Kürdleri maşa olarak kullanıp Orta Doğu’da suyu kontrol edecekler. Türkiye’deki Kürd meselesi hem siyasi, hem coğrafi hem de askeri olarak İsrail ve ABD’nin çıkarlarına hizmet etmektedir. Avrupa Birliği ise yıllardır süre gelen Türk düşmanlığının verdiği misyondan dolayı Türkiye’nin zararına olan her şeyi kabul etmektedir. Kürdistan’ın kurulmasıyla İsrail hem tampon bölge olacak hem de İsrail temiz suyu kontrol edecek. İlerde büyük savaşlar patlak verecek. Kısaca Kürt terörizmi ile Türkiye Orta Doğu Pastasından pay alamayacak ve kaynakları İsrail ile ABD’nin kontrolüne geçecek.
Bunun hazırlığı olarak;
Kuzey Irak’taki Kürt örgütleri İsrail’den lojistik ve eğitim desteği almıştır.
İsrail ise buradaki grupları bölgesel denklemde denge unsuru olarak değerlendirmiştir.
Kürt yönetimleri İsrail ile ticari ve ekonomik ilişkiler kurmuştur.
Türkiye’deki Kürtçüler de İsrail’e açıktan destek vermektedir.
Lozan Antlaşması (1923), modern Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını ve uluslararası statüsünü belirleyen temel belgedir. Ancak antlaşma metninin kendisi, günümüzde Türkiye’nin komşuları Irak ve Suriye ile yaşadığı Fırat ve Dicle nehirlerinin su paylaşımı meselesini doğrudan ve detaylı bir şekilde düzenlememektedir. Lozan Antlaşması ve Su Meselesinin Temeli Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınmasını sağlayan çatı anlaşma olsa da, bazı başlıkları özellikle Ortadoğu açısından belirsiz bırakmıştır. Bunların başında sınırlar ve su kaynaklarının nasıl yönetileceği gelir. Bölgeyi haritada gezinen iki büyük nehir, Fırat ve Dicle, o dönem birçok ülkenin stratejik hesabının merkezindeydi.
1. Irak Sınırı, Musul Meselesi ve Su
Lozan, Türkiye ile İngiltere arasında Musul Vilayeti konusunda ortak bir karara varılamadığı için sınırı netleştiremedi. Anlaşmanın 3. maddesi, Musul’un geleceğinin dokuz ay içinde Türkiye ve İngiltere arasında yapılacak görüşmelerle çözülmesini öngörüyordu. Eğer sonuç çıkmazsa konu Milletler Cemiyeti’ne taşınacaktı.
Bu süreçte su doğrudan madde olarak tartışılmadı, ama Musul’un önemi sadece petrol değildi. Fırat-Dicle havzasının kritik konumu, tüm müzakerelerin arka planında sessiz bir gölge gibi duruyordu.
1926’da Ankara Antlaşması yapılarak sınır kesinleşti. Ancak bu anlaşma bile suyun paylaşımına dair bir kota ya da bağlayıcı bir düzenleme getirmedi.
2. Suriye Sınırı ve Su
Lozan, Türkiye ile Suriye arasındaki sınırları büyük ölçüde 1921 Ankara Antlaşması’nı temel alarak belirledi.
Sınır sularına ilişkin bazı genel hükümler bulunsa da, Fırat ve Dicle gibi büyük nehirlerle ilgili detaylı bir paylaşım mekanizması oluşturulmadı. Yani su meselesi gelecekteki ikili görüşmelere bırakıldı.
Bu belirsizlik zamanla Türkiye-Suriye-Irak üçgeninde suyu diplomatik bir koz haline getirdi.
Lozan Sonrası Su Politikalarının Gelişimi
Türkiye, suyun büyük bölümünün kaynağı kendi sınırları içinde olduğu için Fırat ve Dicle’yi “sınır aşan su” olarak kabul eder. Yani suyun kaynağında bulunmanın getirdiği doğal hakları savunur.
Suriye ve Irak ise bu nehirleri “uluslararası nehir” olarak tanımlar ve akışın kendilerine adil şekilde bırakılmasını talep eder. Bu iki farklı yaklaşım, suyun zaman zaman bölgesel gerilimlere dönüşmesine yol açtı.
Türkiye GAP projesiyle bölgedeki suyu enerji ve tarım için etkin şekilde kullanmaya başladı. Bu da suyun jeopolitik değerini daha da artırdı.
İsrail, ABD ve “Kürdistan” Üzerinden Su Kontrolü Tartışması
Ortadoğu’da su petrol kadar değerli. Bu yüzden büyük devletlerin politikaları sadece enerji üzerinden değil, su kaynakları üzerinden de okunuyor. Bu çerçevede bazı analizlerde İsrail ve ABD’nin bölgedeki su planlamaları şöyle yorumlanıyor:
1. Suya Erişim Stratejisi
İsrail’in ciddi bir doğal su kaynağı sorunu var. Ülke yıllardır suyu ya dışarıdan temin ediyor ya da yoğun tuz arıtma teknolojilerine yatırım yapıyor. Buna rağmen uzun vadeli stratejilerde Fırat-Dicle havzasının bölgesel dengeyi belirleyen bir kaynak olduğu sıkça vurgulanıyor.
ABD’nin Ortadoğu politikası da enerji, su yolları ve askeri üsler ekseninde şekilleniyor.
2. “Kürdistan” Tartışması ve Su
Bazı jeopolitik analizlerde ABD ve İsrail’in kuzey Irak, kuzey Suriye ve kısmen güneydoğu Türkiye’yi içeren bölgede bir “Kürdistan devleti” fikrine sıcak bakmasının sebeplerinden biri olarak şu iddialar öne çıkıyor:
Bölgenin Fırat ve Dicle’yi besleyen su kaynaklarına yakın olması.
Yani suyu kontrol eden, hem Irak’ın hem Suriye’nin hem de Türkiye’nin bölgesel gücünü etkileyebilir.
Bu bakış açısına göre olası bir “Kürdistan”:
- İsrail için stratejik bir su partneri olabilir
- ABD için Ortadoğu’da kalıcı bir ileri karakol niteliği taşıyabilir
- Türkiye, Irak ve Suriye’nin su güvenliğini etkileyebilir
3. Su Üzerinden Bölgesel Baskı
Irak ve Suriye’nin iç karışıklıklarla zayıfladığı dönemlerde suyun bölgesel bir baskı aracı olarak daha fazla önem kazandığı da ifade ediliyor.
Su kaynaklarını kontrol eden güç, sadece tarım ve enerji üzerinde değil, toplumların yaşam damarlarında söz sahibi oluyor.
Kürt ve Suriyeli Meselesi ile Irkçılığın Artması
Türkiye’de Kürt ve Suriyeli meselesi ile ırkçılık her ne kadar artsa da aslında ırkçı olarak gösterilen genç gruplar radikalizmden çok uzak. Zira bu grupların silahlı bir örgütleri olmadığı gibi bir siyasi parti çatısı altında da değiller. Çoğu mecburiyetten Zafer Partisini alternatif olarak görmekte ya da AKP’yi devirmek için CHP’yi desteklemektedir.
Irkçı olarak gösterilen gruplar aslında ırkçı değil sadece milliyetçi vatanseverlerdir. Türkiye’de aslında gerçek manada ırkçı olan insanlar vardır fakat bunların sayısı azınlıktır. Türkiye ırkçı rüzgarın tesirine girerse orta doğu ve Avrupa telafisi olmayacak bir savaşa girecektir. Çünkü ırkçılık siyasi ve politik doğruculuk değildir. Kürt meselesi, Suriyeliler, APO’nun salınacağı haberleri ırkçılığın yayılmasına zemin hazırlamaktadır.
Türkiye için ileride iki seçenek var. Irkçılık üzerinden yükselecek ya da ırkçılık üzerinden yok olacak.
İsrail için Golan tepeleri neden önemliydi?
Golan Tepeleri Neden Önemliydi?
a) Askerî Stratejik Üstünlük
Golan, kuzey İsrail’in üzerine bakan yüksek bir dağlık bölgedir.
Suriye, 1948’den 1967’ye kadar bu tepelerden aşağıdaki İsrail yerleşimlerini topçu atışına tutabiliyordu.
İsrail için Golan’ı ele geçirmek:
- Kuzey şehirlerini korumak
- Suriye topçusunu uzaklaştırmak
- Savunma hattı oluşturmak
açısından hayatiydi.
b) Su Kaynakları
Golan Tepeleri, İsrail için su güvenliği demektir.
Burada:
- Ürdün Nehri’nin bazı kolları
- Taberiye Gölü’ne akan dereler
- Bölgenin zengin yeraltı su rezervleri
bulunur.
İsrail için Ulusal Su Taşıma Projesi nedeniyle bölge stratejik bir su deposudur.
c) Tarım ve Ekonomik Değer
Golan:
- Verimli topraklar
- Bağcılık
- Hayvancılık
- Meyvecilik
gibi ekonomik imkânlar sağlar.
Ayrıca bugün İsrail’in yıllık şarap üretiminin hatırı sayılır bölümü Golan’dan gelir.
İsrail’in Su İhtiyacı ve Stratejik Önemi
İsrail’in su ihtiyacı, sadece gündelik yaşam gereksinimleriyle sınırlı kalmayıp, ülkenin kurak coğrafyası, hızla büyüyen nüfusu ve bölgedeki jeopolitik gerilimler nedeniyle stratejik bir ulusal güvenlik meselesi olarak ele alınır.
Su İhtiyacını Belirleyen Temel Faktörler
İsrail’in yüksek su talebi ve kaynak sınırlılığı, aşağıdaki faktörlerden kaynaklanmaktadır:
- Hızla Artan Nüfus ve Kentsel Talep: İsrail, yüksek doğum oranları ve göç nedeniyle nüfusu hızla artan bir ülkedir. Nüfus artışına paralel olarak, içme, sanayi ve günlük kullanım suyu talebi sürekli artmaktadır. Kentsel yaşam standartlarının yüksek olması da kişi başına düşen tüketimi yükseltmektedir.
- Kurak ve Yarı Kurak İklim: Ülkenin büyük bir bölümü çöl veya yarı kurak iklime sahiptir. Doğal yağışlar, özellikle yaz aylarında son derece yetersizdir.
- İklim Değişikliği Etkisi: Akdeniz havzasında yaşanan kuraklıklar ve düzensizleşen yağış rejimleri, doğal su kaynaklarının (özellikle Taberiye Gölü) rezervlerini azaltmakta ve ülkenin su stresini artırmaktadır.
- Paylaşımlı Doğal Kaynaklar: İsrail’in temel doğal su kaynakları (Şeria Nehri, Taberiye Gölü ve yeraltı su havzaları) komşu ülkeler ve Filistin Yönetimi ile ortak havzalardır. Bu kaynaklar üzerindeki uluslararası anlaşmalar ve hak talepleri, İsrail’in kullanabileceği doğal su miktarını sınırlandırmaktadır.
- Tarımsal Gıda Güvenliği: Ülke, gıda güvenliğini sağlamak amacıyla çöl alanlarında bile tarım yapmaya büyük önem vermiştir. Tarım, ileri teknoloji (damla sulama) kullanılmasına rağmen toplam su bütçesinin önemli bir kısmını tüketmeye devam etmektedir.
İhtiyacı Karşılama ve Bağımlılıktan Kurtulma Stratejisi
İsrail, doğal su açığını kapatmak ve doğal kaynaklara bağımlılığını azaltmak için dünyadaki en gelişmiş teknolojik çözümleri uygulamıştır.
- Deniz Suyunu Arıtma (Desalinasyon): İsrail, Akdeniz kıyısında devasa tuzdan arındırma tesisleri kurmuştur. Bu tesisler, ülkenin içme ve kentsel su ihtiyacının %80’inden fazlasını karşılar hale gelmiştir. Bu strateji sayesinde İsrail, kendini doğal su kaynaklarının kıtlığından büyük ölçüde kurtarmıştır.
- Atık Su Geri Dönüşümü: İsrail, arıtılmış atık suyun tarımda yeniden kullanımında küresel bir liderdir. Üretilen atık suyun neredeyse %90’ı ileri işlemlerden geçirilerek tarımsal sulamada tekrar kullanılmaktadır. Bu yüksek oran, dünyadaki en başarılı geri dönüşüm programlarından biridir.
- Verimlilik Teknolojileri: Damla sulama ve akıllı su yönetim sistemleri yaygınlaştırılarak, tarım ve kentsel alanlarda su kaybı minimum düzeye indirilmiştir.
Sonuç: İsrail, stratejik su ihtiyacını büyük ölçüde teknolojiye dayalı yapay kaynaklarla çözmüş ve bu sayede doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı hafifletmiştir. Ancak sürekli artan nüfus ve iklim değişikliği etkileri, su yönetimi konusunu daima öncelikli bir ulusal mesele olarak tutmaya devam etmektedir.
