Donald Trump yine açtı ağzını yumdu gözünü. Orta Doğu ve Afrika ülkelerine pislik diye Amerikan Başkanı Trump büyük tepki topladı. Trump’a göre buralardan göçmen alınmamalı çünkü Amerika’yı kirletiyorlarmış. Avrupa’da Trump ile aynı kafada ve bu yüzden kaçaklar, göçmenleri Türkiye’ye gönderiyorlar. Türkiye’de onları kabul ediyor. Çünkü Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı Geri kabul anlaşmasından dolayı Avrupa’ya kaçan her mülteci Türkiye’ye iade edilmeli ve Türkiye’de onlara sahip çıkmalıdır.
Olayın Özeti ve Sözlerin Bağlamı
Beyaz Saray’da, Kongre’deki iki partinin (Demokratlar ve Cumhuriyetçiler) temsilcilerinin geçici koruma statüsü (TPS) altındaki göçmenlerin durumunu da içeren bir göçmenlik anlaşması teklifini tartıştıkları sırada yaşanmıştır.
İddia Edilen Sözler:
Toplantıya katılan bazı kaynaklara göre, Donald Trump, Haiti, El Salvador ve bazı Afrika ülkelerinden gelen göçmenler için koruma statüsünün uzatılması teklifine karşı çıkarak, bu ülkeleri İngilizce’deki kaba bir ifade olan “shithole countries” (Türkçeye genellikle “pislik ülkeler” veya “bk çukuru ülkeler”** olarak çevrilmiştir) şeklinde nitelendirmiştir.
Trump’ın, ABD’nin bu ülkelerden göçmen almak yerine, o günlerde başbakanını ağırladığı Norveç gibi ülkelerden daha fazla göçmen kabul etmesi gerektiğini öne sürdüğü iddia edilmiştir.
Tepkiler ve Sonuçları
- Uluslararası Tepki: Sözler, Haiti ve Afrika Birliği dahil olmak üzere birçok ülke ve uluslararası kuruluş tarafından “sorumsuz”, “ırkçı” ve “temsil edilemez” olarak kınandı. Botswana hükümeti gibi bazı ülkeler, ABD Büyükelçiliğinden resmi açıklama talep etti.
- ABD İçindeki Tepkiler: Hem Demokrat hem de bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri, Trump’ın bu sözlerini kınadı. Demokrat Senatör Dick Durbin, Trump’ın bu ifadeyi defalarca kullandığını doğrularken, Trump iddiaları kısmen yalanlayarak kaba bir dil kullanmadığını savundu, ancak temel göçmenlik politikası görüşünü değiştirmemiştir.
- Göçmenlik Politikasına Etkisi: Bu tartışma, Trump’ın ABD’ye “liyakat temelli” (merit-based) ve ağırlıklı olarak Avrupa veya Asya’nın daha gelişmiş kabul edilen bölgelerinden göçü tercih eden katı göçmenlik politikası duruşunu gözler önüne sermiştir.
Bu olay, Donald Trump’ın göçmenlik konusundaki sert ve tartışmalı söyleminin en bilinen örneklerinden biri olarak uluslararası basında geniş yer bulmuştur.
Meksikalı Göçmenler Hakkındaki Sözleri (2015)
Trump, 2016 başkanlık kampanyasının başlangıcında, Meksika sınırından gelen göçmenlerle ilgili çok tartışmalı bir açıklama yapmıştı:
- Sözün Özü: “Meksika bize en iyilerini göndermiyor… Uyuşturucu getiriyorlar. Suç getiriyorlar. Onlar tecavüzcüler.“
- Bağlam: Adaylığını açıkladığı konuşma.
Yargıç Gonzalo Curiel Hakkındaki Sözleri (2016)
Trump Üniversitesi’ne açılan bir davaya bakan federal yargıç hakkında yaptığı yorumlar, doğuştan ABD vatandaşı olan bir kişiye etnik kökeni üzerinden saldırması nedeniyle ağır ırkçılık suçlamalarıyla karşılaştı:
- Sözün Özü: “O (Yargıç Curiel), Meksikalı. Ben ise duvar inşa ediyorum. Bu, tam bir çıkar çatışması.”
- Bağlam: Yargıcın Meksika kökenli olmasının, kendisinin Meksika sınırına duvar inşa etme politikası nedeniyle adil bir karar veremeyeceğini iddia etmesi.
Charlotteville Olayları ve “Çok İyi İnsanlar” İfadesi (2017)
Virginia, Charlotteville’de beyaz üstünlükçülerin (Neo-Naziler ve Ku Klux Klan üyeleri dahil) düzenlediği ve karşıt göstericilerin üzerine araç sürülerek bir kişinin öldürüldüğü olaylar sonrasında yaptığı yorumlar büyük infial yarattı:
- Sözün Özü: “Suç, her iki taraftaki insanlardaydı. Ve diğer tarafta, faşistler hariç, çok iyi insanlar vardı.”
- Bağlam: Beyaz üstünlükçüleri ve karşıt göstericileri ahlaki açıdan eşitleme çabası olarak yorumlandı ve aşırı sağcı grupları cesaretlendirdiği eleştirisi yapıldı.
Temsilciler Meclisi Üyeleri Hakkındaki Sözleri (2019)
Dört Demokrat Kongre üyesi (hepsi kadın ve etnik azınlık kökenli, dördü de ABD doğumlu veya uzun süredir ABD vatandaşı) hakkında yaptığı yorumlar, ırkçı saldırı olarak nitelendirildi:
- Sözün Özü: “Geri dönmeleri gereken yerlere tamamen geri dönmeliler. Bu berbat, kırık yerlere geri dönüp orayı düzeltmeliler. Sonra geri gelip bize nasıl yapılacağını gösterebilirler.”
- Bağlam: Bu ifadeler, Kongre üyelerine yönelik “buraya ait değilsiniz” mesajı verdiği ve yabancı düşmanlığı yaptığı gerekçesiyle kınandı.
Amerika’da Irkçılık Tarihi: Birkaç Yüzyıllık Hesaplaşma
1. Kuruluşun Çelişkisi: Özgürlük ve Kölelik (16. – 18. Yüzyıl)
Amerika Birleşik Devletleri, “tüm insanların eşit yaratıldığı” ilkesi üzerine kuruldu. Ne büyük ironi ki, bu ilke yazılırken, ülkenin ekonomik temeli köleliğe dayanıyordu.
- Afrika’dan Gelen Zincirler: 17. yüzyılın başlarından itibaren, özellikle Güney eyaletlerinin tütün ve pamuk tarlalarında çalıştırılmak üzere Batı Afrika’dan milyonlarca insan zorla getirildi. Bu insanlar mal sayılıyor, alınıp satılıyor ve en temel insani haklardan mahrum bırakılıyordu.
- Kızılderili Soykırımı ve Yerinden Etme: Aynı zamanda, Avrupalı yerleşimciler “Kader Manifestosu” (Manifest Destiny) inancıyla Batı’ya doğru yayılırken, kıtanın asıl sahipleri olan Kızılderililer (Yerli Amerikalılar) ya sistematik katliamlara uğradı ya da zorla en verimsiz topraklara (rezervasyonlara) sürüldü. Bu, basitçe toprak ele geçirme değil, kültürel ve fiziksel bir yok etme çabasıydı.
2. Bölünme ve İç Savaş (19. Yüzyıl)
- yüzyıla gelindiğinde, kölelik meselesi ülkeyi ikiye böldü: Köleliğe dayalı tarım ekonomisini sürdürmek isteyen Güney ile sanayileşmiş Kuzey.
- İç Savaş (1861–1865): Kölelik, Amerikan İç Savaşı’nın temel tetikleyicisiydi. Kuzey’in zaferi ve Abraham Lincoln’ün Özgürlük Bildirgesi (Emancipation Proclamation), milyonlarca Afrikalı-Amerikalıyı yasal olarak özgürleştirdi.
- Yeniden Yapılanma ve İhanet (Reconstruction): Savaş sonrası dönemde (Yeniden Yapılanma dönemi), 13., 14. ve 15. Anayasa değişiklikleriyle siyahilere vatandaşlık ve oy hakkı verildi. Ancak bu dönem kısa sürdü. Güney’deki beyaz ırkçılar, terör örgütleri (başta Ku Klux Klan) kurarak ve siyasi baskıyla siyahilerin haklarını fiilen ellerinden aldılar.
- Jim Crow Yasaları (1877 – 1960’lar): Güney eyaletleri, Jim Crow adı verilen yerel ve eyalet yasalarını yürürlüğe koydu. Bu yasalar, “ayrı ama eşit” ilkesini (Segregation) uygulayarak, siyah ve beyazları okullarda, otobüslerde, restoranlarda, tuvaletlerde ve hatta hastanelerde tamamen ayırdı. Gerçekte “eşitlik” diye bir şey yoktu; tesisler siyahlar için her zaman daha kötüydü.
3. Yeni Göçmenler ve Yeni Hedefler (19. Yüzyıl Sonu – 20. Yüzyıl Başı)
Irkçılık sadece siyahilere yönelik değildi; yeni gelen göçmenler de hedef alındı.
- Çin Dışlama Yasası (Chinese Exclusion Act – 1882): Trans-Kıtalararası Demiryolu yapımında çalışmak üzere gelen Çinli göçmenler, işler bitince ekonomik bir tehdit olarak görüldü. ABD, Çinli işçilerin ülkeye girişini yasaklayan bu yasayı çıkararak, belirli bir etnik grubu hedef alan ilk büyük yasağı yürürlüğe koydu. Bu, Asyalı karşıtlığının (özellikle Sarı Tehlike miti) başlangıcıydı.
- Latin Amerika: Meksika-Amerika Savaşı sonrası (1846–1848) ABD topraklarına katılan bölgelerdeki Latin kökenli Amerikalılar da, kültürel ve dilsel ayrımcılığa maruz kaldı ve yoksulluk içinde yaşamaya zorlandı.
4. Sivil Haklar Hareketi ve Dönüşüm (1950’ler – 1960’lar)
- yüzyılın ortalarında, siyah Amerikalıların haklarını geri almak için tarihi bir mücadele başladı.
- Liderler ve Olaylar: Rosa Parks’ın otobüs direnişi, Martin Luther King Jr.’ın şiddet içermeyen direniş felsefesi ve Medgar Evers gibi aktivistlerin mücadelesi bu hareketi alevlendirdi.
- Yasal Dönüm Noktaları: 1954’te Yüksek Mahkeme’nin okullarda ırk ayrımcılığını yasaklayan Brown v. Board of Education kararı ve 1964’te çıkan Medeni Haklar Yasası (Civil Rights Act) ile Oy Hakkı Yasası (Voting Rights Act) Jim Crow yasalarını resmen bitirdi. Bu, büyük bir yasal zaferdi.
5. Bugünün Mirası ve Yeni Irkçılık Formları
Sivil Haklar hareketinin yasal zaferlerine rağmen, ırkçılık şekil değiştirerek varlığını sürdürdü.
- Sistemsel Irkçılık (Systemic Racism): Günümüzde ırkçılık, Jim Crow tabelaları gibi açıkça görünmek yerine, ceza adalet sisteminde, konut politikalarında, eğitim fırsatlarında ve ekonomik eşitsizliklerde kendini gösteriyor. Örneğin, Afrikalı-Amerikalıların orantısız şekilde yüksek tutuklanma oranları, bu sistemik sorunun en belirgin göstergelerindendir.
- Yükselen Beyaz Milliyetçilik: Son yıllarda, internet ve siyasi retorik aracılığıyla organize beyaz milliyetçi grupların ve söylemlerin yükselişi de ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Kısacası, Amerika’daki ırkçılık tarihi, bir milletin idealleri ile gerçekleri arasındaki bitmeyen gerilimi yansıtır. Ülke yasal olarak ilerlemiş olsa da, ırkçı önyargıların ve eşitsizliklerin etkileri hala eğitimden sağlığa, zenginlikten siyasete kadar her alanda hissedilmektedir. Bu, Amerikalılar için sürekli bir yüzleşme ve mücadele alanıdır.
