Site icon Türkçe Malumatlar

Yaşam Öyküsü/Biyografi

Edebiyat, sanat, spor, sosyal ya da fen bilimleri gibi kendi alanlarında tanınmış, ün yapmış, okurun ilgisini çekecek kişilerin yaşam öykülerini araştırarak okuyana bilgi vermeyi amaçlayan yazı türüdür (Kantemir, 1995:273). Yaşam öykülerinin belli bir uzunluğu yoktur; bazen bir fıkra kadar kısa bazen de bir roman kadar uzun olabilir. Uzunluğu ne kadar olursa olsun yaşam öyküsü yazmak ayrıntılı bir çalışmayı gerektirir. Yaşam öyküsü olabildiğince nesnel olmalı, gerçeklere bağlı kalmalı, anlatımına düş gücü karışmamalı ve belgelere dayalı olarak kaleme alınmalıdır. Yaşam öyküleri yazılış amacına göre farklılıklar göstermekle beraber yazımında dikkat edilmesi gereken belirleyici özellikleri şöyledir (Aktaş ve Gündüz, 2009; Çelebioğlu, 2007):

• Yaşam öykülerinde tarihsel gerçeklik en önemli ögedir. Bu nedenle yaşam öyküleri açık, sade ve tarafsız bir görüşle yazılmalıdır.

• Yaşam öyküsü anlatılacak kişinin çocukluğundan itibaren yaşamı ele alınır.

• Yaşam öyküsünde anlatılacak kişinin öğrenim yaşamı, yetişmesini etkileyen başlıca etkenler belirtilir.

• Yaşam öyküsünde kişinin bireysel ve toplumsal özellikleri yansıtılır.

• Yaşam öyküsünde ele alınan kişinin ürettiği değerler, başarıları ve önemi aktarılır.

• Yaşam öyküsü yazımında gerçekler saptırılmaz, ancak gerçekler sanatçı duyarlılığı ile yazılır. • Yaşam öyküsünde üçüncü kişili anlatım kullanılır.

Yaşam öyküsü, batı edebiyatında kökeni yüzyıllar öncesine uzanan en eski yazılı anlatım türlerindendir. Batıda bağımsız bir tür olarak yaşam öyküsünün öncüsü olarak, M.S. 46-120 yılları arasında yaşamış olan Yunanlı yazar Plutarkhos ve onun pek çoğu tanınmış isimleri anlattığı Paralel Hayatlar adlı eseri gösterilir. Rönesansla birlikte bu türde yazılan örnekler armaya başlar. Stefan Zweig’in Dünya Fikir Mimarları adlı eseri dünya edebiyatında yer alan önemli bir örnektir. Türk edebiyatında da çok eski dönemlerde uygulanmış bir yazı türü olan yaşam öyküsünün izlerine 8. yüzyılda Orhun Yazıtları ve Yenisey yazıtlarında rastlanır. (Çelebioğlu, 2007: 18). Osmanlı döneminde yaşam öyküsü yazım geleneğinin önemli adımları tezkirecilikle atılmıştır. Anadolu sahasında ilk tezkire örneği, 16. yüzyılda, Edirneli Sehî Bey’in sunduğu Heşt Behişt (Sekiz Cennet)’tir. 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar bu gelenek sürmüştür. Tezkireler, edebiyat tarihimiz için önemli kaynaklar arasında yer almıştır. Türk edebiyatında batılı anlamda yaşam öyküsü yazımına 19. yüzyılda, Tanzimat edebiyatından itibaren rastlanır. Bu dönemde yaşam öyküsü türünde eserlerin sayısı ve çeşitliliği artmıştır. Mehmed Siraceddin, Recaizade Mahmut, Ebüzziya Tevfik, Muallim Naci, Namık Kemal, Faik Reşat, Beşir Fuad, Ahmet Mithat yaşam öyküsü türünde eser veren yazarlar arasındadır (Çelebioğlu, 2007: 18).

Yaşam öykülerinin yazılış amacı tarihsel süreçte farklılık gösterdiği gibi yazılış biçimleri de farklılık göstermektedir (Gökalp Aslan, 2009: 247). Ansiklopedik yaşam öyküsünde, söz konusu kişinin yaşamının önemli kesitleri ele alınmakta kişisel yaşamına dair bilgi verilmemektedir. Meydan Larousse, Ana Britannica gibi temel başvuru ansiklopedilerindeki yaşam öyküleri bu türe örnek verilebilir. Bir diğer yaşam öyküsü yazım türü, belgesel yaşam öyküsüdür. Söz konusu kişiyi ayrıntılı olarak aktaran bu tür yazım, genellikle akademik araştırma örnekleridir. Edebi yaşam öyküsü tarzında yazılan yaşam öyküleri tanınmış kişilerin yaşamının yazınsal bir değer taşıyacak şekilde yazılmasıdır. Bu tür yazımda araştırmacının belgeselci kimliği ile yaratıcı kimliği birleşir. Son yıllarda giderek yaygınlaşan bir yaşam öyküsü yazma biçimi de söyleşi biçiminde yaşam öyküsüdür. Bu tür yazımda, kişi hayattayken birinci elden toplanan bilgilerle belgelerin birleşmesi söz konusudur.

Cumhuriyet döneminde Türk edebiyatında Mithat Cemal Kuntay, Abdülhak Şinasi Hisar, Yakup Kadri, Behçet Necatigil, Şevket Süreyya Aydemir, Saadettin Nüzhet Ergun, Beşir Ayvazoğlu, Mehmet Kaplan, Asım Bezirci, Atilla Özkırımlı, Ayşe Kulin, Selim İleri farklı türde yaşam öyküsü yazan yazarlardan bazılarıdır.

Aşağıdaki örnekte Türk edebiyatında öykü türünde ünlü yazarlarımızdan Sait Faik Abasıyanık’ın yaşamının önemli kesitleri ele alınarak kişisel yaşamına dair bilgi verilmektedir.

ABASIYANIK, Sait Faik, öykü yazarı (Adapazarı 1906 – İstanbul 1954). Abasızoğullarından kereste tüccarı Mehmet Faik’in oğlu. İlköğretimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi’nde yaptı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ailesi İstanbul’a yerleşince İstanbul Erkek Lisesine verildi. Onuncu sınıfa arkadaşlarıyla Arapça öğretmenine yaptıkları bir şaka okuldan uzaklaştırılmalarına yol açtı ve lise öğrenimini Bursa’da tamamladı (1928). İstanbu Edebiyat Fakültesine devama başladıysa da aradığını bulamadı ve ayrıldı, babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için Lozan’a gitti (1931). Orada da ancak on beş gün kalabildi, Fransa’nın Grenoble kentine geçti. Grenoble’de kaldığı üç yıl süresince öğrenimini bir yana bırakarak gönlünce yaşadı, babası tarafından geri çağrılınca da döndü (1935). Halıcıoğlu Ermeni Yetim Okulundaki Türkçe öğretmenliği kısa sürdü. Babasının desteğiyle giriştiği fasulye tüccarlığı da iflasla sonuçlandı. Daha sonra belli bir işle uğraşmadı. Haber gazetesinde bir ay süren adliye muhabirliği (1942) dışında ölen babasının (1939) bıraktığı gelirle yaşadı, yazarlığı meslek edindi. 1944’te tutulduğu sirozdan kurtulamayarak öldü. Mezarı Zincirlikuyu’dadır. Lise yıllarında şiir ve öyküler yazmaya başlayan Sait Faik’in Uçurtmalar adlı ilk yazısı Milliyet gazetesinde yayımlandı (9 Ocak 1929). Bursa Lisesi’nde kompozisyon ödevi olarak yazdığı ilk öyküsü İpekli Mendil, edebiyat hocasının övgüleriyle karşılanınca ikincisini, Zemberek’i yazdı. 1934’te Varlık’ta yayımlanmaya başlayan öyküleriyle hemen dikkat çekti, ilk şiirlerinin çoğunu da yayımlamadı. Şiiri ikinci bir uğraş edinmiş, uzun öykü sayılabilecek iki roman, öykü özelliği taşıyan elliyi aşkın röportaj yazmıştır. 171 öyküsüyle 49 röportajı on üç kitapta toplandı. Basılmış olan on altı kitabı önce Varlık (1965), sonra Bilgi Yayınevi’nce sekiz kitapta toplandı (1970). 1953’te Amerika’daki Mark Twain Derneği’nce, modern edebiyata katkılarından dolayı onur üyeliği verildi. Burgaz’daki evi de müze haline getirildi (1964). (…)

Kaynak: Atilla Özkırımlı (1982). Türk Edebiyatı Ansiklopedisi 1 (A-C). İstanbul: Cem Yayınevi, s.12-14.

Exit mobile version