Daha önce bir kadın başka erkeklerle birlikte olduysa doğacak olan çocuk o erkeklerin DNA’sını taşır diyen, bakire kadınlarla evlenin diyen Oytun Erbaş’a bir eleştiri de İrem Derici’den geldi. İrem Derici Oytun Erbaş’ı artık ekranlarda görmek istemiyormuş. Oytun Erbaş ise o zaman kanal değiştirsin dedi.
İrem Derici yıllardır müzikten çok skandallarla, polemiklerle ve ölçüsüz çıkışlarla gündemde olan bir figür hâline geldi. Sahnedeki performansından ziyade sosyal medyada attığı mesajlar, verdiği tepkiler ve bilinçli olarak körüklenen tartışmalar, onu bir sanatçıdan çok kaos üreticisi bir popüler figüre dönüştürdü.
Özellikle kullandığı dil, karşısındakini aşağılayan üslubu ve her eleştiriyi “linç” diye nitelendirip saldırganlaşması, kamusal sorumluluk taşıyan bir sanatçı profiliyle bağdaşmıyor. Eleştiriye tahammülü olmayan, sürekli mağduriyet üreten bu tavır, topluma örnek olmak bir yana, gençlere yanlış bir rol modeli sunuyor.
Sahne Kıyafetleri ve “Özgürlük” Maskesi
İrem Derici’nin sahne kıyafetleri meselesi ise ayrı bir başlık. “Özgürlük” söylemi arkasına saklanarak açık saçık, teşhirci ve dikkat çekme odaklı giyim tarzını meşrulaştırma çabası artık ikna edici değil. Kimse sanatçılardan muhafazakâr olmalarını beklemiyor; fakat bu denli ölçüsüzlük, estetikten uzaklık ve sürekli beden üzerinden gündem yaratma çabası, sanata değil tüketime ve sansasyona hizmet ediyor.
Toplumun gözü önünde olan bir ismin, özellikle gençler tarafından takip edildiği gerçeği ortadayken, “Ben böyleyim” diyerek her şeyi normalleştirmesi sorumluluktan kaçıştır. Topluma böyle örnek olunmaz. Sanatçı olmak, sınırsızlık değil; bilinç gerektirir.
Oytun Erbaş Kavgası: Kim Haklı?
İrem Derici’nin Oytun Erbaş ile yaşadığı tartışma da bu zihniyetin bir yansımasıdır. Erbaş’ın bilimsel ya da tartışmalı çıkışları elbette eleştirilebilir; ancak Derici’nin yaptığı şey eleştiri değil, alay, küçümseme ve kişisel saldırıdır. Tartışmayı fikir düzeyinde yürütmek yerine hakaret diline başvurması, konunun özünü tamamen gölgede bırakmıştır.
Bu noktada Oytun Erbaş’ın tarafında durmak gerekir. En azından kendi alanında konuşan, düşüncesini ifade eden bir isim varken; karşısında, konuyu magazinleştiren, bağırarak haklı çıkmaya çalışan bir üslup vardır. Bilimsel tartışma bağırarak değil, argümanla yapılır. İrem Derici ise yine bildiğini yapmış, kavgayı şova çevirmiştir.
Sonuç
İrem Derici bugün geldiği noktada, sanatçı kimliğinden çok tartışma çıkaran, ölçüyü kaçıran ve sorumluluk almayan bir figürdür. Sürekli “ben buyum” diyerek her davranışı meşrulaştırmak, eleştireni düşman ilan etmek ve toplumsal değerleri küçümsemek, uzun vadede saygınlık değil, yorgunluk ve itibar kaybı getirir.
Toplumun, özellikle gençlerin önünde olan isimler şunu anlamak zorunda:
Özgürlük sınırsızlık değildir. Cesaret sorumsuzluk değildir. Ve popülerlik, her şeyi yapma hakkı vermez.
Oytun Erbaş Kimdir?
Oytun Erbaş, 1978 yılında İzmir’in Ödemiş ilçesinde doğmuş olan Türk tıp doktoru, fizyolog ve akademisyendir. Özellikle nörobilim, biyolojik psikiyatri ve tıp alanındaki çalışmalarıyla tanınmış, ancak son yıllarda televizyon programlarında ve sosyal medyada yaptığı açıklamalarla geniş kitleler tarafından tartışılan bir figür haline gelmiştir.
Oytun Erbaş’ın hayatı, kariyeri ve tartışmalı yönleri şu başlıklar altında detaylandırılabilir:
Eğitim Hayatı ve Akademik Kariyeri
Eğitim hayatını başarıyla tamamlamış bir isimdir. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, uzmanlık eğitimini yine aynı üniversitenin Fizyoloji Anabilim Dalı’nda tamamlamıştır.
- Uzmanlık Alanı: Fizyoloji ve nörobilim üzerine yoğunlaşmıştır.
- Akademik Çalışmaları: Deneysel diyabet, nörolojik hastalıklar (Alzheimer, Parkinson vb.) ve bağımlılık fizyolojisi üzerine çok sayıda bilimsel makalesi bulunmaktadır.
- Ünvanları: Doçentlik ünvanını genç yaşta almış ve akademik çalışmalarına çeşitli vakıf üniversitelerinde devam etmiştir. İstanbul Bilim Üniversitesi ve Demiroğlu Bilim Üniversitesi gibi kurumlarda dersler vermiştir.
“Yavuz Dizdar” ve “Popüler Bilim” Anlatıcılığı
Oytun Erbaş, karmaşık tıp bilgilerini halkın anlayabileceği, sade ve yer yer argoya kaçan bir dille anlatmasıyla popülerlik kazanmıştır. Aşkın kimyası, beynin çalışma prensipleri ve beslenme ile ruh hali arasındaki ilişkiler gibi konularda yaptığı konuşmalar sosyal medyada milyonlarca kez izlenmiştir.
Tartışmalı Açıklamaları ve Eleştiriler
Erbaş’ın geniş kitlelerce tanınmasına neden olan en önemli unsurlardan biri, ana akım tıp dünyası ve toplum tarafından sert eleştirilen bazı açıklamalarıdır:
- Genetik ve Koronavirüs: Pandeminin başlangıç döneminde yaptığı “Türk geninin koronavirüsten etkilenmeyeceği” yönündeki iddiası, bilim çevreleri tarafından bilimsel dayanaktan yoksun bulunmuş ve çok sert eleştirilmiştir.
- Sosyal Sınıf ve Başarı: “Ben bu hükümet olmasa akademisyen olamazdım çünkü babam bankacı, ben Anadolu çocuğuyum” ve “pazarcıdan doktor olur ama elitlerden olmaz” gibi sınıfsal çıkışları, akademik çevrelerde liyakat tartışmalarına yol açmıştır.
- Zeka ve İlişki Analizleri: İlişkiler, kadın-erkek doğası ve zeka üzerine yaptığı bazı genellemeler, hem bilimsel hem de etik açılardan tepki çekmiştir.
Genel Üslubu
Kendi deyimiyle “Anadolu çocuğu” imajını ön planda tutan, laboratuvar ortamından çok halkla iç içe bir bilim insanı portresi çizmeye çalışmaktadır. Konuşmalarında sıklıkla deneylerinden örnekler verse de, bu örnekleri popüler kültüre uyarlayarak anlatmayı tercih eder.
Özetle Oytun Erbaş, tıp eğitimi ve akademik geçmişi olan bir bilim insanı olmasına rağmen, bilimsel gerçekleri popülist bir dille harmanlaması ve tartışmalı teorileri nedeniyle Türkiye’de kutuplaşmış bir şöhrete sahiptir. Bir kesim onu “bilimi sevdiren adam” olarak görürken, diğer bir kesim bilimsel etiğe zarar verdiği gerekçesiyle eleştirmektedir.
