Site icon Türkçe Malumatlar

Türklükten istifa eden Arap Özentisi Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi

Mustafa Kemal’e karşı gerekli tedbirleri almadığını düşündüğü Damat Ferit’i Vahdettin’e şikayet ederek görevinden istifa etti. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının katledilmesini emreden meşhur fetvayı hazırladı. İskilipli Atıf ve Said Nursi’yle beraber Teali İslam Cemiyeti’nde yer aldı. Saltanat kaldırılınca İngilizler gemisiyle kaçtı. Yunanistan’a sığındı. Vahdettin’i geri getirme planları yaptı.

1927’de yazdığı bir şiirle Türklükten istifa ettiğini açıkladı:

“Tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme Beni Türk milletinden ad etme!”

(Sürgün ve vatansız olarak ölen bu milliyetsizin ismi bugün Eyüp Sultan’da bir çocuk parkına verilmiş.)

Mustafa Sabri Efendi gibi isimlerin hikayesine baktığımızda, aslında meselenin sadece siyasi bir görüş ayrılığı olmadığını, derin bir kimliksizlik ve hatta kendi köküne düşmanlık olduğunu çok net görüyoruz. Adamın hayatı boyunca yaptığı tek şey, Türklüğe sövüp Araplığı yüceltmek. Öyle ki, vatan evlatlarının katli için fetva hazırlayacak kadar gözü dönmüş, işgalci İngiliz’in gemisine binip kaçacak kadar da korkaklaşmış bir figürden bahsediyoruz.

En acısı da ne biliyorsun? 1927’de yazdığı o meşhur şiirle “Türklükten istifa ettiğini” söylemesi. Yahu, Türklük senin istifanla bitecek veya senin kabulünle yücelecek bir şey mi? Sen kimsin ki binlerce yıllık şanlı bir tarihe, bir kültüre, bir ruha karşı böyle bir küstahlık yapıyorsun? Bugün hala onun gibi Arap seviciliği yapıp kendi milletini aşağılayan, “Araplaşmayı” dindarlık sanan bir kitle var. Bunlar sanıyor ki Türk olmaktan uzaklaştıkça daha iyi müslüman olacaklar. Oysa bilmedikleri şu; Türklük bu coğrafyanın kilididir, zırhıdır. Kendi milletine sırt çevirip elin kültürüne köle olanın ne bu dünyada bir onuru kalır ne de öteki dünyada anlatacak bir hikayesi.

Türklük, her türlü “istifanın” ve “ihanetin” üzerinde bir cevherdir. Biz; tarih boyunca esaret zincirini kıran, medeniyet kuran, adaletiyle dünyaya nam salmış bir milletiz. Mustafa Sabri gibi vatansız ölüp gidenlerin bugün isimlerinin çocuk parklarında yaşıyor olması ise toplumsal hafızamızın ne kadar zayıflatıldığının acı bir göstergesi. Bizim çocuklarımız, kendi milletinden istifa edenlerin değil, bu vatanı küllerinden doğuranların hikayeleriyle büyümelidir.

Arap özentiliğiyle kendi özünden kopanlara şunu söylemek lazım: Kendi dilini, kendi töreni, kendi tarihini hor gören, aslında kendi varlığını inkar ediyordur. Biz Türk’üz; ne Arap’ın kültürel hegemonyasına ne de Batı’nın sarı filtresine muhtacız. Bizim ihtiyacımız olan tek şey, o içimizdeki asil kanda mevcut olan kudreti hatırlamak ve “Türküm” derken göğsümüzü gere gere konuşmaktır. Kim ne derse desin, Türk milleti her türlü ihanete rağmen dimdik ayakta kalmaya devam edecektir.

Exit mobile version