Site icon Türkçe Malumatlar

OSMANLI’DA SADRAZAMLIK: MAKAM DEĞİL, BAŞA TAKILAN BİR KEFEN

Osmanlı tarihinde en tehlikeli makam sorulsa, çoğu kişi padişah der; ama işin gerçeğini bilenler için en riskli görev sadrazamlıktır. Çünkü sadrazamlık Osmanlı’da sadece bir “başbakanlık” değildi; devletin bütün yükünü, bütün günahını, bütün vebalini sırtlanan bir kefendi. Hatta çoğu sadrazam göreve gelirken “Bir hata olursa önce benim kelle gider” düşüncesiyle makamına oturur, bunu da devletin selameti için doğal görürdü.

Osmanlı İmparatorluğu’nda İdam Edilen Önemli Sadrazamlar

Sadrazam AdıPadişah Dönemiİdam Yılıİdam Nedeni ve Önemi
Çandarlı Halil PaşaFatih Sultan Mehmed1453(İlk İdam Edilen Sadrazam) İstanbul’un Fethi’nden hemen sonra, Fatih’in mutlak otoritesini tesis etme ve eski, güçlü Çandarlı ailesinin etkisini kırma hamlesi.
Makbul İbrahim PaşaKanuni Sultan Süleyman1536Pargalı İbrahim Paşa olarak da bilinir. Kanuni’nin yakın dostuydu ancak aşırı güçlenmesi, “serasker sultan” unvanını kullanması ve siyasi rakiplerinin entrikaları sonucu sarayda boğdurulmuştur.
Kara Mustafa PaşaIV. Murad1638Revan Seferi sırasındaki kuşatmayı gereğinden fazla uzatması ve askeri başarısızlığı nedeniyle Bağdat yakınlarında idam edilmiştir.
Melek Ahmed PaşaIV. Mehmed1651Siyasi çekişmeler ve Köprülü ailesinin yükselişi sırasında tasfiye edilmiştir.
Süleyman PaşaIV. Mehmed1655Başarısızlıkları ve saraydaki güç mücadeleleri nedeniyle idam edilmiştir.
Köse Ali PaşaIV. Mehmed1659Girit Seferi’ndeki askeri başarısızlıkları ve Padişahın güvenini kaybetmesi sonucu idam edilmiştir.
Kara Mustafa PaşaAvcı Mehmed (IV. Mehmed)1683(II. Viyana Kuşatması) Kuşatmanın başarısızlığı ve Osmanlı ordusunun büyük bir yenilgi almasından birinci derecede sorumlu tutularak Belgrad’da idam edilmiştir.
Sarı Süleyman PaşaII. Süleyman1687II. Mohaç Meydan Muharebesi’ndeki yenilginin sorumlusu olarak görülmüş ve bu büyük askeri felaket sonrası idam edilmiştir.
Nevşehirli Damat İbrahim PaşaIII. Ahmed1730(Lale Devri Sonu) Patrona Halil İsyanı sırasında isyancıların ve halkın baskısıyla Padişah tarafından feda edilerek idam edilmiştir.
Koca Yusuf PaşaIII. Selim1792Birçok kez Sadrazamlık yapmıştır. Görevden alındıktan sonra çıkan siyasi karışıklıklar ve Padişah üzerindeki etkisini kaybetmesi sonucu idam edilmiştir.

Bu insanlar öyle makama yapışmazdı; aksine makam onları yiyip bitirirdi. Çünkü sadrazam, bazen padişahın emriyle devlet çıkarı için dış ülkelerle öyle oyunlar kurmak, öyle ince siyasetler çevirmek zorunda kalırdı ki, o işler başarısız olursa “ihanet” damgası yiyip idam edilmeye razı olurlardı. Devletin selameti için üstlendikleri risk, bir insanın taşıyabileceği yükün çok ötesindeydi.

Osmanlı’da kirli iş padişaha yakışmaz; bu nedenle o işin siyasi sorumluluğu sadrazama bırakılırdı. Bu yüzden padişah, bir anlamda sadrazamının ipini elinde tutar; iyi giderse ödüllendirir, işler sarpa sararsa ilk bedeli sadrazam öderdi.


ÇANDARLI HALİL PAŞA MESELESİ: DİZİLERDEKİ GİBİ DEĞİL

Bugün bazı diziler Çandarlı Halil Paşa’yı Fatih Sultan Mehmet’e karşı bir “hain” gibi gösterir ama hakikatte durum çok daha derindir. Çandarlı, fetret devrini görmüş, Osmanlı’nın dağılmanın eşiğinden nasıl döndüğüne bizzat şahit olmuş bir devlet büyüğüydü. Devletin mali yapısını kuran, askeri protokolü düzenleyen, sülalesiyle birlikte Osmanlı’nın temel taşlarından olan bir aileden geliyordu.

Fatih Sultan Mehmet, lalasını severdi, sayardı, zekâsına güvenir, dış siyasetle ilgili derin oyunlarda ona tam yetki verirdi. Bizans’la kurduğu ilişkiler, perde arkası temaslar, ince diplomasi tamamen Fatih’in bilgisi dahilindeydi.

Çandarlı’nın idam edilmesinin asıl nedeni bu gizli oyunlar değildi. Çandarlı, Osmanlı’nın içte yeniden parçalanabileceği korkusunu üzerinden atamıyordu. Bu yüzden Fatih’in cesur, hızlı ve agresif askeri planlarına hep engel olmaya çalışıyordu. Fatih ise İstanbul’un fethinden sonra Çandarlı’nın fikrinin değişeceğini umuyordu. Ne var ki iki ay geçmesine rağmen Paşa hâlâ tereddütlüydü.

Fatih, bu tereddüdün ileride devlet içinde bir güven krizine dönüşeceğini düşündü. Çünkü Çandarlı sağ kaldığı sürece yeniçerinin, ilmiye sınıfının, vezirlerin bir bölümünün onun tarafına geçme ihtimali vardı. Fatih bu nedenle en zor kararlardan birini verdi: idam.

Bugün kulağa çok sert geliyor ama o dönem devletin bekası, bireyin duygularından üstündü. Devletin bekası için en sevdiği lalasını dahi feda etmekten çekinmedi.

Ayrıca Osmanlı Çandarlı ailesini tamamen silseydi, Halil Paşa’nın oğlu İbrahim’i sadrazam yapmazdı. Bu da Fatih’in meseleye kişisel değil, tamamen devlet açısından baktığını gösteriyor.


OSMANLI’DA MAKAM: ŞEREF DEĞİL, CAN PAHASINA MESULİYET

Eskiden devlet makamı demek, başa bela demekti.

Bir vezir, bir kadı, bir beylerbeyi, bir sadrazam…
Hepsi devlet adına gerektiğinde canını ortaya koyardı.
Padişahın ve devletin adına leke gelmesin diye nice devlet adamı kendini feda etti.

Bu gelenek Türk devlet zihniyetinin 2500 yıllık temelidir.
Devlet için makam sahibi ölümü göze alır; ailesinin geleceği ise devlet garantisindedir.

Bugün birileri Osmanlı’ya saydırsa da mesele sadece bir imparatorluk meselesi değildir; bu Türk devlet aklının tarih boyunca işleyiş biçimidir.


BU ANLAYIŞ BUGÜN VAR MI? HAYIR!

Şimdi dönelim günümüze…

Osmanlı’da sadrazamlar canından oluyordu;
bugünün siyasetçileri makamdan ayrılsa tazminat, maaş, koruma, lojman, özel araç, danışman ordusu ile yoluna devam ediyor.

Eskiden makamı taşıyamayanın kellesi giderdi,
şimdi makamı kötü yönetenin cezası yok, “özür” bile dileyen yok.

Eskiden devlet adamı milletin hakkını yememek için titrerdi;
bugün çoğu siyasetçi milletin sırtından geçinir, sanki devlet şirketleri babasının malıymış gibi davranır.

Eskiden yanlış yapan devlet adamı önce kendi hesabını verirdi;
bugün yapılan yanlışların faturasını her zaman millet ödüyor.

Eskiden devlet adamı “İstemezük!” diye bağıran kalabalığa değil, tarihe hesap verirdi.
Bugün çoğu siyasetçi sosyal medyada alkış almak için devletin geleceğini bile riske atıyor.

Eskiden makam devlet içindi.
Bugün makam çoğu kişi için konfor, prestij ve ayrıcalık anlamına geliyor.


TÜRK DEVLET AKLI: OYUN KURAR, GEREKTİĞİNDE MASKELER TAKAR

Türk devlet geleneği oyun kurma konusunda benzersizdir.
Bu, tarihte de böyledir, bugün de böyledir.

Türk devleti gerektiğinde düşmanı tuzağa çeker, gerektiğinde masaya oturur;
ama hiç kimseye saf saf yaklaşmaz.

Oğuz töresinin bir sözü vardır:
“Bizde oyuna oyunla karşılık verilir.”

Muhammed’in bir sözü vardır:
“Savaş hiledir.”

Türk devleti, düşmanı yok etmek için gerektiğinde onun damarlarına kadar girer.
Ama kendisine sadık olanı asla unutmaz, zor zamanda yanında olanların hakkını gözetir.

İşin en acı tarafı şu ki:
Bugün birçok insan Türk devlet aklının derinliğini hafife alıyor.
Tarihte bu hatayı yapanların hiçbiri sağ çıkmadı.


SON SÖZ

Dilersen inan, dilersen inanma.
Ben sadece Türk devlet geleneğinin 2500 yıllık çalışma şeklini anlatıyorum.

Cumhuriyet kuruldu diye bu akıl değişmedi;
sadece biçim değiştirdi, öz aynı kaldı.

Eskiden devlet adamı makam için canını ortaya koyardı.
Bugün çoğu siyasetçi makam için milleti ortaya koyuyor.

Eskiden devlet adamı milletin hakkını yiyene karşı acımasızdı.
Bugün milletin hakkını yiyen, televizyonlarda elleri cebinde poz veriyor.

Ama tarih gösterir ki:

Türk devleti kimseye baki değildir, ama milletine kötülük eden kimse de Türk devletinden kurtulamaz.

“Türk demek, güçlü, onurlu ve tarihini kendi elleriyle yazan demektir. Yüzyıllardır nice devlete beşiklik etmiş bu milletin ruhunda, daima bir cihan hâkimiyeti mefkûresi vardır.”

“Türk’ün yurdu, sadece çizilmiş sınırlardan ibaret değildir; Türk’ün olduğu her yer, adaletin, törenin ve medeniyetin meşalesini taşıyan kutlu bir coğrafyadır.”

“Türk milleti, zorluklar karşısında yılmayan, yıkılsa bile küllerinden yeniden doğmayı başaran, demirden bir iradeye sahiptir.”

“Dilde, dinde ve gönülde birliği sağlayan Türk milleti; necip, kahraman ve daima bağımsızlığına düşkün bir millettir.”

Exit mobile version