Kendine özgü bilimsel tutku ve dehası ile astronomiye modern niteliğini kazandırdı.
Kopernik’in hayran olduğu Güneş’e adeta ‘taptı.’ Evrendeki tüm cisimlerin en yücesi, en büyüğü olarak Güneş’i kabul ediyordu.
Newton buluşlarında kendisinin ortaya attığı yasalardan yararlanınca, öldükten sonra da olsa ‘Astronominin Prensi’ unvanını aldı.
Gözün ve teleskopun çalışmasını inceleyerek kendi adıyla anılan teleskopu geliştirdi.
Çağının çoğu bilim adamı, gökcisimlerinin dünyanın çevresinde döndüğüne inanırken, Kopernik’in Güneş’in merkez olup, dünya gibi gezegenlerin onun etrafında hareket ettiği kuramını temel aldı.
Kopernik, güneşin merkezi konumunu matematiksel bir kuram olarak sunarken, kendisi bunu fiziksel bir gerçeklik olarak tanımladı.
Yasalarını şekillendirmede kullandığı zor ve uzun matematik işlemlerini, hesap makineleri olmadığı halde, büyük bir yetkinlikle gerçekleştirdi.
Bilim kurgunun ilk örneklerinden sayılan Düş isimli eserinde Ay’a yapılan bir yolculuğu anlattı.
Uzayın derinliklerinin keşfedilmesinin kapılarını açan bu eşsiz bilim adamının mezarı, Otuz Yıl Savaşları’nın karmaşasında kayboldu.