Site icon Türkçe Malumatlar

Muhafazakar ve İslamcı Kızların Avrupalıları Kıskandıran Yaşam Tarzı

Kimse kimseye nasıl giyineceğini zorla dayatamaz, burası net. Ama mesele özgürlük değil de tutarlılık olduğunda, orada durup konuşmak gerekir. Çünkü muhafazakârım, dindarım, İslamcıyım deyip sonra bu kimliğin altını oyan davranışlar sergiliyorsan, eleştiri de kaçınılmaz olur. Son zamanlarda muhafazakar ve islamcı kızların yaptıkları gündemden düşmüyor. Spiker Ela Cebeci ve Mehmet Akif Ersoy’un yaptıkları gündeme oturdu. İmamhatip mezunu Ela Cebeci uyuşturucu bağımlısı çıktı. Mehmet Akif Ersoy ise hem uyuşturucu kullanıyor hem de grup seks partileri yaptığı öne sürüldü. Yatak odasında gizli bölmeler, çift taraflı aynalar ele geçirildi. Yine başka isim AKP’li Kürşat Ayvatoğlu’da kokain çekerken görüntülenmişti ancak çektiği şeyin “Pudra Şekeri” olduğunu belirtti. İslamcı Adnan Oktar’ın da neler yaptıklarını biliyorsunuz. Burada her ismi tek tek yazıp eleştiri yapmak saçma olur ancak İslamcı ve Muhafazakar kitlenin lüks tutkusu ve cinsel sapkınlıkları artık bilinen bir gerçek.

Dövmeli, Tangalı İmamhatip mezunu kadınlar, uyuşturucu partileri düzenleyen muhafazakar erkekler… Yahu Türkiye nereye gidiyor? AKP Türkiye’yi İran yapacak dediler ama ülke Latin Amerika’ya döndü. Avrupa’da bile böylesi yok. Şimdi açık konuşalım. Bir kadın “ben muhafazakârım, ben dindarım” diyorsa, bu sadece bir etiket değildir. Bu söz, bir hayat tarzına, bir ahlak anlayışına, bir sınır bilincine işaret eder. Yani “ben bu kimliği benimsiyorum” demektir. Ama sonra bakıyorsun; sosyal medyada yarı çıplak pozlar, beden teşhiri, dikkat çekme çabası, erkeklerle iç içe, sınırların tamamen silindiği ortamlar, “herkes yapıyor” rahatlığı… O zaman insan sormadan edemiyor: Bu muhafazakârlık nerede, bu dindarlık nerede?

İslam’da mahremiyet diye bir kavram var. Süslenmenin, giyimin, bakışın, ortamın bir ölçüsü var. Bu ölçüler yüzyıllardır belli. Kimse dün icat etmedi. “Kalbim temiz” masalıyla bu iş yürümüyor. Çünkü din sadece kalpte yaşanan bir duygu değildir; davranışa, duruşa, tercihe yansır. Kalp temizse, o temizlik dışarı da sızar. Sürekli vitrine oynayan bir hayat, dikkat çekmeye kurulu bir tarz, İslami bir hassasiyetle bağdaşmaz.

Bir de işin samimiyet boyutu var. Açık saçık giyinip, her ortamda “rahatım” deyip, sonra eleştirilince “beni yargılayamazsınız” demek kolay. Ama kimliğini kendin ortaya koyuyorsan, o kimliğin gereği de konuşulur. Kimse “ben dindarım” demek zorunda değil. Ama diyorsan, bunun arkasını dolduracaksın. Yoksa bu iş, dini bir inanç olmaktan çıkar, sosyal vitrin aksesuarına döner.

Erkeklerle aynı ortamda bulunmak meselesine gelince… Kimse kadını eve kapatmayı savunmuyor. Bu ucuz bir çarpıtma. Mesele nasıl, hangi sınırlar içinde ve hangi niyetle. Flörtöz tavırlar, laubalilik, mahremiyeti sıfırlayan arkadaşlıklar, “biz çok moderniz” edasıyla yapılan samimiyet gösterileri, İslamcı-muhafazakâr çizgiyle örtüşmez. Buna itiraz edince hemen “çağ dışı”, “erkek egemen”, “baskıcı” etiketleri yapıştırılıyor. Hayır. Bu, baskı değil; tutarlılık talebidir.

Daha da rahatsız edici olan şu: Bu çelişkili görüntü en çok dini yaşayan, gerçekten hassas olan kadınlara zarar veriyor. Çünkü dışarıdan bakan biri, bu çelişkiyi genelleyip “işte dindarlık bu” diyor. Yani samimiyetsizlik, samimi olanların da itibarını yakıyor.

Net söyleyelim: Dindarlık, canın istediği yerden alıp istemediğin yerini bıraktığın bir açık büfe değildir. Muhafazakârlık, sadece bazı sloganları sevmek, bazı kelimeleri kullanmak değildir. Bu kimlikler ciddiyet ister, omurga ister. Yoksa ortaya çıkan şey inanç değil, rol yapmaktır.

Kimse kusura bakmasın. Açık saçık giyinip “ama ben muhafazakârım” demekle, haram-helal sınırlarını yok sayıp “ama kalbim temiz” demek aynı savunmadır. Ve bu savunma artık kimseyi ikna etmiyor. Çünkü insanlar söze değil, hayata bakıyor.

Ela Rümeysa Cebeci Kimdir? İmam Hatip Mezunu mu, Kaç Yaşında, Nereli, Eğitim Hayatı

Medya dünyasında son dönemde en çok konuşulan isimlerden biri olan Ela Rümeysa Cebeci, özellikle akademik geçmişi ve ekranlardaki duruşuyla merak konusu haline geldi. İnternet mecralarında yaşı, memleketi ve eğitimine dair pek çok soru sorulurken, Cebeci’nin hayat hikayesi aslında oldukça dikkat çekici bir tezatlığı barındırıyor. 31 Mayıs 1988 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen ve bugün 37 yaşında olan Cebeci, lise yıllarını İmam Hatip Lisesi sıralarında tamamlamış bir isim olarak biliniyor. Ancak bu dini temelden gelen eğitimine rağmen, sonradan çizdiği profil ve hayat tarzı, toplumda dindar bir kimlik sergileyip bu kimliğin ağırlığına ve ahlaki sorumluluğuna uygun davranmayan kişilere yönelik eleştirilerin odak noktasına yerleşmesine neden oluyor.

İmam Hatip mezunu olması, kamuoyunda onun belli manevi değerlere sahip çıkacağı beklentisini oluşturmuş olsa da, özel hayatındaki savrulmalar bu durumla tamamen çelişiyor. Özellikle adının uyuşturucu kullanımı gibi topluma kötü örnek teşkil eden ve hem hukuk hem de dini değerler nezdinde kabul edilemez olan bir alışkanlıkla anılması, kendisinin sosyal sorumluluklarını ne kadar göz ardı ettiğini ortaya koyuyor. Gençlere örnek olması gereken bir ekran yüzünün ve hatta bir akademisyenin, bu denli karanlık ve zehirli bir yola sapması kabul edilebilecek bir durum değildir. Bu durum, yalnızca kişisel bir tercih değil, temsil ettiği düşünülen değerlere de yapılmış bir saygısızlıktır.

Cebeci’nin eğitim yolculuğu İmam Hatip sonrasında Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi ile devam etmiş, ardından Bahçeşehir Üniversitesi’nde oyunculuk üzerine yüksek lisans yapmıştır. Bugün Nişantaşı Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak ders veren birinin, kürsüde etik ve iletişim anlatırken özel hayatında uyuşturucu gibi bir illete bulaşması, savunduğu değerlerin ne kadar yüzeysel olduğunu gösteriyor. Toplumda dindarlık maskesi takıp, dinin kesin olarak yasakladığı ve ahlaken çöküntü yaratan her türlü yanlışı çekinmeden yapanların yarattığı bu samimiyetsizlik, en büyük toplumsal yozlaşma nedenlerinden biridir. Din, sadece bir etiket veya mezun olunan bir okulun adı değil, bir yaşam disiplinidir. Hem dindar görünüp hem de bu değerlerin tam zıttı bir hayat sürmek, halkı kandırmaktan başka bir şey değildir.

Kariyerine radyoculukla başlayıp TRT gibi devletin en prestijli kurumlarında spikerlik yapma şansı bulmuş, ardından oyunculuk ve akademisyenlik gibi toplumun saygı duyduğu alanlara adım atmış birinin, kendi imajını ve toplumsal itibarını uyuşturucu ile yerle bir etmesi ibretlik bir tablodur. Medya ve sanat dünyasında var olmanın bedeli, köklerinden ve ahlaki doğrularından vazgeçmek olmamalıdır. Bir yandan akademi dünyasında hocalık yapıp diğer yandan bu tür çirkin alışkanlıklarla gündeme gelmek, eğitim verdiği öğrencilere karşı da büyük bir tutarsızlıktır. Dürüstlük ve samimiyetin olmadığı yerde, ne verilen eğitim ne de yapılan kariyerin toplum nezdinde bir kıymeti kalır.

Hem İslamcıyım diyeceksin hem de Avrupalıları kıskandıracak hayat yaşayacaksın? Yahu Türkiye’de laikliği savunanlar bile bu kadar abartı bir hayat yaşamıyor. İslamcılar Avrupa’dan daha Avrupacı oldu. Bu giyim kuşam nedir ayıptır? İslamcıların savundukları dinden haberleri var mı? Kur’an-ı Kerim’de kadınların giyimi ve örtünmesiyle ilgili düzenlemeler doğrudan belirli ayetlerle sabitlenmiş olup bu konudaki temel prensipler iffetin korunması, ziynetlerin saklanması ve toplumsal hayatta tanınarak tacizden korunma amacı üzerine kuruludur. İslam dininin temel kaynağı olan Kur’an’da bu konu özellikle Nur ve Ahzab surelerinde detaylandırılmıştır.

Nur Suresi’nin 31. ayetinde mümin kadınların, bakışlarını haramdan sakınmaları ve iffetlerini korumaları emredilirken, giyim kuşamla ilgili çok net bir çerçeve çizilir. Ayette kadınların, kendi kendine görünen kısımlar hariç olmak üzere ziynetlerini (yani takılarını ve güzelliklerini) açığa vurmamaları istenir. Ayrıca başörtülerini (hımar), göğüs yırtmaçlarının (yakalarının) üzerine kadar salmaları açıkça belirtilir. Bu ifadeyle örtünün sadece başın üstünde bir aksesuar olarak kalmaması, boyun ve göğüs dekoltesini de kapatacak şekilde kullanılması emredilmiştir. Aynı ayette bu örtünme kuralının kimlerin yanında istisna tutulabileceği; yani babalar, kocalar, kardeşler gibi yakın aile üyeleri tek tek sıralanarak sosyal hayatın sınırları belirlenmiştir.

Giyim konusundaki bir diğer temel emir ise Ahzab Suresi’nin 59. ayetinde yer almaktadır. Bu ayette Peygamber’e hitaben; eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına “cilbablarını” (dış örtülerini) üzerlerine almalarını söylemesi buyurulur. Cilbab kelimesi İslam alimleri tarafından genellikle vücut hatlarını belli etmeyecek, kadını baştan aşağı örtecek geniş bir dış elbise olarak yorumlanmıştır. Ayetin devamında bu tarz bir giyimin gerekçesi olarak, kadınların iffetli tanınmaları ve böylece incitilmemeleri, yani olası tacizlerden korunmaları gösterilir. Bu yönüyle Kur’an’daki örtünme emri sadece şekli bir kural değil, kadının onurunu ve toplumdaki konumunu korumaya yönelik bir kalkan olarak nitelendirilir.

Ayrıca Ahzab Suresi’nin 33. ayetinde kadınların “cahiliye dönemindeki kadınlar gibi süslenip püskünerek açılıp saçılmamaları” konusunda bir uyarı yapılır. Bu durum, İslam öncesi dönemdeki teşhirci giyim tarzının reddedildiğini ve sadeliğin esas alındığını gösterir. Kur’an’da genel bir kural olarak elbiselerin vücut hatlarını sergileyecek kadar dar veya teni gösterecek kadar şeffaf olmaması gerektiği, takva elbisesinin (yani haramdan kaçınma bilincinin) en hayırlı örtü olduğu vurgulanır.

Sonuç olarak Kur’an’ın kadın giyimiyle ilgili koyduğu kurallar; mahremiyetin korunması, bedenin cinsel bir obje olarak sergilenmemesi ve kadının toplum içerisinde saygın bir kimlikle yer alması esasına dayanır. Başörtüsünün göğüs bölgesini kapatması, dış örtünün vücut hatlarını gizlemesi ve gösterişten uzak durulması, bu ilahi emirlerin temel taşlarını oluşturur.

Exit mobile version