Osman Gazi gerçekte şöyle bir tipti yüksek ihtimalle. Günümüzde internette “Osman Gazi portresi” diye dolaşan çizimlerin büyük çoğunluğu, tarihsel gerçeklikle değil, 16. yüzyıl Osmanlı sarayının ideolojik ve estetik algısıyla oluşturulmuş hayal ürünleridir; çünkü Osman Gazi dönemine ait hiçbir çağdaş portre, minyatür ya da betimleyici kayıt elimizde yoktur. Bu sözde portrelerde gösterilen iri yapılı, uzun sakallı, sarıklı figür aslında 1300’lerin yarı göçebe, bozkır kültürüne mensup bir Türkmen beyinin gerçek siluetinden uzaktır. Ancak ilk Selçuklular hakkında bazı görseller ve heykeller mevcuttur. Göçebe kökenli ilk Selçukluların çekik gözlü, seyrek sakallı, kısa bacaklı ve iri vücutlu olduğu tespit edilmiştir. Bu heykellerden bazıları İngiltere’de müzelerde sergilenmektedir.
O dönemin Oğuz-Türkmen kavimleri, antropolojik olarak hâlâ saf veya yarı saf Orta Asya kökenlidir: çekik gözlü, yayvan yüzlü, kısa boylu ama çevik yapılı, yüksek elmacık kemikli savaşçılar. Genetik çalışmalar, iskelet kalıntıları ve kafatası analizleri de bu fiziksel tipolojiyi desteklerken; erken Osmanlı beylerinin giydiği kıyafetler de süslü saray kaftanlarından değil, deri çukhalar, börkler ve fonksiyonel göçebe giysilerinden oluşur. Sarık, ipek kaftan veya minber duruşları gibi unsurlar, Osmanlı’nın klasik dönem (Fatih sonrası) algısıyla üretilmiş tarihî makyajlardır. Dolayısıyla bugün paylaşılan o idealize Osman Gazi portreleri, bir tarihî şahsiyetin değil; imparatorluğun kendine atadığı “soylu başlangıç” mitinin görsel temsilleridir. Ve evet gerçek Osman Gazi muhtemelen bu tipe sahipti: çekik gözlü, sert bakışlı, sakalı seyrek ama yüzü savaş yorgunluğu taşıyan, börklü başıyla at üzerinde yaşayan, deriden yapılmış sade bir yelek giyen, kararlılıkla okunu geren bir bozkır beyiydi. Süslü tahtlarda değil, toprak üstünde yürüyerek bir imparatorluğun ilk adımını atan adam.
Avrupa’lı bazı tarihçiler ise Osman Gazi’nin “Tatarlara” benzediğini dile getirmiştir.
Kaynak: Matthew Enver
Osman Gazi’nin Gerçek adı
Osman Gazi’nin doğduğu ve yaşadığı 13. yüzyıl Anadolu’sunda yoğun bir şekilde kullanılan Oğuzca/Türkçe isimlerin Arapçaya çevrilmesi veya uyarlanması süreci yatar. Araştırmacılar, Osman Gazi’nin isminin aslında saf bir Türkçe isim olan “Ataman” (Türkçede “ata/reis/lider” anlamına gelen bir unvan veya isim) olduğunu öne sürer. Bu teoriye göre, Bizans ve Arap kaynaklarına geçiş sırasında veya zamanla dinî kimliğin ön plana çıkmasıyla birlikte, “Ataman” ismi fonetik olarak benzer olan ve İslami bir isim olan “Osman” (Arapça: عثمان) şekline dönüşmüştür. Türkçedeki ‘t’ ve ‘d’ seslerinin Arapça ve Farsça transliterasyonlarında farklılaşması bu dönüşüme örnek gösterilir.
