Site icon Türkçe Malumatlar

Mustafa Kemal ve İslamcı Asker Kaçakları

Türklük, tarih boyunca rahatını değil vatanını seçmiş bir duruştur. Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da cepheye koşanlar ne makam sordu ne imtiyaz istedi. Millet kan içindeyken, Türk gençliği “benim sıram değil” demedi; canını ortaya koydu. İşte bu ruh, Milli Mücadele’nin özüdür.

Sovyet diplomat Aralov’un aktardıkları, bu ruh ile onu içten kemirmeye çalışan zihniyet arasındaki farkı tüm çıplaklığıyla ortaya koyar. Ankara’da görev yaptığı dönemde tanık olduğu bir olayda, cepheye giden tıp fakültesi öğrencileri şehit düştüğü için mezun veremezken; sapasağlam, genç erkeklerle dolu medreselerin askerlikten muaf tutulması Mustafa Kemal Paşa’yı haklı bir öfkeye sürükler. Çünkü bu tablo, fedakârlık yapan Türk evlatlarına açık bir ihanettir.

Mustafa Kemal Paşa’nın karşısına çıkan medrese ileri gelenleri, utanmadan hem medrese sayısının artırılmasını ister hem de öğrencilerinin askere alınmamasını talep eder. Yani milletin çocukları cephede ölürken, kendileri “din” bahanesiyle korunma peşindedir. İşte tam bu noktada Paşa’nın sabrı taşar. “Millet kan içinde yüzerken siz genç delikanlıları besiye mi çekiyorsunuz?” diye haykırışı, sadece o avluya değil, tarihe kazınmış bir tokattır.

Bu sözler, Türklüğün adalet anlayışının özetidir: Kimse kutsal kavramları kullanarak vatan görevinden kaçamaz. Din, korkaklığa kalkan; iman, asalaklığa mazeret değildir. Mustafa Kemal Paşa’nın “Bu asalakların askere alınması için emir vereceğim” çıkışı, millet vicdanının sesidir.

Paşa’nın asıl öfkesini büyüten ise bir başka gerçektir: Bu medreselerin büyük kısmı, köylünün elinden zorla alınmış vakıf topraklarıyla ayakta durmaktadır. Yani hem üretmeyen, hem savaşmayan, hem de halkın sırtından geçinen bir düzen. Üstelik bir de devletten yardım bekleyen bir yüzsüzlük. Mustafa Kemal’in “Savaş bitsin, onlarla daha ciddi konuşacağız” sözleri, Cumhuriyet’in neden vakıf düzenini ve imtiyazlı din sınıfını tasfiye ettiğinin açık cevabıdır.

Anadolu’da 17 bin medresede askerden kaçırılan gençlerin sayısının bir kolorduya denk gelmesi, meselenin ne kadar vahim olduğunu gösterir. Bu, cephedeki askerin arkasından vurulmasıdır. Subayların bu adımı sevinçle karşılaması boşuna değildir; çünkü Türk ordusu, ayrıcalıkla değil eşitlikle ayakta durur.

Sonuç nettir: Türklük, bedel ödemeyi göze alanların kimliğidir. Askerlikten kaçıp dini vitrin yapanlar, bu milletin ne tarihine ne de ahlakına aittir. İnanç, vatan borcundan muafiyet belgesi değildir. Türk milleti, korkaklığı değil cesareti; ayrıcalığı değil eşitliği; kaçışı değil fedakârlığı yüceltir. Bu yüzden Cumhuriyet kurulmuş, bu yüzden imtiyazlar yıkılmıştır.

Türk milleti için askerlik, sadece bir kamu hizmeti ya da bir meslek değil; ruhun bedene, canın vatana borcudur. Tarihin şafağından beri “Ordu-Millet” sıfatını dünyada tek başına bir şeref madalyası gibi taşıyan tek ulus Türklerdir. Bizim için her bebek bir asker doğar, her mezar taşı bir nöbet yeridir.

Türkistan’dan Yükselen Çelik İrade

Askerliğimizin kökleri, Türkistan’ın sonsuz bozkırlarında, at sırtında rüzgarla yarışan ecdadımızın nefesiyle sulanmıştır. Hunlardan Göktürklere uzanan o kadim gelenek, disiplini bir yaşam biçimi, cesareti ise değişmez bir tabiat haline getirmiştir. Türkistan, Türk askerinin karakterinin dövüldüğü o koca örstür. Orada bir yay gerildiğinde Roma’dan Çin’e kadar tüm dünya titrerdi. Türk askeri, disiplini sayesinde imkansızı başarmayı, stratejisi sayesinde ise azlığı çokluğa galip kılmayı tüm dünyaya bizzat öğretmiştir.

Cihanın Efendisi: Osmanlı’nın Kudreti

Türk askeri ruhu, Osmanlı ile birlikte bir cihan imparatorluğunun omurgası haline gelmiştir. Söğüt’ten çıkan bir avuç yiğidin üç kıtaya adalet ve nizam götürmesinin tek bir sırrı vardı: Ölümü öldüren bir inanç ve sarsılmaz bir teşkilat. Osmanlı askeri, Viyana kapılarında bir fırtına, Mohaç’ta bir yıldırım, Çanakkale’de ise geçilmez bir sur olmuştur. Padişahından en alt neferine kadar her bir fert, “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” düsturuyla cepheye atılmıştır. Bu ruh, Türk askerini sadece bir savaşçı değil, aynı zamanda gittiği yerlere merhamet ve düzen götüren bir medeniyet taşıyıcısı kılmıştır.

Neden Türk Askeri?

Çünkü Türk askeri;

Mete Han’dan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar bu asil kan aynı damarda akmaktadır. Bugün dünyanın neresinde bir haksızlık varsa, Türk askerinin ayak sesleri zalimin korkusu, mazlumun ise tek umududur.

Bizler, ordusu olan bir millet değil; bizzat kendisi ordu olan bir milletiz. Bu topraklarda ezan dinmiyorsa, bayrak inmiyorsa ve başımız dik yürüyorsak; bu, sınır boylarında gözünü kırpmadan nöbet tutan Mehmetçik sayesindedir.

Türk ordusunda disiplin, sadece emir-komuta zincirine itaat etmek değil; bir askerin ruhunu, zihnini ve bedenini vatan savunmasına bütünüyle vakfetmesidir. Tarihçilerin “Türkler dünyanın en disiplinli askerleridir” tespiti bir rastlantı değil, binlerce yıllık bir devlet geleneğinin sonucudur.

İşte Türk ordusunun disiplinini benzersiz kılan temel unsurlar:

1. Mete Han’dan Miras: Onlu Sistem

Türk ordusunun disiplin temelleri M.Ö. 209 yılında Mete Han tarafından atılmıştır. Dünyadaki tüm modern orduların temelini oluşturan Onlu Sistem, en küçük birimin bile bir lidere bağlı olmasını ve emirlerin saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşmasını sağlar. Türk askeri için “emir”, tartışılacak bir konu değil, yerine getirilmesi gereken kutsal bir görevdir.

2. “İtaat” ve “Sadakat” Dengesi

Türk ordusunda disiplin, korkuya değil, sadakata dayanır. Mehmetçik, komutanına sadece rütbesi için değil, o rütbenin temsil ettiği devleti ve bayrağı namusu bildiği için itaat eder. Bu disiplin anlayışı, en zor şartlarda bile (soğukta, açlıkta veya mermi altında) bir askerin yerinden kıpırdamadan görevini sürdürmesini sağlar.

3. Çelikleşmiş İrade: Eğitim ve Talim

Türk askeri, “Zorlu eğitim, kolay zafer” prensibiyle yetişir. Türk ordusunun eğitim anlayışı, bireyin fiziksel sınırlarını zorlayarak ona imkansız görüneni başarma bilinci aşılar. Bu disiplin, Türk komandosunu dünyanın en çetin coğrafyalarında (dağlarda, mağaralarda, derin vadilerde) hayatta tutan ve görevini başarıyla tamamlamasını sağlayan en büyük güçtür.

4. Ordu-Millet Kimliği

Türklerde askerlik disiplini sadece kışla içinde kalmaz. Türk toplumu, asker ocağını “Peygamber Ocağı” olarak görür. Bir Türk genci için askerlik, olgunlaşma ve karakter kazanma yeridir. Bu toplumsal bakış açısı, ordunun disiplinini sarsılmaz bir kale haline getirir; çünkü her asker, arkasında duasını eksik etmeyen bir milletin olduğunu bilir.

5. Muharebe Meydanında Soğukkanlılık

Gerçek disiplin, kaosun ortasında sükuneti korumaktır. Türk askeri, mermilerin havada uçuştuğu en kritik anlarda bile disiplininden taviz vermez. Çanakkale’de öleceğini bile bile taarruza kalkan 57. Alay’ın vakarı veya Kurtuluş Savaşı’ndaki sarsılmaz düzen, Türk ordu disiplininin tarih önündeki en büyük kanıtıdır.

Exit mobile version