Duyguların eğitilebilir olması, duygularının eğitiminin verilmediği yerde duygusal cehalet kavramını gündeme getirir.
Günümüzde birçok yetişkin bile günlük olaylar karşısında gerçek duygularını fark edememekte, bu duygularını etkin bir şekilde dile getirememektedir.
Bunun yerine öfkesini göstermekte, ya da alaycı bir eda ile konuşmakta, ya da isim takma gibi duygusal zorbalık olarak adlandırabileceğimiz tür aşağılamalara girişmektedir.
Oysa orada belki dile getirmek istediği kendi kompleksi, kıskançlığı ya da huzursuzluğudur.
Ancak kişi gerçek duyguları ile yüzleştikten sonra ve bu duyguları etkin bir şekilde dile getirdikten sonra çevresindekilerle olumlu bir ilişki kurabilir.
Bazen gerçek duygular çok derinlerde gizli olabilir. Onları tanımak, fark etmek zamanımızı alabilir ama zamanı buna ayırmak uzun vadede huzurlu bir yaşam demektir.
Evliliklere de baktığımızda sorunların çoğunun duyguların anlaşılmaması ve dile getirilmemesinden kaynaklandığı fark edilir.
Duygular üzerine odaklanıp, onları anlayıp dile getirmek ve çevremizdekilerin duygu ve gereksinimlerini anlayıp o gereksinmeleri karşılamak hem daha sorunsuz, hem daha yapıcı hem de daha huzurlu bir yaşama kapıları açar.