
Bazı yazarlar, yaşadıkları önemli olayları, duygu ya da düşüncelerini bir deftere yazarlar. Kişinin kendi algı ve bakış açısına göre günü gününe yazılan, üzerinde yazıldığı günün tarihi bulunan yazılara ve bu yazılardan oluşturulan yapıtlara günlük denir. Günlükler yazıldığı andaki duygu ve düşünceleri, değişikliğe uğramadan bugüne taşırlar. Günlük yazarı yaşadığı anı içtenlikle anlatır. Günlükler bir anlamda yazarın kendisi ile konuşması, iç dökmesidir. Suut Kemal Yetkin, günlük yazma gereksinimini şöyle dile getirmektedir:
İnsanın içini dökmeden edemediği dakikalar olur. Bir dost, bu dakikalarda erişilmez bir değer kazanır. Ama her şey bir dosta söylenemez ki! Onun için, hele bir insan yazarsa, içinin gizli kıvrımlarını görmesini biliyorsa, masasının başına geçip kalemi eline almadan edemez. İşte günlük dediğimiz, yazarın kendi kendisiyle alçak sesle konuşmasından doğmuştur. (akt. Özdemir 2002:186).
Anı türünden farkı, günlüklerin olayların yaşandığı zaman diliminde kaleme alınmasıdır. Oysa anı yazıları, olayların yaşandığı zamandan çok sonra bir kerede kaleme alınır. Bu yönüyle anı yazıları bellekte kaldığı kadarıyla yazılırken günlükler, bellekte bütün tazeliğini korurken yazılır. Bu nedenle de günlükler anılara göre daha çok belge niteliği taşırlar (Çonoğlu, 2009: 242). Günlüğün edebî bir tür olmasında usta kalemlerin rolü vardır. Günlük yazımında Özdemir (2002: 186-187) üç türden söz eder. Birincisi, yazarın kendi içi dünyasını yansıttığı içe dönük günlüklerdir. Bu tür günlüklerde yazar, düşündüklerini olduğu gibi günlüklerine yansıtır ve son derece içtendir. İkinci tür günlük ise dışa dönük günlüklerdir. Bu türde yazar, yaşadıkları çağın önemli olaylarını, tarihi, sosyal yapıyı anlatır. Bu iki türün dışında bir de yazarın bir yapıt ortaya çıkarma sürecini günü gününe aktardığı günlükler vardır. Yazar, bu tür günlükte yapıtı ile ilgili kaygılarını, çalışma yöntemini gösterir. Günlük yazarken dikkat edilmesi gereken belirleyici özellikleri şöyle sıralayabiliriz:
• Günlükler bir şeyi kanıtlama amacı taşımazlar. Bu nedenle günlükte kanıttan çok içtenlik önemlidir.
• Günlükte eğer bir olay anlatılacaksa mantıksal bir düzen içinde anlatılmalıdır.
• Günlüklerde öznel ve konuşma diline yakın bir dil kullanılır.
Batı’da özellikle 19. yüzyılda büyük artış gösteren ve birçoğu Türkçeye çevrilen bazı önemli günlükler ve yazarları şunlardır: Franz Kafka’nın yazdığı Günlükler adlı eseri, Andre Gide’in Günlük’ü Albert Camus’nun Defterler’i, Virginia Woolf ’un Bir Yazarın Günlüğü, Stefan Zweig’in Günlükler’i. Türk edebiyatında günlük türü nedense diğer yazılı anlatı türlerine göre pek gelişmiş bir tür değildir. Bunda günlükleri yayınlama konusundaki çekingenlik kadar kişinin özel dünyasını içeren yazıların paylaşılma kaygısının da bulunması etkili olabilir. Bir anlatı türü olarak Tanzimat’la birlikte edebiyatımıza giren günlüğün ilk örneği Direktör Ali Bey’in Hindistan’a yaptığı gezinin izlenimlerini içeren Seyahat Jurnali (1897) adlı eserdir. Bu örneği şair Nigâr Hanım’ın ölümünden sonra yayımlanan Hayatımın Hikâyesi, Ahmet Refik’in Kafkas Yollarında adlı seyahat günlüğü, Ömer Seyfettin’in Balkan Harbi günlerini anlatan Ruznâmesi izler. Günlük türünün asıl gelişimi 1950 sonrası Nurullah Ataç ile başlar. Salah Birsel, Tomris Uyar, Oğuz Atay, Cemil Meriç, Cemal Süreya, Cahit Zarifoğlu, Hilmi Yavuz, Adalet Ağaoğlu, Fethi Naci, Oktay Akbal bu türde yapıtları olan yazarlarımızdan bazılarıdır.
Aşağıda Salah Birsel’in günlük türünde yazdığı örneği anı türüyle karşılaştırarak okuyunuz.
12 aralık
Kimi zaman kitaplarıma ad bulmakta çok darlık çekerim. Bulduğum adlardan hiç birini beğenmem. Dört Köşeli Üçgen için de öyle oldu. Ona bir ara Kara Taş Üzerinde Kara Koyun diyecektim. Son anda caydım. Edebiyat kahveleriyle ilgili anılarımı yayınlarken de çok bunaldım. Tam 47 ad buldum. Sonunda Kahveler Kitabı’nda karar kıldım. Peygamberler Kitabı da diyecektim. Çok karışıklık olur diye çekindim. Kimi zaman da kitabımın adı önceden takılır aklıma. Sen Beni Sev için öyle olmuştur. Şiirin İlkeleri, Dünya İşleri, Hacivatın Karısı, Ases, Kikirikname için de aynı şeyi söyleyebilirim. (…)
15 aralık
Bir hafta çalışarak “Amerikalı Tolstoy”u temize çektim. 20 daktilo sayfası. Demek aşağı yukarı, günde üç sayfa. Bu, temize çekerken kimi düzeltmeler yapmam yüzündendir. Yoksa bir günde daktiloda 8-9 sayfa yazabiliyrum. Daha çoğunu değil. Yoruluyorum.
18 aralık
Sabahleyin beş buçukta uyandım. Kafamın, dün yazmaya başladığım -hazırlığını bir aydır yapıyorum- denemeye kurulu olarak beni beklediğini gördüm. Hemen masamın başına geçerek, denememi havaya kaldıracak çeşniyi çiziştirdim. Bir ara salondan çakmağımı almaya gittim. Dönerken onu pantolonumun sağ cebinde -solunda anahtarlar vardır- taşımayı çok sevdiğimi saptadım. Buna da, salondaki masadan sekiz adım ve iki ayak ötedeki odama -bu aralığı iki kez saydım- gelirken büyük hazlar aldığımı görerek vardım. Saat yedide yeniden yattım.
7.20’de yeniden kalktım. Bu kez günlük yazmaya durdum. Ama bir şey yazamadım. Belleğim biraz önceki canlılığını yitirmişti. Kafamın içindeki bir sürahi mi dökülmüştü, ne? Sekiz buçukta yeniden yattım. On buçukta kalktım. J’ye sabahki çalışmalarımı anlattım. Orada da kaldım. Akşama değin bir daha odama ayak atmadım. Tek satır bile okumadım. J. Biraz soğuk almıştı. Onun için koşuştum durdum.
Kaynak: Salâh Birsel (1976). Kuşları örtünmek (Günlük: 1972-1975), İstanbul: Ada Yayınları, s.201-202.
