Kral Arthur, ortaçağ tarihçelerine ve romantizmlerine göre, 5. yüzyılın sonlarında ve başlarında Britanya’nın Sakson işgalcilerine karşı verilen savaşlarda Kelt Britanyalılarının lideri olan efsanevi bir Kelt Britanyalıydı. Arthur’un hikayesinin detayları ağırlıklı olarak Galli mitolojisi, İngiliz folkloru ve edebi buluşlardan oluşur ve onun tarihselliği hakkında anlaşmazlık ve tartışma vardır.
Arthur efsanesinin temaları, olayları ve karakterleri metinden metne büyük ölçüde değişse de ve tek bir kanonik versiyon olmasa da, Geoffrey’in olay versiyonu genellikle sonraki hikayeler için başlangıç noktası oldu. Geoffrey, Arthur’u Saksonları yenen ve geniş bir imparatorluk kuran bir Britanya kralı olarak tasvir etti. Arthur’un babası Uther Pendragon, büyücü Merlin, Arthur’un karısı Guinevere, kılıç Excalibur, Arthur’un Tintagel’deki gebeliği, Camlann’da Mordred’e karşı son savaşı, ve Avalon’da son dinlenme.
“Bu kılıcı taştan çıkaran kişi, tüm Britanya’nın hâkimi olacaktır.”
Aslında bütün hikâye bu kehanetle ve efsanevi kılıcı daha 15 yaşındayken taştan çıkarmasıyla başlar. Çocuk Arthur’un ailesinden olan (aslında evlatlık) Ector babası, Kay kardeşi idi ancak kılıcı çıkarsa bile İngiltere kralı olamayacağı çünkü ailesinin soylu bir aileden gelmediği öne sürülmüştü. Bunun üzerine Ector onu evlatlık edindiğini söylemek zorunda kalmıştır. O sıraların en büyük kâhini (Druid’i) olan Merlin bu evlatlık olayını onayladı ve Merlin’in de yardımıyla Arthur tahta çıktı. Gerçekte ise babası Britanya Kralı Uther Pendragon, annesi ise Cornwal Düşesi Igraine idi. Tamamen kralın soyundan geliyordu. Arthur kral olduktan sonraki dönemler ise çok daha karanlıktır. Genel inanışa göre topraklarını genişletmiş ve halka kendini zamanla sevdirmiştir. Margawse ile evlendi, ancak İrlanda seferinden sonra evlilikleri tanrıları çok kızdırdı ve ikisini lanetlediler. Arthur’un bilmediği şey Margawse’nin aslında öz kardeşi olduğudur ve Merlin’in bununla ilgili de bir sözü vardır: “Bu birleşmeden doğacak çocuk sana elleriyle ölümü getirecek.” Arthur doğacak bütün soylu çocukları bir gemide topladı ve denizaşırı ülkelere yollanmasını emretti, bunun üzerine yalnızca bir oğlu kurtuldu. Kıyılarda bir adam buldu onu ve adını Mordred yaptı. Daha sonraları yeni bir yasal varis arayışına giren Kral Arthur, Sör Leodegrance’nin kızı Guinevere ile evlendi, bu da onu hem yuvarlak masa şövalyelerinin en büyük söz sahibi olma hem de imparatorluğa yeni bir veliaht verme imkânı doğurdu. Kral Arthur bu sıralarda büyük Roma İmparatorluğu’na bile kafa tutacak bir hâle gelmişti, nitekim de zaferle sonuçlamıştı. Yanında ise sadık dostu Lancelot vardı ancak zamanla bu yakın dost ona ihanet edecek ve Guinevere ile Lancelot arasındaki yakınlaşma aşka dönüşecekti. Arthur’un ve şövalyelerin güvenini kaybeden Lancelot’un en büyük destekçisi Gawain de artık onun düşmanıydı. Çünkü Lancelot’un gözünü bürüyen bu lanetli aşk, kraliçesini kaçırmaya çalışırken Gawain’in kardeşlerini de öldürmesine yol açmıştı. Mordred, kraliçeye ve tüm imparatorluğa sahip olacağını ve Arthur’un artık yaşamadığını söyledi herkese. Bunun üzerine tekrar İngiltere’nin korunması için bir sefer birlik verildi ve eski dostlar tekrar birleşti. Ancak Arthur ve Mordred çoktan savaşa başlamışlardı bile. Arthur’un, oğluna son kılıç darbesini vuracakken Mordred’den ölümcül bir darbe aldığı söylenir. Arthur sonunda son nefeslerini veriyordu. Son isteği olarak ölürken, yanındaki Bedivere’den Excalibur’u alıp göle atmasını istedi. Ancak bunu başaramadı. Kılıç göz kamaştırıcıydı ve bunu yapamadı, elleri titredi ancak 3. denemesinde attı. Arthur artık ölmüştü, yuvarlak masa şövalyeleri dağılmıştı. Lancelot ise kralının kılıcının bekçisi olarak Excalibur’un taşının etrafına bir kilise yaptırıp o kilisede bir papaz olarak yaşadı, son nefesine kadar orayı korudu.
