Biz kuzeyliler sıcak suya hasretiz.
Senede 1 defa belki yıkanırız ama Türkler her gün yıkanıyor. Sahibim sayesinde ben de sık sık yıkanıyorum. Ayrıca Kahve diye bir şey var. Türkler bunu çok içiyor. Ben tadını hiç beğenmedim. Bu kahveden ne zevk alıyorlar anlamış değilim. Türk kadınları da çok kibirli. Üzerlerinde muhakkak yüzükler ve küpeler var. Gösterişi çok seviyorlar ve çok namuslular. Alışveriş dışında erkeklerle çok konuşmazlar ve kadınlar burada dilerlerse mahkemeye gidip kocalarını boşayabiliyor. Bunun dışında Türk yemekleri çok lezzetli. Buraya geldiğimden beri kilo aldım. Burada hayvan da çok. Ben de genellikle Türk’ün kümes hayvanları ile ilgileniyorum. Bir de evin içinde konuşan bir kuş var. Papağanmış cinsi. Burada bir sürü hayvan çeşidi öğrendim. Sahibim Türk, papağana bir ad takmış. Adı Kâmil. İnanır mısınız? Aynı bir insan gibi konuşuyor. En çok söylediği cümle ise “Çok Yaşa Sultan!”. Hayatım boyunca böyle bir şey ne görmüştüm ne de duymuştum. Bunu İskandinavya’da anlatsam kimse inanmaz.
Kâmil sahibine deli gibi bağlı. Kafeste yaşamıyor. Dışarıda özgürce dolaşıp tekrar eve geri dönüyor. Ben de aynı Papağan Kâmil gibiyim. Boynumda tasma yok, ellerimde ve ayaklarımda zincir yok. İstediğim zaman dışarı çıkabiliyorum. Kaçmak çok kolay ama korkuyorum. Kaçmaya korkuyorum ve her gün Tanrılara dua ediyorum. Aileme ne oldu bilmiyorum. Umarım öldüğümde onları Valhalla da görebilirim. Tyr ve Thor nerede? Neden bizi kurtarmıyor! Ey Ulu Tanrılar! Duyun sesimi…
Türklerin 1627’deki İzlanda seferinde esir edilen kuzeylinin notları
Ek Bilgi: Türklerin Kuzeylilere yaptığı seferden dolayı 1627 yılında başlayarak 1900’lü yılların sonlarına kadar İzlanda’da Türk öldürmek anayasa ile serbestti ve Türk öldürmenin bir cezası yoktu.
Kaçırılan Kuzeyliler anısına yapılan şarkı. Tyrkjaránid (Türk Baskını)
Türk’ün Savaşçı Ruhu: Bozkırın Çelik İradesi
Türk milleti, tarih sahnesine çıktığı ilk andan itibaren, coğrafyaları şekillendiren, orduları dize getiren ve devlet kurma sanatını doruklara taşıyan eşsiz bir savaşçı kimliğiyle damga vurmuştur. Bu savaşçılık ruhu, sadece kaba kuvvetten değil, stratejik dehâdan, sarsılmaz disiplinden ve töreye bağlılıktan beslenir.
I. Bozkır Taktikleri ve Atın Kanatları
Türk savaşçısının ünü, öncelikle at sırtında kazandığı mutlak üstünlükten gelir. Bozkırın zorlu coğrafyasında yoğrulmuş olan Türk süvarileri, dünyanın gördüğü en hızlı, en çevik ve en disiplinli mobil güçtür.
- Atlı Okçuluk Sanatı: Türk atlı okçusu, dört nala giderken dahi tam isabetle ok atabilme, özellikle de “Geri Çekilme Taktiği” (Turan/Hilâl Taktiği) ile düşmanı tuzağa çekme konusunda çağının ötesindeydi. Bu taktiksel zekâ, sayıca üstün düşman ordularını defalarca bozguna uğratmıştır.
- Hız ve Özgürlük: At, Türk’ün ayağındaki pranga değil, kanadı olmuştur. Bu hareket kabiliyeti sayesinde Hunlardan Selçuklulara kadar kurulan imparatorluklar, devasa mesafeleri hızla aşarak tarihin seyrini değiştirmiştir.
II. Disiplin, Törensellik ve Onluk Sistem
Türk savaşçılığının asıl gücü, askeri organizasyon ve disiplinindedir.
- Mete Han’ın Dehası: Büyük Hun İmparatoru Mete Han tarafından kurulan ve günümüz ordularının temelini oluşturan Onluk Sistem, emir-komuta zincirini kusursuz hale getirerek orduları küçük birimlerden imparatorluk düzeyinde devasa yapılara dönüştürmüştür. Bu sistem, disiplini ve komuta yeteneğini garanti altına almıştır.
- Alp Ruhu: Türk savaşçısı, sadece kılıç sallayan bir asker değil, aynı zamanda “Alp” kimliğiyle anılan; adaletli, dürüst, korkusuz ve töresine bağlı bir kahramandır. Savaşa girmeden önce bile ahlaki kodlara bağlı kalmak, Türk savaşçı ruhunun yüksek karakterini gösterir.
III. Cihan Hakimiyeti ve Tarihe Yön Veren Miras
Türk savaşçılığının etkisi, sadece Anadolu sınırlarında kalmamış, Asya’dan Avrupa içlerine kadar uzanmıştır.
- İmparatorlukların Kurucusu: Hunlar, Göktürkler, Selçuklular, Gazneliler ve son olarak Osmanlı İmparatorluğu… Her biri, Türk savaşçılarının disiplini ve fetih azmi sayesinde dünya tarihinin en büyük devletlerini kurmuşlardır.
- Bizans’tan Viyana’ya: Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açan Selçuklular, Fatih Sultan Mehmed’in surları yıkan dehası ve Çanakkale’de yedi düvele geçit vermeyen kahramanlıklar; Türk askeri zekâsının ve vatan sevgisinin asla sönmeyeceğinin en güçlü kanıtlarıdır.
Türk savaşçısı, tarih boyunca daima bir düzen kurucu, bir sınır belirleyici ve bir haysiyet koruyucusu olmuştur. Bu ruh, bugün de vatanın ve bayrağın en güçlü teminatıdır.
