İslamcı Prof. Dr. Teoman Duralı: “Müslüman olmadan Türk olunmaz. Türklüğün giriş kapısı Müslümanlıktır.” demiş. Türklüğü sadece İslam’a bağlayan Teoman Duralı kimdir? Türk müdür? Bakalım. Annesi Alman olup ölene kadar Hristiyan kalan, babası Çerkez olan, evlendiği eşi ise Fransız-Hristiyan olan biri için çok boş konuşmuş. Eskiden sadece kendi cenahı bilirdi bunları. Ama son 5 senedir AKP, Sinanoğlu ile Teoman’ı, Celal Şengör ve Ahmet Arslan’a rakip/zıtlık olarak yaratmaya çalıştı, fakat bunda da başarılı olamadı. Yine de çocukları bunların iyi parasını yedi. Yaşarken kitapları satılmayan adamın deneme yazılarını şimdi AKP Millet Kütüphaneleri’nde bedava dağıtıyor.
1) Devlet Teşkilatı ve Siyasi Güç
Türkler İslam’dan önce büyük imparatorluklar kurmuşlardır. Bunların en bilineni Büyük Hun İmparatorluğu’dur. M.Ö. 3. yüzyılda Asya bozkırlarında kurulan bu siyasi yapı, Çin gibi büyük bir medeniyetle diplomatik ve askerî rekabet yürütmüştür. Çin kaynakları Hunları ciddi bir devlet gücü olarak kaydeder.
- yüzyılda kurulan Göktürk Kağanlığı ise “Türk” adını devlet ismi olarak kullanan ilk siyasi teşkilattır. Orta Asya’da Çin’den Hazar Denizi’ne kadar uzanan geniş bir hâkimiyet alanı oluşturmuştur. Bu, göçebe bir topluluğun değil; organize, merkeziyetçi bir devlet yapısının göstergesidir.
Ardından gelen Uygur Kağanlığı, yerleşik hayata geçiş, şehirleşme ve kültürel üretim bakımından önemli bir aşamayı temsil eder. Maniheizm ve Budizm gibi dinlerle temas kurmuş, kütüphaneler ve yazılı eserler bırakmıştır.
2) Yazı ve Hukuk Kültürü
Bir milletin büyüklüğü yalnızca savaş gücüyle ölçülmez; yazılı kültürü ve hukuk anlayışıyla da ölçülür. 8. yüzyıla ait Orhun Yazıtları, Türklerin gelişmiş bir siyasi bilinç ve tarih şuuru taşıdığını gösterir. Bu yazıtlar yalnızca birer anıt değil, aynı zamanda devlet felsefesi metinleridir.
Bilge Kağan’ın halka hesap vermesi, yöneticinin millete karşı sorumluluğunu vurgulaması, “aç milleti doyurdum, çıplak milleti giydirdim” gibi ifadeler sosyal devlet anlayışının erken örnekleridir. Ayrıca “töre” kavramı, yazısız fakat bağlayıcı bir hukuk düzeninin varlığını gösterir.
3) Askerî Organizasyon ve Strateji
Türkler, atlı göçebe savaş taktikleriyle çağının en etkili askerî sistemlerinden birini kurmuştur. Onlu sistem (onluk, yüzlük, binlik birlikler) disiplinli bir ordu yapısını ortaya koyar. Bu model daha sonra farklı medeniyetler tarafından da benimsenmiştir.
Çin kaynaklarında Hun ve Göktürk ordularının disiplininden ve manevra kabiliyetinden sıkça söz edilir. Bu askeri güç, yalnızca yağma temelli değil; stratejik sınır kontrolü ve ticaret yolları hâkimiyeti üzerine kuruluydu.
4) Ekonomik ve Diplomatik Ağ
Türkler, İpek Yolu’nun önemli bölümünü kontrol etmiş, Çin, Sasani ve Bizans ile diplomatik ilişkiler kurmuştur. Göktürkler döneminde Bizans’a elçi gönderildiği bilinmektedir. Bu, uluslararası siyasette aktör olma kapasitesini gösterir.
5) Kültürel ve Toplumsal Yapı
İslam öncesi Türk toplumunda kadınların sosyal statüsü yüksekti. Hatunlar kurultaya katılır, devlet yönetiminde söz sahibi olurdu. Bu durum, birçok çağdaş medeniyete kıyasla dikkat çekicidir.
Şamanizm inancı çerçevesinde gelişen kozmoloji, doğa ile uyumlu bir dünya görüşü ortaya koymuştur. Destan geleneği, özellikle Ergenekon ve Oğuz Kağan anlatıları, güçlü bir kolektif kimlik inşasına işaret eder.
