Site icon Türkçe Malumatlar

Bok Yiyen Celal Şengör Yıldırım Beyazıt Han’a Enayi Dedi!

Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil açtı ağzını yumdu gözünü! Kendi bokunu yiyen Celal Şengör bu sefer sert kayaya çarptı!

▪️Celal Şengör, Yıldırım Bayezid Han’a enayi dedi. Enayi adamın ben savaş kazandığını görmedim. Yüz tane savaş kazanıp bir kaybedene enayi demezler, düşmanına göre bakarlar.

▪️Enayi adam, ahmak adam her savaşı kaybeder. Devletini batırır gider, hiçbir işi doğru beceremez. Yıldırım Bayezid, Osmanlı Devleti’nin Anadolu’daki birliğini sağlayan adamdır, dikkat et.

▪️Yıldırım’a Yıldırım ismi ne zaman verildi desem acaba sen ne söylersin bilemiyorum. Tahta çıktığı zaman iki seferde bütün Anadolu birliğini sağladı Yıldırım Bayezid. Ve yine 1396’da Fransızların, İngilizlerin, bütün Avrupa’nın toplamış olduğu orduyu, bir dünya gücünü mahvetti.

▪️Osmanlı’nın Balkanlar’daki kesin yerleşmesinin imzasını attı. Enayi dediğin adam öyle bir savaş kazanamaz. O 1396’da yıldırım gibi ordularını nasıl hareket ettirdiğini acaba biliyor musun? Hangi enayi kazanabilir öyle bir savaşı?

Yıldırım Bayezid dediğin adam, isminin hakkını tam manasıyla meydanlarda vermiş, adeta ateşten bir kasırgadır. Niğbolu’da bütün Avrupa’nın birleşip geldiği o devasa Haçlı ordusunu tek bir gecede yerle bir ederken, atını bir şimşek gibi cepheden cepheye sürdüğü için ona “Yıldırım” dediler. Öyle bir savaşçıydı ki, Bizans’ı ablukaya alıp titretmiş, Balkanlar’ı Türk yurdu haline getirmişti. Kılıcı kınından çıktığında karşısında durabilecek bir fani güç yok gibiydi. Ancak ne yazık ki, o kılıcın keskinliği kadar keskin olan bir huyu daha vardı: Kibiri.

Bayezid, kazandığı zaferlerin sarhoşluğuyla kendisini dünyanın tek hakimi sanmaya başlamıştı. Ankara Savaşı’ndan önce Timur gibi bir askeri dehayı küçümseme hatasına düştü. Timur’un mektuplarına verdiği o sert, hakaret dolu ve uzlaşmadan uzak cevaplar, aslında askeri bir hatadan ziyade bir gönül körlüğünün eseriydi. “Aksak bir bedevi” diye aşağılamaya çalıştığı adam, o sırada Hindistan’dan İran’a kadar dünyayı dize getirmiş, Bozkırın en disiplinli ve en korkunç savaş makinesini kurmuştu. Bayezid, kendi gücüne o kadar çok güveniyordu ki, Timur’un fillerle takviye edilmiş, her biri birer okçu dehası olan ordusunu hafife aldı.

Gelelim o muazzam orduya… Timur’un Türk-Moğol ordusu, sadece bir asker kalabalığı değil; disiplini, hızı ve stratejik zekasıyla tarihin gördüğü en kusursuz güçlerden biridir. Bozkırın kadim geleneklerini, Moğol’un disiplini ve Türk’ün savaşçı ruhuyla harmanlayan Timur, ordusunu bir orkestra şefi gibi yönetiyordu. Ankara’nın kavurucu sıcağında, susuz kalmış Osmanlı birliklerinin karşısına, her biri birer çelik kale gibi dikilen fillerle ve at üstünde imkansız atışlar yapan okçularla çıktılar. O ordu, savaşın bir kaba kuvvet değil, bir satranç oyunu olduğunu dünyaya kanıtladı.

Timur, Bayezid’in kibrini bir silah gibi ona karşı kullandı; Osmanlı’nın içindeki Tatar birliklerini kendi safına çekti ve o zamana kadar yenilmez sanılan Yıldırım’ı kendi oyununda mat etti. Sonuçta iki Türk hakanı karşı karşıya geldi; biri kibrinin kurbanı oldu, diğeri ise stratejinin ve disiplinin zaferini tarihe altın harflerle yazdırdı.

Exit mobile version