Site icon Türkçe Malumatlar

Ruhi Çenet’in Gemisindeki Hanta Virüsü İsrail’de Ortaya Çıktı!

Ruhi Çenet’in gemisinde de yayılan Hanta Virüsü belki de Türkiye’ye geldi. Çünkü Virüsün kuluçka dönemi var. Ruhi Çenet ise virüsü taşıyor olabilir. Hanta Virüsü şimdi de İsrail tarafından doğrulandı. Virüs tüm hızıyla yayılmaya devam ediyor. Pandemi dönemi tekrar başlayabilir. İnsanları yine aşı yapacaklar hatta bu sefer çipleyecekler. Artık herkesin yeri uydulardan tespit edilecek.

Hantavirüs denilen bu illet, öyle şakaya gelecek ya da “alt tarafı bir virüs” deyip geçilecek bir şey değil. Doğrudan doğanın içinden, en sinsi yollarla insana musallat olan bir bela bu. İşin özü şu: Bu virüsün ana kaynağı fareler ve benzeri kemirgenler. Ama mesele sadece farenin seni ısırması değil; farenin gezdiği yerdeki dışkısı, idrarı veya salyası kuruyup toza dönüştüğünde, sen o havayı soluduğun an virüsü ciğerlerine çekmiş oluyorsun. Yani hiç görmediğin bir farenin bıraktığı iz, senin sonun olabiliyor.

Vücuda girdiği an hemen “buradayım” demiyor. Bir kuluçka süresi var; halsizlik, yüksek ateş ve sanki ağır bir grip geçiriyormuşsun gibi kas ağrılarıyla başlıyor. İnsan başta “üşüttüm herhalde” diye geçiştiriyor ama işin rengi birkaç gün içinde değişiyor. Virüs iki farklı yoldan saldırıyor: Ya akciğerlerini hedef alıp seni nefessiz bırakıyor, ciğerlerini suyla dolduruyor ya da doğrudan böbreklerine çöküp iç kanamalara sebep oluyor. Özellikle o nefes darlığı aşamasına gelindiğinde durum çok kritikleşiyor çünkü bu virüsün öyle içip iyileşeceğin bir hapı ya da özel bir tedavisi de yok. Vücut kendi başına savaşmak zorunda kalıyor, tıp ise sadece destek ünitesiyle seni ayakta tutmaya çalışıyor.

En büyük tehlike ise kapalı ve havasız alanlar. Eski bir depo, uzun süre girilmemiş bir bodrum katı ya da kırsaldaki bakımsız bir kulübe bu virüs için adeta bir kovan. Temizlik yapacağım diye o tozlu alanı bir süpürgeyle havalandırdığın an, virüsü kendi ellerinle ciğerlerine davet ediyorsun. Bu yüzden uzmanlar “maskesiz girmeyin, ortamı önce ıslatın ki toz kalkmasın” diye boşuna bağırmıyor.

Şunu unutmamak lazım; bu virüs insandan insana (bazı çok nadir türleri hariç) geçmiyor ama farenin olduğu her yerde potansiyel bir ölüm fermanı gibi asılı duruyor. Şehir hayatının konforunda unuttuğumuz o vahşi doğa kuralları, hantavirüs gibi örneklerle bize ne kadar savunmasız olduğumuzu her seferinde en acı yoldan hatırlatıyor. Tedbirli olmak, o tozu yutmamak ve doğayla olan temasta mesafeyi korumak bu işin tek kuralı.

Exit mobile version