
Uzun Süreli İlişkide Sevgi Adı Altında Kullanıldığımızı Nasıl Anlarız?
Uzun süreli bir ilişkide, özellikle evliliğe doğru gidildiği düşünülen bir süreçte “sevgi” kavramı çok güçlü bir kalkan haline gelir. İnsan, sevdiğini düşündüğü ya da sevdiğine inandığı birinin kendisini kullandığını fark etmekte zorlanır. Çünkü evlilik beklentisi, geleceğe dair planlar ve “bunca yıl” düşüncesi, birçok davranışı tolere etmeye ve normalleştirmeye yol açar. Oysa sevgi adı altında yaşanan bazı durumlar, aslında sağlıksız bir kullanım biçiminin işareti olabilir.
Evliliğe giden süreçte kullanılmak, her zaman açık ve net bir şekilde görülmez. Çoğu zaman “fedakârlık”, “sabır”, “idare etmek” gibi kavramlarla üstü örtülür. Ancak uzun vadede kişi kendini yorgun, sıkışmış ve değersiz hissetmeye başlar. Bu his, tesadüf değildir.
İlk dikkat edilmesi gereken nokta, evlilik konusunun sürekli ertelenmesi ama ilişkinin tüm sorumluluklarının yaşanmasıdır. Karşı taraf, evlilikten söz ettiğinde netlikten kaçıyor, zamanı belirsiz bırakıyor ama buna rağmen senden evli gibi davranmanı bekliyorsa burada bir çelişki vardır. Duygusal destek, sadakat, fedakârlık, hatta bazen maddi katkı beklenirken; resmi bir adım için sürekli bahaneler üretilmesi, sevgi adı altında konfor alanı yaratıldığını gösterebilir.
Bir diğer önemli işaret, sorumluluğun tek taraflı taşınmasıdır. Evliliğe giden sağlıklı bir ilişkide yük paylaşılır. Planlar birlikte yapılır, sorunlar birlikte çözülür. Ancak sen sürekli anlayan, alttan alan, uyum sağlayan tarafsan ve karşı taraf kendi hayatını neredeyse hiç değiştirmiyorsa, bu dengesizlik zamanla kullanım hissi yaratır. Sevgi, tek taraflı bir yük taşıma hali değildir.
“Sen zaten beni seviyorsun” cümlesinin davranışları meşrulaştırması da dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Karşı taraf, seni üzmesine rağmen “niyetim kötü değildi”, “beni böyle kabul et”, “ben buyum” gibi ifadelerle sorumluluktan kaçıyorsa, sevgi kavramı bir kalkan olarak kullanılıyor olabilir. Sevgi, karşı tarafın sınırlarını sürekli ihlal etme hakkı vermez.
Evliliğe doğru gidildiği düşünülen bir ilişkide kullanılan kişiler genellikle kendi ihtiyaçlarını geri plana atarlar. “Şimdi zamanı değil”, “önce onun işi yoluna girsin”, “evlenince düzelir” gibi düşüncelerle kendi beklentilerini ertelemeye alışırlar. Zaman geçtikçe bu ertelemeler normalleşir ve kişi, ne istediğini söylemekten bile çekinir hale gelir. Oysa sağlıklı bir süreçte iki tarafın da ihtiyaçları konuşulabilir ve ciddiye alınır.
Gelecek planlarının net olmaması da önemli bir göstergedir. Evlilikten bahsediliyor gibi yapılır ama somut hiçbir adım atılmazsa, bu belirsizlik bilinçli bir tercih olabilir. Karşı taraf, seni hayatında tutarken kendi özgürlüğünden ödün vermek istemiyor olabilir. Bu durumda sen, onun hayatındaki düzenin devamı için var olan bir rol üstlenmiş olursun.
Bir başka işaret, duygusal desteğin tek yönlü olmasıdır. Sen onun stresini, kaygılarını, ailesiyle yaşadığı sorunları dinlerken; sen zorlandığında ya konu geçiştiriliyor ya da “abartıyorsun” deniyorsa burada eşit bir bağ yoktur. Kullanılan kişiler çoğu zaman duygusal olarak tükenir ama bunu dile getirdiklerinde suçlu hissettirilirler.
Maddi konularda sınırların belirsizleşmesi de evliliğe giden süreçte sık görülen bir durumdur. Sürekli senin destek olman bekleniyor, ama gelecek için ortak bir plan yapılmıyorsa bu da sevgi adı altında fayda sağlama biçimi olabilir. Bu kullanım illa bilinçli olmak zorunda değildir; ancak sonuç değişmez: bir taraf verir, diğer taraf alışır.
Evliliğe giden yolda kullanılan kişiler genellikle “idare eden” rolüne sıkışır. Ailelerle yaşanan sorunlarda, zamanlama meselelerinde, ilişkideki krizlerde hep sen dengede tutan kişi olursun. Karşı taraf ise bu dengeye güvenerek değişme ihtiyacı duymaz. Bu durum zamanla “ben olmasam bu ilişki yürümez” düşüncesine dönüşür ki bu da ciddi bir yük yaratır.
Bir diğer önemli nokta, kendini sürekli eksik hissetmendir. Ne kadar emek verirsen ver, bir şeyler yetmiyormuş gibi hissediyorsan; sürekli kendini kanıtlamaya çalışıyorsan bu sağlıklı bir sevgi ortamı değildir. Sevgi, kişiyi küçülten ya da sürekli daha fazlasını yapmaya zorlayan bir şey olmamalıdır.
Son olarak, içsel rahatsızlık önemlidir. “Ben bu süreçte gerçekten seçiliyor muyum, yoksa sadece tutuluyor muyum?” sorusu sık sık akla geliyorsa, bu ciddiye alınmalıdır. Evliliğe giden bir yol, belirsizlikten çok güven hissi yaratır. Sürekli bekleyen, erteleyen ve kendinden vazgeçen taraftaysan, burada durup düşünmek gerekir.
Uzun süreli ilişkilerde, özellikle evlilik beklentisi varken, sevgi adı altında kullanılmak fark edilmesi zor ama yıpratıcı bir durumdur. Bu farkındalık, hemen bir kopuş anlamına gelmeyebilir; ancak kişinin kendini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını yeniden görmesi için önemli bir adımdır. Çünkü sevgi, iki kişinin de eşit şekilde değer gördüğü bir bağdır; tek taraflı bir fedakârlık düzeni değil.
Uzun Süreli İlişkide Kullanıldığımızı Nasıl Anlarız?
Uzun süreli bir ilişkide “kullanılıyor muyum?” sorusu genellikle bir anda ortaya çıkmaz. Çoğu zaman küçük rahatsızlıklarla, içe atılan huzursuzluklarla ve “bir şeyler yolunda değil” hissiyle kendini belli eder. Bu soru, ilişkiye emek verilmiş, zaman harcanmış ve duygusal bağ kurulmuş olduğu için kolay sorulmaz. İnsan, sevdiği ya da uzun süredir hayatında olan birinin kendisini kullandığını düşünmek istemez. Bu yüzden de bazı işaretler uzun süre görmezden gelinir. Ancak uzun vadede bu durum, kişinin kendini değersiz, yorgun ve tükenmiş hissetmesine yol açabilir.
Uzun süreli ilişkilerde kullanılma hissi, genellikle dengesizlikten doğar. Bir taraf sürekli veren, anlayan, idare eden konumdayken diğer taraf daha çok alan, talep eden ve rahat olan tarafta kalıyorsa, burada sağlıksız bir yapı oluşur. Bu dengesizlik her zaman açıkça fark edilmez çünkü “sevgi”, “fedakârlık” ya da “ilişki böyle olur” gibi düşüncelerle normalleştirilebilir.
İlk önemli işaret, duygusal emeğin tek taraflı hale gelmesidir. İlişkide sorun çıktığında konuşan, çözüm arayan, alttan alan, empati kuran hep aynı kişi olmaya başladıysa bu bir alarmdır. Karşı taraf ya hiç sorumluluk almıyor ya da sorunları görmezden geliyorsa, ilişki tek kişinin çabasıyla ayakta duruyor demektir. Uzun süreli ilişkilerde zaman zaman dengesizlikler olabilir; ancak bu durum kalıcı hale gelmişse, “kullanılma” hissi kaçınılmaz olur.
Bir diğer belirti, ihtiyaçların sürekli geri plana atılmasıdır. Senin isteklerin, sınırların, yorgunlukların ya da hayır dediğin konular sürekli görmezden geliniyorsa, buna karşın karşı tarafın ihtiyaçları öncelik haline geliyorsa, ilişkide eşitlik bozulmuş demektir. Kullanan taraf genellikle “sen zaten anlayışlısın”, “sen halledersin”, “sen sorun etmezsin” düşüncesiyle hareket eder. Bu, zamanla kişinin kendini görünmez hissetmesine neden olur.
İlişkinin sana iyi gelmemesi ama yine de sürmesi de önemli bir işarettir. Uzun süredir mutsuz, gergin ya da yorgun hissettiğin halde ilişkiden çıkamıyorsan, burada alışkanlık, korku ya da duygusal bağımlılık devreye girmiş olabilir. Kullanılan kişi çoğu zaman “bırakırsam daha kötü olur”, “bunca yıl boşa gider” ya da “onsuz yapamam” gibi düşüncelerle ilişkide kalır. Oysa sağlıklı bir ilişki, zorlayıcı dönemler olsa bile kişiyi tamamen tüketmez.
Bir başka dikkat edilmesi gereken nokta, karşı tarafın seni yalnızca işine geldiğinde hatırlamasıdır. Desteğe, yardıma, ilgiye ya da bir şeye ihtiyaç duyduğunda yanında olan; ama sen ihtiyaç duyduğunda ortadan kaybolan bir partner, ilişkiyi kendi çıkarına göre yaşıyor olabilir. Bu durum özellikle uzun ilişkilerde daha net hissedilir çünkü kişi artık davranışların tesadüf olmadığını fark etmeye başlar.
Takdir eksikliği de kullanılan insanların sık yaşadığı bir durumdur. Yaptıkların normal, olması gereken, hatta fark edilmez hale gelmiştir. Oysa sağlıklı bir ilişkide emek görülür, teşekkür edilir, değer hissettirilir. Sürekli veren ama karşılığında duygusal olarak beslenmeyen kişi zamanla içten içe kırılır. Bu kırgınlık çoğu zaman açıkça dile getirilmez; çünkü “abartıyorum”, “çok şey bekliyorum” düşüncesi devreye girer.
Uzun süreli ilişkilerde kullanılan kişiler genellikle kendilerinden sürekli ödün verirler. Tartışmamak için susarlar, kaybetmemek için kabullenirler, huzur bozulmasın diye kendi sınırlarını esnetirler. Başta küçük gibi görünen bu ödünler, zamanla kişinin kendi ihtiyaçlarını tanıyamaz hale gelmesine yol açar. Bir noktadan sonra “ben ne istiyorum?” sorusu bile zorlaşır.
Bir diğer önemli işaret, ilişkiyle ilgili kararların tek taraflı alınmasıdır. Taşınma, gelecek planları, maddi konular, sosyal hayat gibi alanlarda senin fikrin sorulmuyor ya da sorulsa bile dikkate alınmıyorsa, ilişki eşit bir ortaklık olmaktan çıkmış demektir. Kullanılma durumu her zaman maddi ya da somut olmayabilir; bazen sadece hayatının bir başkasının konforuna göre şekillenmesiyle ortaya çıkar.
Ayrıca, kendini sürekli suçlu hissetmen de dikkat edilmesi gereken bir durumdur. İlişkide sorun çıktığında otomatik olarak kendini sorguluyor, özür diliyor ve yükü üstleniyorsan; karşı taraf ise sorumluluk almıyorsa bu sağlıklı bir denge değildir. Kullanılan kişiler çoğu zaman “daha iyi olursam düzelir”, “biraz daha sabredersem değişir” düşüncesiyle hareket eder.
Son olarak, iç ses çok önemlidir. “Ben bu ilişkide gerçekten değer görüyor muyum?” sorusu sık sık akla geliyorsa, bu boşuna değildir. İnsan bazen mantığıyla açıklayamadığı şeyleri duygularıyla fark eder. Sürekli bir eksiklik, haksızlık ya da dengesizlik hissi varsa, bunun üzerine düşünmek gerekir.
Uzun süreli bir ilişkide kullanıldığını anlamak kolay değildir çünkü sevgi, alışkanlık ve bağlılık bu farkındalığı geciktirir. Ancak sağlıklı bir ilişki, iki tarafın da yükü paylaştığı, görüldüğü ve değerli hissettiği bir alandır. Eğer ilişki seni sürekli eksiltiyor, yoruyor ve kendin olmaktan uzaklaştırıyorsa, burada durup düşünmek gerekir. Bu farkındalık, illa hemen bir bitiş anlamına gelmez; ama kişinin kendine daha dürüst olmasının ilk adımıdır.