Site icon Türkçe Malumatlar

Adalet Bunun Neresinde? Türkiye Bir Memur Cennetidir! Memurlar Türk Halkının Sırtına Yük Oluyor!

Memurların maaşları vergilerimizle ödeniyor ancak memurların çoğu iş yapmıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki vekiller kafalarına göre istediği zaman meclise gidip geliyor. Zaten yılda en az 3 ay tatil yapıyorlar. Ayrıca oturdukları yerden de bir asgari ücretlinin 2 yıl boyunca kazanamayacağı parayı 1 ayda kazanıyorlar. Sizce bu adaletli mi? Yine devlet bürokrasisinde o kadar memur olmasına rağmen çok yavaş. Çoğu işleri erken kapatıyor. “Sistem Kapandı” diyerek mesai saatinde 1-2 saat önce işi bırakıyorlar.

Memur sayısı azaltılmalıdır. Memurluk “Ekmek Kapısı” olmaktan çıkmalı ve liyakatli personeller seçilmelidir.

Ayrıca memurlar neden vatandaşlara hep üstten bakıyor? Hepsi için söylemiyoruz ama maalesef çoğu vatandaşa üstten bakıyor. Bir memur başı ağrıdı diye o gün işe gelmeyebiliyor ama sıradan bir işçi bunu yapamıyor. Memurlar hem daha az çalışıp hem daha çok tatil yapıp bir de üstüne daha çok maaş alıyor. Ama memur olmayan biri ise hem daha çok çalışıp hem daha az tatil yapıp hem de daha az para kazanıyor. Sizce bu adaletli mi?

Memurun asli görevi, devleti temsil etmek değil; devlet adına vatandaşa hizmet etmektir. Yani memur, koltuğun sahibi değil emanetçisidir. O masa, o mühür, o yetki; vatandaşın vergisiyle, vatandaş için verilmiştir. Memurluk; buyurmak, terslemek, bekletmek ya da “yarın gel” demek değildir. Memurluk; işi bilmek, hakkaniyetli olmak, eşit davranmak ve çözüm üretmektir. Kısacası memurun pusulası kamu yararı, rotası adalet, dili ise saygı olmalıdır.

Ama gel gör ki günümüzde bu tanım ile sahadaki manzara arasında ciddi bir uçurum var. Bugün birçok memur, kendisini hizmet eden değil, hizmet alanın üstünde görüyor. Vatandaş kapıdan girerken daha derdini anlatamadan yüz ifadesiyle susturuluyor, soru sorunca azar işitiyor, hakkını arayınca “sistemde yok”, “ben bakmıyorum”, “git dilekçe yaz” duvarına çarpıyor. Oysa vatandaş oraya keyfinden değil, mecburiyetinden geliyor. Devletle muhatap olurken karşısında asık surat değil, çözüm bilen bir kamu görevlisi görmek istiyor.

Bu tablonun temelinde ise liyakat sorunu yatıyor. İşini bilen, mevzuata hâkim, iletişim kurabilen insanlar yerine; torpille, referansla, “bizden” diye yerleştirilen kadrolar çoğaldıkça kamu hizmeti de aksıyor. Liyakat olmayınca özgüven bilgiye değil koltuğa dayanıyor. Bilgi olmayınca da o özgüven kibire dönüşüyor. Vatandaşa tepeden bakmanın, ukala üslubun, “sen kimsin” havasının arkasında çoğu zaman işini tam bilmeme korkusu yatıyor.

Oysa gerçek liyakatli memur, vatandaştan çekinmez; çünkü yaptığı işin arkasında durabilir. Vatandaşı küçümsemez; çünkü kendisini ondan üstün görmez. Memurluk bir statü değil, sorumluluktur. Üniforma, rozet ya da masa; insanı büyütmez. İnsanı büyüten, yaptığı işi hakkıyla yapmasıdır.

Devlet güçlü olmak istiyorsa bunu vatandaşı korkutarak değil, vatandaşına güven vererek yapar. Ve bu güvenin ilk yüzü memurdur. Güler yüzlü, adil, bilgili, liyakatli bir memur; devleti yüceltir. Tepeden bakan, işi savsaklayan, vatandaşı küçümseyen memur ise devleti değil, sadece kendi egosunu temsil eder.

Kısacası memurluk; “ben devletim” demek değil, “devlet senin hizmetinde” diyebilmektir. Bu anlayış geri gelmeden ne kurumlar düzelir ne de vatandaşın devlete olan inancı tamir olur.

Exit mobile version