Homeros’un İlyada Destanı’nda adı geçen Troya Antik Kenti, yüzyıllardır arkeologların ve tarih meraklılarının ilgisini çekmiştir. Antik kentin yerini bulmak için ilk ciddi girişim, 1822 yılında İskoç araştırmacı Charles Maclaren tarafından yapılmıştır. Bölgedeki ilk höyükleri ise daha sonra Calvert Kardeşler keşfetmiştir.
Ancak Troya’nın kaderini belirleyen isim, 1870 yılında bölgeye gelen Alman tüccar ve amatör arkeolog Heinrich Schliemann olmuştur. Troya’da ilk resmi kazılar onun eliyle başlamış, fakat aynı zamanda büyük tahribat da onun çalışmalarıyla meydana gelmiştir.
Osmanlı’da Eski Eser Kanunu ve İlk Sorunlar
O dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda “Âsâr-ı Atîka Nizamnamesi” yani Eski Eser Kanunu yürürlükteydi. 1869’da Osman Hamdi Bey’in katkılarıyla düzenlenen bu kanun, Osmanlı topraklarında bulunan tüm tarihi eserlerin devlete ait olduğunu vurguluyordu. Ancak kanunda ciddi boşluklar vardı. Özellikle eserlerin eşya olarak değerlendirilmesi ve sikkelerin yurtdışına çıkarılmasına engel olmaması büyük bir sorun yaratıyordu.
Schliemann, kazılarını izinsiz şekilde yürütmeye başlayınca köylüler tarafından şikâyet edildi ve çalışmalar durduruldu. Ardından dönemin Maarif Nazırı Saffet Paşa ile görüşerek bölgeyi satın almak istediğini belirtti. Saffet Paşa ise kazı alanlarını kamulaştırarak Schliemann’a yalnızca izinli kazı hakkı verdi. Fakat Schliemann’ın tek hedefi, kenti ortaya çıkarmak değil, Priamos’un Hazinesi’ni bulmaktı.
Kazı tekniği konusunda bilgisiz ve aceleci olan Schliemann, modern arkeolojide “örnek alınmaması gereken” bir yöntem uyguladı. Troya’da açtırdığı dev yarık, bugün hâlâ “Schliemann Yarığı” olarak bilinir ve antik kente büyük zarar vermiştir.
Hazine Avı ve Osmanlı’nın Hukuk Mücadelesi
1871–1874 yılları arasındaki kazılar sonucunda Schliemann, aradığı hazineyi bulduğunu duyurdu. Ancak daha sonra bunun Priamos’un gerçek hazinesi olmadığı anlaşıldı. Yine de Schliemann, bulduklarını önce gizlice Yunanistan’a, ardından Almanya’ya kaçırdı.
Osmanlı makamları, bu kaçırma olayını öğrenince İzzettin Efendi’yi soruşturma için Çanakkale’ye gönderdi. Ardından tarihte bir ilk olan eski eser davası, Atina’da açıldı. İlk dava kaybedildi; ancak Osmanlı basınında yayınlanan sert protestolar dikkat çekti. “Bu eserler bana aittir, kim alırsa peşine düşerim” sözleriyle Osmanlı Devleti tavrını net biçimde ortaya koydu.
İkinci dava için hazırlık yapılırken, hazineyi bulmak amacıyla iki hafiye görevlendirildi. Sonuçta Osmanlı ikinci davayı kazandı; ancak Schliemann’ın sakladığı parçaların çoğu bulunamadı.
Hazinenin Akıbeti
Hazine daha sonra Almanya’ya taşındı ve burada sergilendi. Ancak II. Dünya Savaşı sırasında, Sovyetler Birliği’nin Berlin’i işgal etmesiyle eserler Rusların eline geçti. Uzun yıllar kayıp olan hazine, SSCB’nin dağılmasından sonra Moskova’daki Pușkin Müzesinde ortaya çıktı. Bugün hâlâ sergilenen bu eserler için Türkiye’nin uluslararası hukuki girişimleri sürmektedir.
Günümüzde Troya ve Osmanlı Belgeleri
Troya hazinesiyle ilgili belgeler ve Osmanlı’nın verdiği hukuk mücadelesi, günümüzde “150. Yılında Osmanlı Belgeleri Işığında Troya Kazıları” başlıklı sergi ile Troya Müzesi’nde ziyaretçilere sunulmaktadır. Bu sergi, yalnızca bir kazının değil, aynı zamanda bir kültürel miras mücadelesinin de hikâyesini gözler önüne sermektedir.
