Site icon Türkçe Malumatlar

Osmanlı’da Türklüğe Hakaret Etti Diye Arap Kökenli Osmanlı Vatandaşı İdam Edildi!

Osmanlı döneminde yaşamış pek çok Osmanlı Tarihçisi Türklük ile övünürdü. Barbaros Hayrettin Paşa’nın anılarında bile Türklük ile övünülüyor. Ancak Osmanlı’da bazı şairler ise Türklüğe ettiği hakaretler ile bilinir. Bir kaç tane kişinin kullandığı “Etrak-ı Bidrak” sözü tüm Türkleri kapsamadığı gibi bu sözler Osmanlının genelini ve Osmanlı Hanedanını temsil etmemektedir. Çünkü Osmanlı hanedanının kendisi de soyunu Oğuz Kağan’a yani Türklüğe bağlamaktadır. Hatta Osmanlı döneminde bir vatandaş Türklüğe hakaret ettiği için bir Arap idam edilmiştir.

Tarihin tozlu sayfalarını araladığınızda, karşınıza öyle bir adalet ve kimlik bilinci çıkar ki; bugünün “her şey mübah” diyen sığ dünyasında bunu anlamlandırmak zordur. Osmanlı İmparatoru’nun o meşhur adaletinde, Türklük sadece bir soy sop meselesi değil, devletin bizzat omurgası, namusu ve varlık sebebiydi. Öyle ki, bu kutsal aidiyete dil uzatmanın, Türklüğü aşağılamanın bedeli, sadece bir kınama ya da hapis değil; bizzat celladın kılıcıydı. İdam sehpasına giden o yolun taşları, sadece bir hakaretle değil, devletin temel direğine vurulan bir baltayla döşenirdi.

Peki, neden bu kadar sertti bu ceza? Çünkü o dönemde biliyorlardı ki; bir milleti ayakta tutan ne hazinesi ne de ordusudur. Bir milleti ayakta tutan, kendi kimliğine duyduğu o sarsılmaz saygıdır. Türklüğe hakaret etmek, sadece yaşayanlara değil; Orta Asya’dan Viyana kapılarına kadar kan dökmüş atalara, Malazgirt’in ruhuna ve Söğüt’te dikilen o çınarın köklerine küfretmek demekti. Devlet, kendi varlığını borçlu olduğu bu asil kimliğe yapılan saldırıyı, bizzat vatana ihanetle eşdeğer görürdü. Türk demek, düzen demekti; Türk demek, adalet ve nizam-ı alem demekti. Bu kavrama dil uzatan, aslında nizamın kendisine savaş açmış sayılırdı.

Bugün “Türklük” kavramını tartışmaya açmaya çalışanlara, o dönemin bu keskin duruşu ibretlik bir ders niteliğindedir. O gün idamla korunan o onur, aslında bir milletin karakterinin ne kadar dokunulmaz olduğunun beyanıdır. Türk, kendi özünden koptuğu, aşağılanmasına göz yumduğu gün yıkılacağını bildiği için bu kadar sert bir duruş sergilemiştir. Türklük öyle bir zırhtır ki, bir kere delinirse ne vatan kalır ne de haysiyet.

O yüzden Osmanlı’daki o idam hükmü, aslında sadece bir ceza değil, bir muhafazadır. “Sen bu milletin özüne küfredemezsin, çünkü o öz giderse koca bir cihan devleti çöker” demektir. Bizler, Türklüğe hakaretin en ağır bedellerle ödetildiği bir gelenekten geliyoruz. Bu şuur, damarlarımızdaki asil kanda hala mevcuttur. Bin yıl da geçse, Türk’ün onuru her şeyin üzerindedir ve bu onura el uzatanın akıbeti, tarihin o karanlık ve sessiz köşelerinde yankılanmaya mahkumdur.

Exit mobile version