Neptün’ün o derin, kadifemsi maviliği, sadece güzel bir renk tonu olmaktan çok, gezegenin atmosfer kimyasının bize sunduğu bir görsel şölen.
Hikaye, gezegenin atmosferini oluşturan gazlarla başlar. Neptün, Güneş Sistemi’nin en dışındaki büyük gaz devi, çoğunlukla hidrojen ve helyumdan oluşur, tıpkı Jüpiter ve Satürn gibi. Ama onun gizli silahı, atmosferinin derinliklerinde bolca bulunan metan gazıdır.
Güneş’ten gelen ışık, gezegenin atmosferine çarptığında, okyanusun dibine ulaşan güneş ışığı gibi bir yolculuğa çıkar. Metan gazı, bu ışık yolculuğunda bir filtre görevi görür.
Metan, kırmızı ışığı acımasızca emer. Gelen ışık tayfındaki bütün kırmızılıkları ve sıcak tonları yutar. Geriye ne kalır? Geriye kalan ışık tayfı, tamamen mavi ve yeşil tonlardan oluşur. İşte bu kalan mavi ışık, uzaya geri saçılır.
Bu durum, bize Neptün’ü o bildiğimiz koyu, derin, okyanus mavisi renginde görme şansı verir.
Aslında, Neptün’ün hemen iç komşusu olan Uranüs de metan içerir, ama Neptün’ün atmosferi biraz daha yoğun ve metan miktarı biraz daha farklıdır. Bu da Uranüs’ün daha soluk, deniz yeşili bir tonda görünmesine yol açar. Neptün’ün mavisi ise bu yüzden daha keskin, daha koyu ve daha hipnotize edicidir. O mavi, gezegenin soğuk ve fırtınalı derinliklerinin bir imzasıdır.
