Site icon Türkçe Malumatlar

Güzel Türkçemizi Düzgün Öğrenin! Ayan Beyan Türkçe Öğrenmeyin!

Tömer’de görevli Türkçe öğretmeni bir arkadaşım anlattı:

“Tömer olarak biz yabancılara Türkçe öğretiyoruz. Bir Macar genci vadı. Derste ben “Ayan beyan”ın anlamını anlatıyorum. “Ayan beyan” demek açık seçik anlamını taşır.

++ Peki öğretmenim ayan beyan hangi dilden?

— Arapçadan Türkçeye geçmiştir.

+Türkçe karşılığı daha güzel, daha anlaşılır. Ben Türkçe kursuna geldim siz bana Arapça öğretmeye kalkıyorsunuz. Arapçanız sizde kalsın, bize Türkçe öğretiniz. Bir kavramın hem Arapçasını hem Türkçesini öğretince bizim de aklımızı karıştırıyorsunuz. Balkan coğrafyası pilav, yoğurt ve çorbayı Osmanlıdan öğrendi. Çünkü daha önce biz sütten yoğurt yapmayı bilmiyorduk. Siz de telefon, televizyonu İngilizceden aldınız. Çünkü bu aygıtları onlar buldu. İşte buna sözcük alış verişi denilir. Ama Türkçede “açık seçik” varken niye Arap’ın “ayan beyan”ına gereksinim duydunuz? Bunu ben anlayamıyorum.

Başka dilden aldığımız kelimeler Türkçemizi zenginleştirir” diyen Türkler için yazdım bunları. Yeni kuşakların aklını da Arapça ve Farsçalarla karıştırmayın. 50’li, 60’lı, 70’li yılların eski ezberleri ne yazık ki beynimize saplanan paslı çivilerdir.

Alper Aksoy

Güzel Türkçemize Sahip Çıkalım: Bir Dilin Sesine Kulak Vermek

Bazen günlük hayatta fark etmeden kullandığımız kelimelere bir bakıyorum da, dilimizin ne kadar büyük bir hazine olduğunu yeniden hatırlıyorum. Türkçe öyle bir dil ki, binlerce yıllık birikimiyle hem kulağa hoş geliyor hem de insana kim olduğunu hatırlatıyor. Her kelimesi bir duygunun taşıyıcısı, her deyimi geçmişten kalan bir miras, her cümle bir kültürün izini taşıyor. Fakat ne yazık ki son yıllarda bu güzel dilimizin giderek kirletildiğini, özünden uzaklaştırıldığını, günlük konuşmalarımızda bile yabancı kelimelerin istilasına uğradığını görüyoruz. İşte bu yüzden bugün biraz içten içe dertleşir gibi, sohbet havasında Türkçemize sahip çıkmanın ne kadar değerli olduğundan bahsetmek istiyorum.

Düşünsenize, bir milletin dili, o milletin sesidir. Bir milleti ayakta tutan şey sadece bayrak, toprak, asker değildir; aynı zamanda dildir. Dilini kaybeden millet, kimliğini kaybeder. Çünkü dil bir milletin hafızası, ruhu, düşünme biçimidir. Türkçe de bize atalarımızdan kalan en büyük emanetlerden biridir. Göktürk yazıtlarından bugüne uzanan bu köklü yolculukta Türkçe hep var olmuş, hep değişmiş ama özünü kaybetmeden bize ulaşmıştır.

Fakat bugün günlük hayatımıza bakınca, neredeyse yarısı İngilizce kelimelerle dolu konuşmalar duyuyoruz. “Check edeyim, forwardlayayım, best friend, trend topic, online, offline…” Daha saymaya gerek bile yok. Bu kelimeler o kadar çok kullanılıyor ki, insanların çoğu fark bile etmiyor. Oysa Türkçenin bu kelimeler için çoktan güzel karşılıkları var. Ama biz kullanmayı tercih etmiyoruz. Gereksiz yabancı kelime kullanımının, bir dili zamanla dayanaksız bıraktığını, yozlaştırdığını, hatta yavaş yavaş öldürdüğünü görmezden geliyoruz.

Elbette bilim dili başka, teknoloji dili başka, uluslararası kavramlar başka… Onları zaten Türkçeye uyarlamak zor olabilir. Ama günlük konuşmamızı İngilizce ile doldurmak sadece bir alışkanlık, hatta biraz da özenti. Türkçe yetersiz olduğundan değil; tam tersine biz kendi dilimize gereken saygıyı göstermediğimizden böyle oluyor. Oysa Türkçe geniş, güçlü, üretken bir dil. Yeni kavramlara karşılık bulmakta zorlanmayan, kök yapısıyla yeni kelimeler üretmeye çok uygun bir yapıda. Bugün kullandığımız binlerce kelime aslında son yüzyıllarda Türkçeye kazandırıldı ve artık doğal birer parçamız oldu.

Güzel Türkçe’ye sahip çıkmanın yolu sadece yazarken veya konuşurken Türkçe kelime kullanmakla sınırlı değil. Bunun içinde kültür var, edebiyat var, tarih var, düşünmek bile Türkçe düşünmekten geçiyor. Çünkü bir dilde ne kadar çok okursan, o dil o kadar senin olur. Atasözleri, deyimler, masallar, türküler… Bir milletin hafızası işte bu sözlerde saklıdır. Bugün “atasözleri eski” diye bir kenara itmeyi alışkanlık haline getirmiş bir toplum, aslında kendi geçmişine arkasını dönüyor demektir.

Bir dil, onu konuşanlar yaşattığı sürece yaşar. Eğer toplum kendi diline sahip çıkmazsa, hiçbir yasa, hiçbir kurum o dili kurtaramaz. Bu yüzden özellikle gençlere büyük iş düşüyor. Çünkü dili geleceğe taşıyacak olan onlardır. Şimdi düşünün, sosyal medyada bir bakıyorsunuz, cümleler yarım, kelimeler yarım, noktalama yok, ifade yok… Türkçe’ye yapılan en büyük saygısızlık aslında bu. Oysa bir cümleyi doğru kurmak zor değil. Üstelik Türkçe doğru kullanıldığında öyle güzel bir ahengi var ki, insan kendi sözünün güzelliğine şaşırıyor.

Biraz düşünelim… Mehmet Akif, Yahya Kemal, Ömer Seyfettin, Orhan Veli, Atatürk… Bu insanların Türkçe ile kurduğu bağa bakınca, kelimelerle dans ettiklerini görürsünüz. Çünkü Türkçe’yi sevdiler, özen gösterdiler, ona değer verdiler. Peki biz bugün aynı özeni gösterebiliyor muyuz? En azından çaba sarf ediyor muyuz?

Türkçe bizim kimliğimizdir, evimizdir. Evimize nasıl özen gösteriyorsak, dilimize de öyle özen göstermeliyiz. Sokakta biri Türkçe yanlış konuştu diye kimseye kızmaya gerek yok, ama kendi dilimizi doğru konuşmak için çaba göstermek boynumuzun borcu. Çünkü bu dil bize geçmişten emanet, geleceğe ise bizim hediyemiz olacak.

Son olarak şunu unutmamak lazım: “Diline sahip çıkmak, milletine sahip çıkmaktır.” Türkçe ne kadar güçlü kalırsa, Türkiye de o kadar güçlü kalır. Çünkü dil bir milletin damarlarında dolaşan kandır. Kan durursa, hayat da durur. O yüzden gelin Türkçemizi güzelleştirelim, koruyalım, doğru kullanalım. Atalarımızdan aldığımız bu mirası gururla geleceğe taşıyalım.

Unutmayalım: Türkçe bizim sesimizdir. Ve biz kendi sesimize sahip çıkmazsak kimse çıkmaz.

Türkçe’deki Öz Türkçe Sözcükleri Çoğaltalım: Neden, Nasıl ve Niçin?

Şu güzel Türkçemizin içinde öyle bir cevher var ki, bazen farkına bile varmıyoruz. Binlerce yıllık bir geçmiş, bozkırdan kıtalara uzanan bir kültür, destanlardan günümüze taşınmış söz varlığı… Bunların hepsi bugün konuştuğumuz Türkçenin içinde saklı duruyor. Ama ne yazık ki bazı kelimeler zamanla kayboluyor, bazıları da yabancı dillerin etkisiyle geri plana itiliyor. İşte tam da bu yüzden “öz Türkçe sözcükleri çoğaltmak” aslında dilimize sahip çıkmanın en etkili yollarından biri.

Şimdi gel, bunu beraber biraz konuşalım.

Öz Türkçe ne demek?

Öz Türkçe, Türkçenin kendi köklerinden, kendi ses yapısından doğmuş kelimeler demektir. Yani sonradan başka dillerden alınmamış, Türkçenin tarih boyunca kendi kendine ürettiği sözcükler. “Baş”, “göz”, “gönül”, “yurt”, “uçmak”, “bilgi”, “yaşam”, “güneş”, “yol”, “küçük”, “büyük”, “sular”, “taşlar” gibi aklına gelen çok saf, temiz ve özü bizden olan sözler…

Bu kelimelerde bir sadelik, bir doğallık, bir içtenlik vardır. Çünkü atalarımız neyi nasıl hissediyorsa, o sese onu dökmüş.

Peki biz neden öz Türkçe kelimeleri çoğaltmalıyız?

Aslında cevap çok basit: Çünkü dil yaşayan bir varlıktır. Eğer onu beslemezsen tükenir, eğer ona değer vermezsen zayıflar. Biz de bu dili taşıyan toplum olarak bir şeyler katmazsak, ardımızda bize ait bir miras bırakmamış oluruz.

Bir düşün… Nesiller boyunca devam eden bir zincire bağlıyız. Her yüz yılın insanları Türkçeye bir şey eklemiş. Biz eklemezsek kopan halka biz oluruz.

Yabancı kelime kullanmayalım mı?

Hayır, mesele bu değil. Dil doğal olarak başka dillerle alışveriş yapar. Bu dünyanın en normal olayıdır. Ama sorun şu: Biz Türkçe karşılığı olan sözleri kullanmaz hale gelirsek, kendi dilimizi zayıflatmış oluruz.

Mesela:

dediğinde hem daha anlaşılır konuşmuş oluyorsun hem de Türkçeyi yaşatmış oluyorsun.

Peki öz Türkçe kelimeleri nasıl çoğaltacağız?

Aslında çok basit birkaç yöntem var:

1. Türkçe köklerden yeni kelimeler türetmek

Türkçe bunun için ideal bir dildir. Ek sistemi çok güçlüdür.
Örneğin:

Bu yaratıcı süreç dilin en doğal gelişme biçimidir.

2. Günlük hayatta Türkçe karşılıkları kullanmak

Bazen farkında bile olmadan yüzlerce yabancı kelime kullanıyoruz. Bunun yerine Türkçe karşılıkları bilinçli olarak tercih etmek bile büyük katkı sağlar.

Mesela:

3. Yeni fikirler üretirken Türkçe düşünmek

Yani, bir şeye isim verirken, bir kavram oluştururken önce Türkçeden yardım istemek…
Bir uygulama, bir oyun, bir ürün, bir proje geliştirirken Türkçe isim koymak bile dil için çok önemli.

4. Gençlere Türkçe sevgisi aşılamak

Bugünün gençleri geleceğin dilini belirliyor. Onlar ne konuşursa, Türkçe birkaç on yıl sonra o haline dönüşecek. Bu yüzden onlara öz Türkçe kelimelerin güzelliğini, gücünü göstermek gerekiyor.

Neler yapabiliriz? Somut örnekler verelim

Aşağıda bazı yaygın yabancı kelimelere güzel öz Türkçe karşılıklar koydum. Bunları günlük hayatta kullanmak bile büyük fark yaratır:

Görüyorsun, Türkçe her şeye bir karşılık bulacak kadar zengin.

Sonuç olarak…

Dil, bir milletin evi gibidir. Evine sahip çıkmazsan yağmalanır, harap olur. Ama onu korur, içine yeni eşyalar koyar, güzelleştirirsen gelecek kuşaklara da tertemiz bir şekilde devredersin. Bizim görevimiz de bu işte.

Öz Türkçe kelimeleri çoğaltmak sadece bir dil çalışması değil; bir kimlik, bir aidiyet, bir kültür sahiplenişi. Ne kadar çok Türkçe kelime üretir, kullanır ve yayarsak, Türkçe o kadar güçlü bir geleceğe yürür.

İşte bu yüzden, hadi birlikte Türkçeyi büyütelim. Çünkü bu dil bizim evimiz, bizim yuvamız.

Exit mobile version