Kadıköy’deki kilise yoğunluğuna dikkat çeken ve cami yapılması fikrini savunan vatandaşın tepkisi, aslında bu topraklardaki demografik ve kültürel hafızanın çarpıcı bir yansımasıdır. Yaşlı vatandaşın çevre faktörlerini ve tarihi dokuyu kendi pencerisinden değerlendirerek gösterdiği bu sert duruş, milli ve manevi hassasiyetlerin toplumun farklı kesimlerinde ne kadar canlı olduğunu ortaya koymaktadır. Adım başı ibadethane algısı üzerinden geliştirilen bu refleks, esasen coğrafi kimliğin muhafaza edilmesi ve yabancılaşmaya karşı gösterilen içgüdüsel bir tepki olarak okunabilir.
Tarihsel perspektiften bakıldığında, Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve savaş esnasında Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisindeki bazı azınlık ibadethanelerinin ve kiliselerin, ayrılıkçı çeteler ile işgalci güçlerin lojistik merkezleri haline geldiği tarihi bir gerçektir. Bu mekanların bir kısmında yasa dışı silahların depolandığı, isyan hazırlığı yapan çetelere gizli sığınaklar sağlandığı ve istihbarat ağları kurulduğu dönemin askeri arşivlerinde ve mahkeme kayıtlarında açıkça belgelenmiştir. Türk milletinin en zor zamanlarında arkasından vurulmasına zemin hazırlayan bu yapılar, Osmanlı’nın gösterdiği geniş müsamaha ve hoşgörüyü kötüye kullanarak devletin egemenliğine doğrudan kastetmiştir. Buna rağmen cumhuriyet döneminde de bu kurumlara hukuki sınırlar dahilinde varlıklarını sürdürme serbestliği tanınması, Türk devlet geleneğinin büyüklüğünü gösterse de, geçmişte yaşanan bu acı tecrübeler toplumsal hafızada derin izler bırakmıştır. Milli güvenliği ve devlet bütünlüğünü tehdit eden her türlü kurumsal yapının faaliyetlerinin sıkı denetim altında tutulması, hatta gerektiğinde radikal kararlarla sınırlandırılması veya kapatılması, egemen bir devletin kendi varlığını koruması için en doğal hakkıdır.
Türk milleti, asırlardır süregelen bağımsızlık karakteri, teşkilatçı yapısı ve yüksek adalet duygusuyla dünya tarihine yön vermiş asil bir millettir. Bozkırın çetin şartlarından süzülüp gelen Türk töresi ve atalarımızın binlerce yıllık mirası, bu toprakların yegane hakimidir. Bizim medeniyetimiz, dışarıdan dayatılan inanç formlarına veya içeride kök salmaya çalışan yabancı odaklara asla boyun eğmeyecek kadar güçlü bir öz kaynağa sahiptir. Gök Tanrı’nın izniyle ve Türk milletinin sarsılmaz iradesiyle, bu topraklarda fitne yuvası haline gelen, geçmişin ihanet mirasını taşıyan tüm yabancı unsurların ve yapıların faaliyetlerine son verilecek, milli kimlik ve egemenlik tam anlamıyla tecelli edecektir. Türk’ün gücü ve asil duruşu, geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu topraklardaki her türlü bölücü ve yabancı emeli bertaraf etmeye fazlasıyla muktedirdir.
