“Cindy” adlı dişi bir köpekbalığının, hayatını onu balık ağından kurtaran Avustralyalı balıkçı Arnold Pointer ile “karşılıklı bir bağ” geliştirdiği inanılması güç hikâye, 2008 yılında e-postalar aracılığıyla yayılan bir PowerPoint sunumunda anlatılmıştı.
Fransız dergisi “Le magazine des voyages de pêche” 56. sayısında şaşırtıcı bir haberi gündeme getirdi: İnanılmaz bir aşk hikâyesi.
Avustralya’nın güneyinde profesyonel balıkçılık yapan Arnold Pointer, ağlarına takılan kocaman bir dişi Büyük Beyaz Köpekbalığı’nı ölümden kurtardı. Ancak şimdi balıkçının başı dertte:
Pointer şöyle diyor: “Aradan 2 yıl geçti ve hâlâ peşimi bırakmıyor. Nereye gidersem beni takip ediyor ve varlığı tüm balıkları korkutup kaçırıyor. Artık ne yapacağımı bilmiyorum.”
Neredeyse 5 metre uzunluğundaki bir köpekbalığından kurtulmak kolay değil çünkü Büyük Beyazlar vahşi yaşam koruma yasalarıyla koruma altında. Ama Arnold ile “Cindy” arasında karşılıklı bir yakınlık oluşmuş. Arnold şöyle anlatıyor:
“Tekneyi durdurduğumda yanıma geliyor, sırtüstü dönüyor ve karnını, boynunu sevmeme izin veriyor. Hırıltı çıkarıyor, gözlerini deviriyor ve yüzgeçlerini suya vurup oynatıyor; sanki mutluymuş gibi…”
İNANILMAZ!!!
PowerPoint sunumunda kullanılan görseller, köpekbalıkları konusunda uzmanlaşmış iki deniz biyoloğu Michael Scholl ve Thomas Peschak’a aittir. Fotoğraflar, farklı bağlamlarda çekilmiş koleksiyonlardan alınmıştır; hiçbirinin Avustralyalı bir balıkçının köpekbalığını balık ağından kurtarmasıyla ilgisi yoktur ve hepsi aynı köpekbalığını da göstermemektedir.
Sunumda birkaç kez kullanılan görsellerden biri, Eylül 2005’te Africa Geographic dergisinde yayımlanan Scholl ve Peschak’ın “Shark Detectives” (Köpekbalığı Dedektifleri) adlı makalesine eşlik eden, bir kayakçıyı takip eden köpekbalığının fotoğrafıdır. Slaytta kullanılan bir başka görsel ise Aralık 2005’te The Big Issue dergisinde yayımlanan “Sharky Shores” adlı yazıda yer almıştır. Diğer köpekbalığı fotoğrafları ise Michael Scholl’un White Shark Trust internet sitesindeki fotoğraf galerisi bölümünde bulunabilir.
Yani Olay Gerçek Değildir!
Büyük beyaz köpekbalığı, okyanusun en etkileyici ve korkulan yırtıcılarından biridir. Bilimsel adıyla Carcharodon carcharias, bu canlılar devasa boyutlara ulaşabilir; en büyükleri 6 metreden daha uzun ve 2.000 kilogramın üzerinde olabilir. Vücutları torpil şeklindedir, bu sayede suda olağanüstü hızlara ulaşabilirler. Sırtları genellikle gri veya kahverengi, karınları ise beyazdır. Bu renklenme, avlanırken kamufle olmalarına yardımcı olur. Su yüzeyinden bakıldığında, koyu renkli sırtı okyanusun derinlikleriyle birleşirken, aşağıdan bakıldığında açık renkli karnı gökyüzünün parlaklığına uyum sağlar.
Büyük beyaz köpekbalıkları, balinalar, foklar ve deniz aslanları gibi büyük deniz memelileriyle beslenirler. Avlarını tespit etmek için gelişmiş duyularını kullanırlar. Su içinde birkaç kilometre uzaktaki kan kokusunu alabilirler ve avlarının elektrik alanlarını algılayabilen özel organlara sahiptirler. Bu keskin duyular ve güçlü çenelerindeki tırtıklı dişler sayesinde etkili birer avcıdırlar. Dişleri tek bir sıra halinde dizili değildir; arkada yedek diş sıraları bulunur ve kırılan veya düşen dişlerin yerine yenileri gelir. Bir büyük beyaz köpekbalığı ömrü boyunca binlerce diş değiştirebilir.
Bu canlılar genellikle soğuk ve ılıman sularda yaşar ve dünya genelindeki okyanuslarda bulunurlar. Tek başına avlanmayı tercih ederler ancak bazı bölgelerde belirli beslenme alanlarında bir araya gelebilirler. Bu bölgelerde hiyerarşik bir düzen kurarlar. Dişiler genellikle erkeklerden daha büyüktür ve bu, üreme ve hayatta kalma stratejileri için önemli bir özelliktir.
Büyük beyaz köpekbalıkları, insanlara karşı her zaman saldırgan değildir; birçok saldırı, kimlik yanılgısından kaynaklanır. Örneğin, bir sörfçüyü veya yüzücüyü, sıklıkla beslendikleri foklara benzetebilirler. Ekosistemde önemli bir role sahiptirler ve okyanusun dengesini korumaya yardımcı olurlar. Ne yazık ki, aşırı avlanma ve çevresel baskılar nedeniyle soyları tehlike altındadır. Koruma çabaları, bu etkileyici canlıların gelecekte de var olmasını sağlamak için hayati önem taşır.
