
Güvenilir Gıda Üretimi Çiftlik hayvanlarının önemli fonksiyonlarından biri, insanlar tarafından tüketilemeyen, bitkileri (ot, saman, v.b.), sanayi yan ürünlerini (şeker pancarı posası, ayçiçeği ve pamuk tohumu küspesi, v.b.) ve hasat sonrası kalıntıları et, süt ve yumurta gibi yüksek kaliteli insan gıdası haline getirmeleridir (Bradford, 1989).
Hayvanların bitkisel ürünleri hayvansal ürünlere dönüştürme konusundaki etkinliklerinin düşük olduğu ve buna bağlı olarak da hayvanların insan gıdası üretiminde daha az yer almaları gerektiği konusu oldukça fazla dile getirilmektedir. Ancak burada 2 kritik nokta göz ardı edilmektedir. Bunlardan 1. si, ruminantlar tarafından tüketilen bitkisel materyalin büyük bir bölümü doğrudan insan tüketimine uygun değildir. Diğeri ise; bazı amino asitler, mineraller ve B-kompleks vitaminler gibi bazı besin maddelerinin bitkisel ürünlerde hiç bulunmaması ya da hayvansal gıdalara göre çok düşük düzeyde bulunmasıdır.
İnsan gıdası üretebilen hayvanlar, insan refahı ve tarıma önemli katkılar sağlamaktadır. En önemli insan ihtiyaçlarından biri güvenilir gıdadır. Gelecek 40-50 yıl içinde çiftlik kaynaklı hayvansal protein ihtiyacının 2 ya da 3 katına çıkacağı, dünya nüfusunun ise önümüzdeki 20-30 yıl içinde 9 milyar civarında olacağı tahmin edilmektedir (Gloyd, 1998). Tüm bunlar çiftlik hayvanları yetiştiriciliği için gelecekte pek çok fırsatın doğmasına yol açacaktır. Sürü sağlığının amaçlarından biri de güvenilir gıda üretimidir. Çünkü gıda kaynaklı hastalıklar tüm dünyada önemli halk sağlığı sorunlarından biridir (Angulo, 1996). Hayvansal gıdalar ancak uygun hayvanlardan, uygun şekilde elde edildiklerinde güvenilir ve yararlıdır.
Bakteriyel kaynaklı hastalıklarda genellikle antimikrobiyal ilaçlar kullanılarak hastalığın verimler üzerideki olumsuz etkisi, meydana gelebilecek muhtemel ölümler ya da hastalığın diğer hayvanlara bulaşma ihtimali azaltılmaya çalışılır. Antibiyotikler, viral hastalıklarda meydana gelebilecek bakteriyel kaynaklı sekonder enfeksiyonların önlenmesi amacıyla da kullanılırlar. Henüz hiçbir hastalığın olmadığı bazı durumlarda da antibiyotikler profilaktik amaçlı olarak kullanılırlar. Örneğin, işletmeye getirilen besi danalarının tümüne işletmeye geldiklerinde antibiyotik uygulanması, kısa bir süre sonra ortaya çıkabilecek pasteurella kaynaklı solunum yolu hastalığı ihtimalini azaltır (Harland ve ark., 1991).
Sürü sağlığı açısından yapılan antibiyotik uygulamaları; sürünün yaşayacağı verim kayıplarını ya da bu hayvanlardan elde edilen ürünlerin (et, süt) gıda olarak kullanılması halinde halk sağlığı açısından meydana gelebilecek riskleri engellerken ya da en aza indirirken, kullanılan ilaçların et ya da sütteki kalıntıları da toplum sağlığı açısından diğer bir riski daha doğurur. Bu tür durumlarda antibiyotiklerin doğru kullanımı, arınma sürelerine özen gösterilmesi konularında yetiştiricilere ya da işletme personeline gerekli bilginin verilmesi gereklidir ki bu görev Veteriner Hekimlere düşmektedir. Ancak yine de tedavisi devam eden ya da tedavisi bittiği halde kullanılan antibiyotiklerin yasal arınma sürelerine uyulmadan hayvanların, sütlerinin kullanıma sunulduğu ya da kesime sevk edildiği bilinen bir gerçektir. Bazı ülkelerde bu durumun önüne geçebilmek için merkezi bir veri bankası oluşturulmuş ve çiftlik hayvanlarında kullanılan Veteriner ilaçları ya da kimyasalları denetim altına alınmıştır.
Türkiye’de ticari firmalar topladıkları sütlerde antibiyotik olup olmadığını alım öncesi test ederek gerektiğinde antibiyotik kalıntısı içeren sütleri almamaktadırlar. Bu durum bir otokontrol mekanizması oluşturmuş ve büyük işletmeler bir ya da birkaç hayvandan elde ettiği süt uğruna yüzlerce kiloluk ya da tonlarca sütlerini riske etmemektedir. Ancak Türkiye’de henüz kesilen hayvanlardaki antibiyotik kalıntılarının tespiti rutin uygulama içerisinde değildir. ÖRNEK: Örneğin, Amerika Birleşik Devletlerinde yılda 6 ile 81 milyon arasında değişen gıda kaynaklı hastalık ve 9000 de gıda kaynaklı ölüm vakası bildirilmektedir.
