Orta Doğu, İngiltere’nin sömürgeleriyle bağlantısını sağlayan önemli bir konumdaydı. 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması ile Orta Doğu’nun önemi daha da arttı. İngiltere, 1878 Berlin Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti’yle arasındaki denge politikasını terk etti ve Osmanlı topraklarını işgale başladı. 1878’de Kıbrıs’ın yönetimini ele aldı ve 1882’de Mısır’ı işgal etti. İngiltere’nin bu politika değişikliği, Osmanlı Devleti’nde yeni arayışları başlattı ve Osmanlı Devleti’nin denge unsuru olarak Almanya’ya yaklaşmasına yol açtı. Almanya’nın bölgede etkinliğini artıracak projeleri, İngiltere’yi tedirgin etti. İngiltere, I. Dünya Savaşı’nda Mekke Şerifi Hüseyin’le yaptığı Mc Mahon Antlaşması ile bağımsız Arap Devleti sözü verdi fakat savaş sonrası dönemde bölge halklarının beklentileri karşılık bulmadı
Irak: San Remo Konferansı ile Irak’ın manda idaresi İngiltere’ye teslim edildi. İngiltere, Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu Faysal’ı Irak kralı yaparak Irak’a 1922’de özerklik verdi. 1930’da Irak’ın bağımsızlığını tanıdı. Irak, 1932’de Milletler Cemiyetine üye oldu.
Mısır: Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesi üzerine Aralık 1914’te İngiltere, Mısır üzerinde hâkimiyetini kurdu ve 28 Şubat 1922’de yayımladığı deklarasyonla Mısır’ın bağımsızlığını ilan etti. Süveyş Kanalı ve Mısır’daki yabancı haklarını korumayı üzerine aldı. İngiltere, 1936’da yapılan antlaşma ile Mısır’dan çekildi. Mısır, Mayıs 1937’de Milletler Cemiyetine üye oldu.
Arabistan: I. Dünya Savaşı başladıktan sonra Mekke Şerifi Hüseyin ile mücadeleye giren Suud ailesinden Abdülaziz İbni Suud, 1926 Ocak ayında kendisini Hicaz Kralı ve Necd Sultanı ilan etti. 1932’de devletin adı Suudi Arabistan Krallığı oldu. Suudi Arabistan aynı yıl içerisinde Milletler Cemiyetine üye oldu.
Ürdün: Ürdün, Fransız mandasındaki Suriye Krallığı’na dâhildi. Eylül 1922’de Milletler Cemiyeti kararı ile Ürdün Devleti kuruldu ve İngiltere mandasına bırakıldı. Ürdün 1946’da İngiltere ile yaptığı antlaşma ile bağımsızlığını kazandı.
Filistin: İngiltere, Balfour Deklarasyonu ile bir Yahudi devletinin kurulmasını kabul ettiğini ortaya koydu. Bu deklarasyon neticesinde Filistin’e yoğun bir şekilde Yahudi göçü başlatıldı. San Remo Konferansı kararları ile Filistin, Suriye’den ayrılarak İngiltere mandasına bırakıldı. Nihayetinde İsrail Devleti, II. Dünya Savaşı sonrası 1948’de kuruldu.
Yemen: Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ile Yemen’in bağımsızlığı fiili bir durum olarak ortaya çıktı. Yemen, savaş sonrası İmam Yahya önderliğinde İngilizlere karşı mücadele etti ve İngiltere’ye karşı İtalya ile iş birliğini geliştirdi. İngiltere 1934’te Yemen’in bağımsızlığını tanıdı.
Fransa’nın Orta Doğu Politikaları
San Remo Konferansı ile Suriye ve Lübnan, Fransız mandasına verildi. Arapların Suriye Krallığı beklentisi San Remo Konferansı’nda karşılanmadı ve Filistin, Suriye’den ayrılarak İngiliz mandasına bırakıldı. Bu durumun Suriye’de yarattığı hayal kırıklığı halkın Fransızlara karşı mücadele etmesine yol açtı. Fransızlar 1920 Temmuz’unda Şam’a girdi. Kral Faysal kovularak yönetime Fransız yüksek komiseri getirildi. Fransa bölgede “Böl ve yönet.” anlayışına dayanan bir politika izledi. Suriye’de muhalefeti kırmak için ülkeyi Lübnan, Alevi, Dürzi, Halep ve Şam olmak üzere beş ayrı siyasi bölgeye ayırdı. Bunlardan yalnız Lübnan bugüne kadar varlığını koruyabildi. Fransa bölgede yaşanan muhalefeti dizginlemek için 1926 Mayıs’ında Lübnan’a, 1930 Mayıs’ında Suriye’ye sözde bağımsızlık vererek her ikisinde de yönetim biçimini cumhuriyet olarak ilan etti. Bu iki ülkenin anayasalarında Fransız mandasına ait maddeler yer aldı. Fransa; İtalyan ve Alman yayılmacılığının gelişmesi üzerine 1936’da bölgeden çekildi. Ancak Fransız Meclisi mevcut durumu tanımadığından Fransa’nın bölgeden tamamen çekilmesi 1946’da gerçekleşti.
Türklerin Durumu ve İngiliz-Fransız-Arap İhaneti
Birinci Dünya Savaşı ve sonrasına baktığımızda, karşımızda medeniyet maskesi takmış ama ruhu sırtlanlaşmış iki güç görüyoruz: İngiltere ve Fransa. Bu iki devletin Orta Doğu politikası, sadece bir strateji değil; Türk’ün bin yıllık emeğini, adaletini ve kanıyla suladığı toprakları yağmalama sefaletidir. Üstelik bu yağmayı yaparken sergiledikleri nankörlük, tarihin hiçbir döneminde görülmemiştir.
Fransa’ya bakalım. Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Şarlken’in elinde esir düşen kralları Fransuva’yı kurtarmak için Türk’ün kudretine sığınan, yüzyıllarca Osmanlı’nın sağladığı kapitülasyonlarla zenginleşen bu adamlar, biz dar güne düştüğümüzde kapılarını yüzümüze kapattılar. Biz onlara müttefik dedik, elimizi uzattık; onlar ise bizi kendi ittifaklarına kabul etmedikleri gibi, Türk topraklarını paylaşmak için pusuda bekleyen çakallara dönüştüler.
İngiltere’nin yaptığı ise düpedüz hırsızlıktır. Savaş başlamadan önce, milletin dişinden tırnağından artırdığı altınlarla parası ödenen o gemilere el koyup, hem paramızın üzerine yatan hem de o gemileri bize karşı kullanan bir zihniyetten bahsediyoruz. Bu sadece bir siyasi manevra değil, haysiyet yoksunluğudur. Sen parayı al, gemiyi verme, sonra da “Ben centilmenim” diye dünyada boy göster. Hadi oradan!
Bu iki sömürgeci güç, sadece bizi değil, bölgenin saf ve hırslı unsurlarını da birer maşa gibi kullandılar. Arap kabilelerini “bağımsızlık” yalanıyla, İngiliz altınlarıyla kandırıp Türk askerini arkadan vurdurdular. O gün Türk askerine kurşun sıkanlara “Arap İmparatorluğu” vaat edenler, masaya oturduklarında ellerine cetveli alıp o insanları yapay sınırlara mahkum ettiler. Bugün Orta Doğu neden kan gölü, neden Gazze ağlıyor, neden Bağdat perişan sanıyorsunuz? Çünkü o gün Türk’ün adalet sancağını oradan indirmek için her türlü kirli pazarlığa giren İngiliz ve Fransız aklı, bölgeye huzur değil; bitmek bilmeyen bir kaos ve mezhep savaşı tohumu ekti.
Türk imparatorluğu bu çakalların sofrasında bölüşülürken, aslında sadece bir toprak parçası elden gitmedi; bölgenin namusu ve huzuru da gitti. Kendi krallarını Türk hakanının merhametiyle kurtaran Fransa ve Türk’ün emanet parasına çöken İngiltere, tarihin en büyük nankörlük imzasını Sykes-Picot ile, Balfour ile atmışlardır. Bugün bu coğrafyada dökülen her damla kanın müsebbibi, o gün Türk’e sırt çeviren bu emperyalist iştah ve onlara kanıp kardeşini vuran hainlerdir. Türk çekildiğinde adalet biter dedik, işte bugün görünen manzara tam olarak budur: Adaletsiz, huzursuz ve efendilerine köle edilmiş bir Orta Doğu.
