İran’da insanlar haklı bir ayaklanma başlatırken bir anda meydanlarda soyunanlar, İsrail yanlıları, Amerika sevdalıları çıkmaya başladı. Protestolara büyük gölge düştü. Kim tertipliyor bunları? Kim yapıyor? Ayrıca yurtdışında yaşayan devrik İran Şahının çocukları ve torunlarının da Yahudi dostu olması kafalarda soru işaretleri meydana getirdi.
İran’da şah rejimi Batılıların desteklediği İslamcılar sayesinde devrildi. Şimdi aynı batılılar İslami rejimi devirip tekrardan Şah rejimini getirmek istiyor. Avrupalılar ve Amerikalılar sadece kendi çıkarlarına hizmet ediyor ve kendi çıkarlarına göre hareket ediyor. Artık bu saatten sonra kimseye güven kalmadı.
Türkiye çok dikkatli olmalıdır. Eğer İran bölünecekse ülkedeki 20 milyon Türk’ün hakkını korumak zorundadır!
İran toprakları bin yıldır Türk’ün at koşturduğu, kılıç salladığı ve mühür vurduğu öz be öz Türk yurdudur. Bugün İran sınırları içerisinde yaşayan on milyonlarca soydaşımız, asimilasyon politikalarına ve tarihin cilvelerine rağmen Türklük gurur ve şuurunu dimdik ayakta tutmaktadır. Büyük Selçuklu’dan Gaznelilere, Harzemşahlar’dan Karakoyunlu ve Akkoyunlu’ya, en nihayetinde cihanşümul Safevi ve Kaçar hanedanlıklarına kadar bu coğrafyanın gerçek sahibi ve hakimi her zaman Türk olmuştur.
Güney Azerbaycan’dan Horasan’a, Kaşkay steplerinden Türkmen sahrasına kadar uzanan bu muazzam coğrafya, Türk dünyasının atan kalbidir. Tahran’ın sokaklarından Tebriz’in pazar yerine kadar yankılanan ses, Turan ülküsünün vazgeçilmez bir parçasıdır. İran’daki Türk varlığı sadece bir nüfus kalabalığı değil, aynı zamanda bölgenin sanatı, mimarisi, edebiyatı ve askeri gücünün ana omurgasıdır. Şah İsmail Hatayi’nin Türkçesiyle titreyen bu topraklar, bugün de aynı asil kanı taşıyanların omuzlarında yükselmektedir.
ebriz ile Ankara, Bakü ile Kaşkay arasında hiçbir sınır yoktur. Gönül coğrafyamızda çekilen sınırlar, Türk’ün özündeki birliği ve Turan’a olan sarsılmaz inancını asla yok edememiştir. Fars etkisinden sıyrılmış, kendi köklerine sarılan bir Güney Azerbaycan, tüm Türk dünyasının uyanışı için en büyük kıvılcımdır. Türk’ün olduğu her yer Türk yurdudur ve İran’ın dört bir yanındaki soydaşlarımız, bu kadim medeniyetin en sadık koruyucularıdır.
Tarih şahittir ki, Türk çekilirse bu coğrafya yetim kalır. Türk’ün adaleti ve cengaverliğiyle yoğrulmuş olan İran tarihi, aslında bir Türk tarihidir. Yarın Turan güneşinin ışıkları altında tüm kardeşlerimizle birleştiğimizde, o şanlı tarih yeniden tek bir bayrak altında hayat bulacaktır. Türk olmanın verdiği o vakur duruş, bugün İran’daki her bir gencimizin damarlarında atan asil kanda mevcuttur.
Türkiye ile Azerbaycan ilişkisi “iki ülke anlaşmış” meselesi falan değildir. Bu iş diplomasi kâğıdından önce gelir. Çünkü ortada iki devlet değil, tek millet gerçeği var. Bunu slogan diye söylemiyoruz, tarih diye söylüyoruz.
Bizim mesele kan meselesi.
Dil aynı kökten, kültür aynı damardan, tarih aynı yaradan geliyor. Anadolu Türkü de, Azerbaycan Türkü de aynı bozkırdan yürümüş, aynı atı sürmüş, aynı kelimeyle sevmiş, aynı kelimeyle küfretmiş. Biri Aras’ın bu tarafında kalmış, biri öbür tarafında. Hepsi bu.
Sovyet dönemi Azerbaycan’ı bizden kopardı, ama koparamadı.
Dilini bastırdılar, tarihini sansürlediler, alfabelerini değiştirdiler ama Türk’ü Türk olmaktan çıkaramadılar. Çünkü Türklük pasaportla değil, hafızayla yaşar. Hafıza da kolay silinmez.
O yüzden Azerbaycan “kardeş ülke” falan değildir.
Kardeş dediğin ayrı ana babadan olur.
Bizimki aynı soy, ayrı devlet meselesi.
Biri vuruldu mu diğeri acır.
Karabağ’da mermi sıkıldığında Anadolu’da içi sızlayan adam tesadüf değil.
2020’de Azerbaycan savaşırken Türkiye’de herkesin gözü cephedeydi. Çünkü mesele Azerbaycan’ın toprağı değil, Türk’ün namusuydu. Türkiye orada silah verdi diye değil, arkasını dönen Türk olmaz diye durdu.
Bak fark şu:
Türkiye Azerbaycan’a “stratejik ortak” demez.
Azerbaycan Türkiye’ye “komşu” demez.
İki taraf da bilir ki iş sıkıştığında kağıtlar değil, kan konuşur.
“Bir millet iki devlet” lafı boş slogan değil.
Bu lafın arkasında tarih var, sürgün var, katliam var, direnç var.
Ve en önemlisi şu var:
Azerbaycan Türk’ü yalnız bırakıldığında Türkiye eksik kalır.
Türkiye zayıfladığında Azerbaycan tehdit altındadır.
Türkçü bakış açısıyla mesele nettir:
Bu bağ çıkar için değil, varlık meselesidir.
Bugün yan yana durmazsan, yarın tek tek düşersin.
O yüzden bu ilişki geçici değildir.
Hükümetle gelip gitmez.
Anlaşmayla kurulmaz, anlaşmayla bozulmaz.
Türkiye ile Azerbaycan’ın bağı, devlet aklıyla değil, millet refleksiyle ayakta durur.
Ve o refleks kolay kolay ölmez.
İstersen bunu daha da sertleştiririm.
İstersen tarih örnekleriyle parça parça anlatırım.
Ama özü değişmez:
Türk, Türk’ün sırtını yere getirmez.
