Şalom aleihem -Şalom Aleyke (İbranice: שָׁלוֹם עֲלֵיכֶם, romanize: Şālóm ʻalêiḥem),Yahudiler’in kendi aralarında kullandıkları ve İbranicede “barış seninle olsun” anlamına gelen sözlü selamlamadır. Bu selamlamaya karşılık ise aleihem şalom (עֲלֵיכֶם שָׁלוֹם; lit. ‘barış, seninle de olsun’) cevabı verilir. Yahudiler vesilesiyle yaklaşık MS 650’lerde İslam’a da geçen şalom aleihem selamı, zamanla Arapça’da selâmün aleyküm formunu almıştır.
Şalom, M.Ō. 1000’li yıllarda yaşamış zalim, acımasız ve katliamcı ilk Yahudi-İsrail kent devleti kralının adıdır.
Aleyke ise; “üzerine, dâhil, tâbi, tabâ” yani “Kral Şalom’un milletindenim” demektir.
Bugün “şalom aleyke” – selamün aleyküm diyerek selamlaşanlar, üç bin yıl önceki bir Yahudi kralın milliyetindenim diyen ve bunu esenleşme sanan gafillerdir.
Tıpkı bir parola gibi..
Araplar da cahiliye döneminde akrabaları olan Yahudilerden selamlaşma sözü olarak aldılar.
“Şalom Aleyke” sözü o dönemlerde “selamün aleyküm” olarak kullanılmaya başlandı.
Oysa Oğuz Kağan destanında, Göktürk Yazıtlarında ve Kaşgarlı Mahmut’un Bağdat’ta 1072 – 1074 yılları arasında Araplara Türkçe öğretmek için yazdığı eserinde kün (gün) tün (gece) ay (ışık) sözcükleri geçer.
Bugün kullandığımız günaydın, tünaydın selamlamaları Türk varlığı kadar eskidir ve bizimdir.
Türkçede esenleşme sözcüğü varken -İbranice kökenli- “selamün aleyküm” demeyi Müslümanlık sananlar öğrensin, bilsin isterim.
Dinlerin bazı yönergeleri ( örneğin İslam dinindeki Hadislerin büyük çoğunluğu ) işte böyle bir rivayet batağıdır ( tabii ki önyargısız sınayıp, sorgulayabilen ve bilimsel kuşku duyabilenler için… )
Karşılaşmalarda;
– iyi günler,
– günaydın,
– gününüz aydın olsun,
– iyi akşamlar,
– iyi geceler.
Uğurlamalarda (ayrılırken);
– uğur(lar) ola,
– uğurlar olsun,
– güle güle,
– esen kalın,
– görüşmek üzere,
– görüşürüz,
– sağlıcakla kalın,
– mutlu kalın..
şeklindeki kullanımların daha doğru seçimler olduğu kanısındayım.
Yahudiden aşırma Arap selamını hala belirli bir grup PAROLA gibi kullanıyor. Ama ben Şalom’un tebası veya Arap takipçisi değilim.
Kaynak: Prof. Dr. Ahmet SALTIK
