Site icon Türkçe Malumatlar

Gazeteci Mehmet Akif Ersoy İran Ajanı mı?

Muhafazakar, İslamcı, AKP’li ailenin çocuğu Mehmet Akif Ersoy İran ajanı mı? Ela Cebeci ve başka kadınlarla yaşadığı cinsel ilişki ve uyuşturucu partileri ile gündeme gelen Mehmet Akif Ersoy İran’a çalışan bir ajan mı? Ela Cebeci’nin Mossad ajanı olduğuna dair şüpheler ortaya çıkmışken Mehmet Akif için ise İran Ajanı olduğu iddia ediliyor. Hatta Ela Cebeci’nin görevi de Mehmet Akif’in İran ve Türkiye üzerindeki haber ağın deşifre etmek olduğunu söyleniyor!

Mehmet Akif Ersoy’un Babası Nadir Ersoy’un İran’lı Şii Kasım Süleymani sevgisi. Kasım Süleymani denen haydut, Suriye’de binlerce mazlumu katletti. Nadir Ersoy ise Kasım Süleymani için Serdarımız Kasım Süleymani diyor!

https://turkcemalumatlar.com/wp-content/uploads/2025/12/mehmetakifiranajanid.mp4

1993 yılında haftalık, 1996 yılında ise günlük olarak yayımlanan Selam Gazetesi kadrosunda yer alan, tutuklu Mehmet Akif Ersoy’un babası Nadir Ersoy, kamuoyunda bu yönüyle de tanınan bir isim. Selam Gazetesi, özellikle yayın hayatı boyunca benimsediği ideolojik çizgi ve siyasi referansları nedeniyle Türkiye basın tarihinde tartışmalı bir konumda yer aldı.

Nadir Ersoy’un adı, kamuoyunda uzun yıllardır İran eksenli yapılarla ilişkilendirilen Selam Tevhid yapılanmasına dair tartışmalarda zaman zaman gündeme geldi. Bazı kaynaklar, Ersoy’un geçmişte İran’daki molla rejimine ideolojik yakınlık gösteren çevrelerle temaslı bir figür olarak bilindiğini öne sürerken, bu iddialar özellikle 1990’lı yılların siyasal ve medya atmosferi bağlamında ele alındı. Aynı dönemde yayın hayatını sürdüren Selam Gazetesi de, Türkiye’de İslamcı-muhafazakâr medya hattında İran merkezli söylemlerle temas kuran yayın organlarından biri olarak anıldı.

Bu tarihsel arka plan, Mehmet Akif Ersoy’un mesleki yolculuğu ve ideolojik konumlanışı tartışılırken sıkça hatırlatılan bir referans noktası hâline geldi. Medya dünyasında üstlendiği kritik görevler, siyasetle kurduğu temaslar ve son yıllarda hakkında ortaya atılan iddialar bir arada değerlendirildiğinde, aile geçmişine dair bu anlatılar artık yalnızca biyografik bir ayrıntı olarak görülmüyor. Aksine, Türkiye’de medya, ideoloji ve dış etki tartışmalarının kesiştiği daha geniş bir çerçevenin parçası olarak okunuyor.

Sanatla iç içe bir aile profili

Nadir Ersoy’un bir diğer yönü ise oyunculuk kariyeri. TRT başta olmak üzere çeşitli televizyon yapımlarında rol alan Ersoy, Kudüs Fatihi: Selahaddin Eyyubi, Aziz Mahmud Hüdayi: Aşkın Yolculuğu, Kuruluş Osman, Hicran, Kadere Karşı ve Vahiy Peşinde gibi projelerde konuk ya da yardımcı roller üstlendi. Bu durum, Ersoy ailesinin yalnızca gazetecilik ya da siyasetle değil, kültür-sanat alanıyla da temaslı bir profil çizdiğini gösteriyor.

Mehmet Akif Ersoy’un ismi ise 2013 yılında, TRT Kahire muhabiri olarak görev yaptığı dönemde, Selam Tevhid soruşturması kapsamında gündeme gelmişti. O süreçte, yargı ve emniyet bürokrasisinde FETÖ yapılanmasının etkin olduğu, ilerleyen yıllarda ise iktidarın Selam Tevhid dosyasını “kumpas” olarak nitelendirdiği biliniyor. Bu nedenle söz konusu dinlemeler ve iddialar, bugün hâlâ tartışmalı bir zeminde duruyor.

Muhabirlikten medya yöneticiliğine uzanan yol

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olan Ersoy, gazeteciliğe 2009 yılında “6 News” adlı televizyon kanalında başladı. Kısa süre sonra TRT’ye transfer oldu ve 2011’den itibaren Libya, Yemen, Şam ve Erbil gibi kriz bölgelerinde temsilci ve savaş muhabiri olarak görev yaptı. 2012’de, Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi ile öldürülmeden kısa süre önce gerçekleştirdiği röportaj, kariyerindeki en dikkat çekici anlardan biri olarak kayda geçti.

TRT bünyesinde Kahire Temsilciliği, Arapça Koordinatör Yardımcılığı ve İstanbul Bölge Müdür Yardımcılığı gibi görevlerde bulunan Ersoy, 2015’te Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Ortadoğu ve İslam Coğrafyası’ndan sorumlu başkan müşaviri olarak görevlendirildi. 2016’da Dış Politika dergisinin genel yayın yönetmenliğini üstlendi, 2017’de Habertürk TV’ye geçti ve 2024’te kanalın genel yayın yönetmeni oldu.

TMSF’nin kanala kayyum olarak atanmasının ardından da bu görevini sürdürmesi, Ankara-medya ilişkilerinin nasıl işlediğine dair tartışmaları beraberinde getirdi. Ersoy, Irak’ta PKK’nın silah yakma törenine götürülen sınırlı sayıdaki gazeteci arasında yer aldı; devlet kurumlarıyla ve iktidar çevreleriyle yakın temas hâlinde olan bir medya figürü olarak tanındı. DW Türkçe’nin iddialarına göre ise iktidar içindeki “İran’a yakın” olarak tanımlanan bir gruba mensup olduğu ileri sürüldü.

Sosyal medyada dolaşan anlatılar

Sosyal medyada, bu çerçeveyi daha da genişleten ve doğruluğu teyide muhtaç birçok iddia dolaşıma girdi. Bunlardan bazıları, Ersoy’un Şam’daki Seyyide Zeynep bölgesinde bulunan bir Şii okulunda eğitim aldığı ve babasının “onu İran’a adadım” dediği yönündeydi. Bu anlatılar, resmî belgelerle doğrulanmış bilgiler olmaktan ziyade, kamuoyunda dolaşan söylentiler olarak varlık gösterdi.

Nadir Ersoy’un, 1990’larda yayımlanan Selam Gazetesi’nin yönetim kadrosunda yer alması da bu bağlamda yeniden gündeme getirildi. Selam Gazetesi, Malatya merkezli Tevhid Selam yapılanmasının yayın organı olarak anılmış; resmî kayıtlarda İran’dan destek aldığı iddiaları yer almıştı. Örgütün, 1979 İran Devrimi sonrası kurulduğu, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da faaliyet yürüttüğü, İstanbul’da ise daha çok propaganda ve kadro kazanımı faaliyetleriyle öne çıktığı ileri sürülüyordu.

Grubun ideolojik referansları arasında İranlı düşünür Musa Sadr’ın ismi anılıyor; tüm Müslümanları Şii mezhebi ekseninde birleştirmeyi hedefleyen bir İslam devleti idealinden söz ediliyordu. Kamuoyunda ise daha çok Beyazıt’taki cuma eylemleriyle tanındı.

Adli dosyanın ötesinde bir tablo

Mehmet Akif Ersoy’un İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından gözaltına alınması ve tutuklanması, hukuki bir dosyaya dayansa da, Türkiye’nin siyasal işleyişi dikkate alındığında yalnızca ceza hukuku çerçevesinde okunabilecek bir gelişme olarak görülmedi. Bu olay, AK Parti içindeki güç dengeleri, medya alanının yeniden düzenlenmesi ve Türkiye’nin bölgesel jeopolitik yönelimleriyle eş zamanlı ilerleyen daha geniş bir sürecin parçası olarak değerlendirildi.

Son bir yıl içinde yaşanan tutuklamalar, istifalar ve görevden almalar; belediyelere kayyum atanması, üst düzey bürokratlar ve siyasetçilerle ilgili gelişmeler bu tabloyu daha da karmaşık hâle getirdi. AK Parti il başkanlıklarında yaşanan istifalar, parti içi dengelerde bir sarsıntıya işaret ederken; emniyet ve askeriye içinde açılan davalar, devlet mekanizmasının farklı katmanlarında da bir yeniden ayarlamaya gidildiğini düşündürdü.

Bu süreçte, medya figürlerinin konumu da yeniden tartışmaya açıldı. Uzun süre “devlet refleksi”ni temsil eden, iktidarla uyumlu yayıncılık yapan isimlerin bile dokunulmazlık algısının zayıfladığına dair yorumlar yapıldı. Ersoy dosyası, bu açıdan bakıldığında, siyasal sadakatin artık tek başına yeterli olmadığı bir döneme girildiğinin işareti olarak okundu.

Sonuç olarak Mehmet Akif Ersoy’un tutuklanması, yüzeyde bir adli dosya gibi görünse de derinlikte AK Parti içi klik mücadelelerinin, medya alanındaki yeniden dizaynın ve Türkiye’nin dış politika yönelimleriyle bağlantılı iç güç ayarlamalarının yansıması olarak değerlendiriliyor. Hukuki süreç ilerlerken, dosyanın siyasal etkileri çoktan kendini hissettirmeye başlamış durumda.

Exit mobile version