Ege’nin öte yakasındaki o batının şımarık çocuğu, tarih boyunca ne zaman arkasına bir küresel gücü alsa hemen genetiğindeki o hastalıklı Megali İdea rüyasını sayıklamaya başlıyor. Dün İngiliz’in, Fransız’ın dolduruşuyla Anadolu’ya çıkıp buraları cehenneme çeviren, balkanlarda Türk kanı döken o zihniyet, bugün de gitmiş İsrail’in, okyanus ötesinin desteğine güvenerek Türkiye’ye meydan okumaya kalkıyor. Karadeniz’e gelip gizli saklı Pontus paçavralarıyla fotoğraf çekilip “buraları geri alacağız” diye havlayanlar, o toprakların fıtratını hiç anlamamış demektir. Karadeniz’in ne dalgası şakaya gelir ne de insanının çelikten iradesi. Fatih Sultan Mehmet Han’ın 1461’de o defteri bir daha açılmamak üzere kapattığını idrak edemeyenler, o çoruh gibi hırçın, o dağlar gibi sarsılmaz iradenin karşısına çıkarlarsa, tarihteki dedeleri gibi kendilerini yine Karadeniz’in derin sularında bulurlar. O paçavralarla çekilen fotoğraflar, sadece kendi aciziyetlerini ve batının elinde nasıl birer piyon olduklarını gösteren birer komedi malzemesidir.
“İstanbul’u geri alacağız, Bizans’ı dirilteceğiz” safsatası, tamamen psikolojik bir tatmin ve eziklik psikolojisidir. İstanbul, 1453’te o çağ kapatıp çağ açan dehayla, o yırtıcı akıncı ruhuyla Türkün ebedi mührünü yemiştir. Bizans dediğin o köhne, entrikalarla dolu yapı çoktan tarihin çöplüğüne gömüldü. İHA’larımızın ve o çelik gibi disipline sahip ordumuzun tek bir hamlesiyle o hayal dünyalarından uykularından bile uyanamadan cehennemi yaşarlar.
Yunanistan, tarih sahnesinde hiçbir zaman kendi bileğinin gücüyle, kendi öz iradesiyle ayakta durabilmiş bir devlet değildir. Dün balkanlarda batının desteğiyle vahşet sergileyen bu şımarık yapı, bugün Akdeniz’deki ve Ortadoğu’daki katliam şebekesi İsrail’in vagonuna takılarak Türkiye’yi bir savaşa sürükleyebileceğini sanıyor. Küresel güçlerin bölgedeki tetikçiliğini yapmaya soyunmak, egemen bir devletin değil, ancak bir sömürgenin harcıdır. Türkiye’ye meydan okumak, o güvenilen dağların, o okyanus ötesi üstlerin tek bir gecede nasıl darmadağın olacağını hesaba katmamaktır.
Yunanistan’dan Mavi Vatan Hamlesine Karşı Yeni Plan: Ege’de Deniz Parkları Formülü
Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin politikalarının temel unsurlarından biri olan Mavi Vatan doktrini, yeniden Ankara ile Atina arasındaki gündemin merkezine yerleşti. Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarını iç hukuk zeminiyle güçlendirmeyi hedefleyen yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalıştığı yönündeki iddialar, Yunanistan’da diplomatik çevreleri harekete geçirdi.
Yunan basınında yer alan haberlere göre Atina yönetimi, Ankara’nın olası adımlarına karşı kullanılabilecek hukuki ve siyasi seçenekleri değerlendirmeye başladı. Özellikle farklı diplomatik platformlarda yapılan toplantılarda, Türkiye’nin hazırlıklarına karşı izlenebilecek yol haritaları masaya yatırılıyor.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis de son dönemde yaptığı açıklamalarda, Türkiye’nin bölgede tansiyonu yükseltecek adımlar atması halinde Atina’nın buna karşı kullanabileceği çeşitli hukuki mekanizmaların bulunduğunu vurguladı. Bakan, gerektiğinde bu araçların devreye sokulabileceğini ifade ederek, Yunanistan’ın gelişmeleri yakından takip ettiğini belirtti.
Doğu Ege İçin Yeni Deniz Parkları Gündemde
Atina’nın değerlendirdiği seçenekler arasında, Ege Denizi’nin farklı noktalarında ve özellikle Doğu Ege’de yeni deniz parkları ilan edilmesi de yer alıyor. Yunanistan daha önce Temmuz 2025’te İyon Denizi ile Güney Kiklad Adaları bölgesinde iki ayrı deniz parkı oluşturmuştu.
Özellikle Kiklad Adaları çevresindeki koruma alanlarına Kinaros ve Levitha adacıklarının dahil edilmesi, Ankara’nın tepkisini çekmişti. Türkiye, söz konusu adacıkların bağımsız deniz yetki alanı oluşturamayacağı görüşünü savunuyor.
O dönemde ilan edilen parkların mevcut karasuları sınırları içerisinde tutulduğu belirtilirken, Ege Denizi’nde Yunanistan’ın fiilen uyguladığı 6 deniz mili sınırının dışına çıkılmamıştı. Buna rağmen Ankara’nın karara itiraz ettiği hatırlatılıyor.
Çevre Koruma ve Egemenlik Tartışmaları
Yunan kaynaklar, Doğu Ege ve On İki Ada çevresindeki birçok küçük ada ve adacığın zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olduğunu, bu nedenle yeni çevre koruma alanlarının ilan edilmesinin değerlendirildiğini aktarıyor.
Ancak Atina’daki diplomatik çevreler, şu aşamada tüm senaryoların teorik düzeyde ele alındığını ve Yunanistan’ın atacağı somut adımların, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde izleyeceği politikalarla doğrudan bağlantılı olacağını ifade ediyor.
Böylece Mavi Vatan ekseninde şekillenen deniz yetki alanları tartışmalarının, önümüzdeki dönemde çevre koruma projeleri ve uluslararası hukuk argümanları üzerinden yeni bir boyut kazanabileceği değerlendiriliyor.
Yunanistan Spike NLOS Sistemlerini Türkiye Sınırına Konuşlandıracak
Ege’nin karşı yakasındaki o batının şımarık çocuğu, kendi bileğinin gücüyle ayakta duramadığı için yine tarihteki gibi birilerinin eteğine yapışmış durumda. Bu sefer de Akdeniz’in katliam şebekesi İsrail’den dilendiği Spike NLOS füze sistemlerini adalara ve Meriç sınırına yığarak Türkiye’ye güya gözdağı vermeye çalışıyor. Yunan basınında yer alan haberlere bakılırsa, Avlonas’ta apar topar verdikleri operatör eğitimlerinin ardından bu sistemleri yaz aylarında adalara sevk edip, yıl sonuna kadar da teslimatları tamamlamayı planlıyorlar. Yanına bir de İsrail yapımı Orbiter İHA’larını koyup adaları ve çıkarma hatlarını savunacak yeni nesil bir konsept geliştirdiklerini iddia ediyorlar. Ağ merkezli harekât, gerçek zamanlı hedef takibi gibi fiyakalı terimlerin arkasına sığınarak Doğu Ege’de caydırıcılık artıracaklarını sanıyorlar.
Açık konuşalım: Bu korkakça hamleler, tarihten zerre ders almadıklarının ve Türkün çelik iradesi karşısında yaşadıkları ezikliğin en net kanıtıdır. Kendi teknolojisini üretemeyen, dışarıdan satın aldığı füzeyle ve başkasının maşalığını yaparak sınırımıza dikilen bu zihniyet, sömürge mantığından öteye geçemez. Mete Han’dan Fatih’e, o kadim Bozkır askeri doktrininden bugünün siber akıncılarına kadar savaş meydanlarında destan yazan Türk tarihi; devşirme stratejilerle veya başkasının silahıyla meydan okumaya kalkanların sonunun hep hüsran olduğunu defalarca göstermiştir.
Yunanistan o adalara istediği füzeyi koysun, unuttukları ya da görmek istemedikleri çok net bir gerçek var: Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait SİHA’lar o adaları zaten 7/24 “BBG Evi” gibi izliyor. Bahar Kalkanı Harekâtı’nda sadece 25 günde 205 askeri kara platformunu paramparça edip yok eden bir Türk ordusundan bahsediyoruz. Onlar dışarıdan Spike füzesi bekleyedursun, Türk savunma sanayiinin devi ROKETSAN, o füzenin muadili olan ama çok daha uzun menzilli CİDA Uzun Menzilli Tanksavar Füzesi’ni tanıttı bile. Kara, deniz ve hava platformlarından atılabilen bu yerli canavar, on binlerce füze üretmiş devasa bir altyapıyla yakında seri üretime geçiyor.
Yunan’ın o araca monte edip “kolay hedef” haline getirdiği sistemlerin karşısına, TSK omuzdan atılan KARAOK füzelerini çoktan envantere dizerek cevap verdi. Nitekim İzmir’de daha yeni icra edilen EFES-2026 Tatbikatı sırasında bu yerli sistemlerin sergilediği amansız performans, dostu düşmanı zaten titretti. Sadece bununla da bitmiyor; ASELSAN’ın göz açtırmayan elektronik harp sistemleri, BAYKAR’ın yeni nesil İHA’ları ve ROKETSAN’ın stratejik dengeleri altüst eden TAYFUN Balistik Füzesi ile yeni hava savunma sistemleri Türk ordusunun çelik kalkanını oluşturuyor. Bir F-16’nın tek bir sortide tam 8 adet taşıyabildiği ve 100 kilometrenin üzerindeki hedefleri milimetrik vuran ASELSAN üretimi TOLUN mühimmatı envanterde yerini almışken, sınır boylarında harita başında hayal kurmak sadece bir gaflet uykusudur.
Tarih boyunca rüzgâr gibi esen Türk süvarilerinin ve akıncılarının ruhu, bugün yerli mühendisliğin akıllı mühimmatlarında ve Türk askerinin sarsılmaz disiplininde canlı canlı yaşıyor. Başkasının parasıyla ve silahıyla sınır boyunda kabadayılık yapmaya kalkan piyonlar, o çelik iradenin tek bir hamlesiyle kendilerini yine tarihteki o aynı karanlık sonun içinde bulurlar. Unutmasınlar; bu topraklarda kuralları her zaman ecdadın heybetini taşıyanlar yazar!
