Site icon Türkçe Malumatlar

MEB Bizans ve Orta Asya Adını Kaldırdı! Osmanlı Devleti Yerine Türk İmparatorluğu Diyelim!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredatta yaptığı bu kavramsal değişiklikler, sıradan bir kelime oyunundan çok daha büyük, çok daha derin bir zihniyet devriminin habercisidir. Yıllardır bize dayatılan, Batı merkezli o edilgen tarih dilini nihayet elimizin tersiyle itmeye başladık. Türkolog Zülfikar Bayraktar’ın da dediği gibi, dildeki değişim düşüncenin öncüsüdür ve ders kitaplarındaki bu yeni terminoloji, Türk milletinin kendi tarihine, coğrafyasına ve geleceğine artık başı dik, özgüvenli ve kendi merkezinden baktığının açık ilanıdır.

Bakın, adamlar yüzyıllardır Türklerin Roma İmparatorluğu’nu yıktığı o muazzam gerçeği unutturmak için ders kitaplarına sinsice “Doğu Roma” yerine “Bizans” lafını soktular. Batı’nın o barbar, yağmacı ve vahşi yüzünü şirin göstermek için de sanki pikniğe gidiyorlarmış gibi “Haçlı Seferi” deyip durdular. MEB’in nihayet uyanıp bu kavramları “Haçlı Saldırısı” olarak değiştirmesi, tarihi hakikatin yerini bulmasıdır. Türk evladı artık atasının kimleri dize getirdiğini, karşısındakilerin de ne mal olduğunu net görecek.

Hele o coğrafi terimlerin prangalarından kurtulması mevzusu tam bir asalet göstergesidir. Yıllardır ders kitaplarında kanıksadığımız o ruhsuz “Orta Asya” tabirinin yerine “Türkistan” kavramının gelmesi, bir coğrafyanın sadece fiziksel bir koordinat olmadığını, bizim kadim ve sarsılmaz vatanımız olduğunu tescillemiştir. Orta Asya coğrafi bir konumdur ama Türkistan Türk’ün ruhudur, öz yurdudur. Bu hamle, genç zihinlerin aidiyet duygusunu yapay sınırların ötesine, yani öz köklerine taşıma gayretidir. Aynı şekilde, Ege Denizi’ne tarihsel ve coğrafi gerçeğe uygun olarak “Adalar Denizi” denilmesi ve denizlerimizin “Mavi Vatan” doktriniyle işlenmesi, jeopolitik uyanışımızın müjdesidir. Bu, bölgedeki hak iddialarımızın tarihsel altyapısını genç nesillerin şuuruna mühürlemektir.

Ayrıca dış güçlerin dayattığı o Ermeni veya Pontus yalanlarının gölgesinde kalmayı bırakıp, müfredata “Asılsız İddialar” vurgusunu koymak, devletin kendi tezlerini artık ne kadar özgüvenli savunacağını gösteriyor. Batı’nın dünyayı sömürmesini, milyonlarca insanı katletmesini bize “Coğrafi Keşifler” diye masum birer buluş gibi yutturmaya çalışıyorlardı; şimdi ona açıkça “Sömürgeciliğin Başlangıcı” denmesi, tarihin artık Batı’nın maskeli gözüyle değil, o sürecin bedelini ödeyenlerin ve gerçeği haykıran Türk’ün gözüyle okunacağını kanıtlıyor.

Ancak burada çok önemli, çok can alıcı bir noktayı da masaya koymak lazım. Madem bu kavramsal millileşme hamlesinde bu kadar samimiyiz, madem Türk’ün adını ve şanını hak ettiği yere koyuyoruz; o zaman bu işi yarım bırakmayalım, devlet aklına yakışır şekilde tam nihayete erdirelim. Eğer bu değişiklikleri yapanlar ve arkasındaki irade gerçekten samimiyse, ders kitaplarında “Osmanlı Devleti” adını da tamamen değiştirip hak ettiği asıl unvanı, yani “Türk İmparatorluğu” tabirini koysunlar. Çünkü o devlet, cihanı titreten o ulu çınar, öz be öz bir Türk imparatorluğuydu ve adı da tarihte öyle anılmalıdır. Kurucu unsurun, saraydaki asil törenin ve ordunun adını saklamaya gerek yok; Türk’ün hakkını Türk’e teslim etmek tam da bunu gerektirir.

Kavramlar zihnin sınırlarını belirler. Bu yeni müfredat, edilgen bir tarih anlatısından, kendi merkezini ve gücünü inşa eden etken bir Türk anlatısına geçişin ilk adımıdır. Şimdi asıl mesele, bu asil kavramların içini bilimsel derinlikle, rasyonel bir tarih bilinciyle ve sarsılmaz bir Türklük şuuruyla doldurabilmektir. Türk ırkı kendi töresine, diline ve coğrafyasına sahip çıktıkça, bu topraklarda hiçbir küresel oyun dikiş tutturamayacaktır.

Exit mobile version