Pestisit Formülasyonları

Pestisitler saf veya teknik madde şeklinde pek kullanılmazlar. Genellikle etkin maddeler, pestisit özelliği taşımayan maddelerle karıştırılarak bir formülasyon elde edilir. Kullanılan yardımcı maddeler genellikle inert olarak bilinirler ve çeşitli görevler yaparlar. Sıvı veya katı olabilen yardımcı maddenin başlıca görevi pestisit ürününün taşınmasını kolaylaştırmak, stabilitesini artırmak, güvenliğini yükseltmek ve ürünün işlenmesini kolaylaştırmaktır. Genel olarak kullanılan formülasyonlar aşağıda incelenmiştir.

Aerosol (A): Etkin maddeyi içeren sıvı çözeltinin basınçlı bir kabın içine konulmasıdır. Bu cihazlar sprey veya duman olarak salıvermeyi sağlamak için itici bir gazla karıştırılmış az miktarda etkin madde içerirler. Aerosol kutuları, kullanıma hazır ve muhafaza edilmeleri kolay olduğu için kullanıma elverişlidir, ama delinir veya yanarlarsa küçük metal parçalarına dağılmak suretiyle patlayabilirler.

Çok Düşük Hacimli Sıvı (Ultra Low Volume, ULV): Yüzey ilaçlamasına uygun soğuk sisleme ekipmanıyla (ULV) kullanım için geliştirilmiş, genellikle suda karışmayan bir solventteki formülasyondur. Bunlar kullanıma hazır formülasyonlar olabilir veya petrol veya kerosenle seyreltilerek hazırlanırlar.

Emülsifiye Konsantre (EC): Etkin maddenin bir veya daha fazla petrol bazlı solventlerle seyreltilmiş sıvı bir formülasyonudur. Aşındırıcı değildir ve püskürtme cihazının ağzını tıkamaz. EC formülasyonlarda etkin maddenin yüksek derişimlerinden dolayı eğer ürün kazara deriye dökülür veya ağızdan alınırsa, uygulayıcıya veya diğer maruz kalan kişilere tehlikeli olarak kabul edilir. Petrol solventi içermelerinden dolayı oldukça yanıcıdır. Bu emülsiyonlar uygulama yüzeylerinde çok az görülebilir depo oluşturabilirler; bununla beraber seyreltik EC’ler keskin kokuludur ve gözenekli yüzeylerden emilebilirler. Organik solventler ve emülgatörler bitki yapraklarını ve yeşillikleri yakabilir ve etkin maddenin deriden emilmesini kolaylaştırabilir, bunun için uygulayıcılara risklidir.

Fumigant (LG): Basınç altında serbest bırakıldığında gaz halini alan ve sıvı olarak formüle edilen bir formülasyon tipidir. Etkilerinde seçici olmadıklarından ve havanın olduğu her yere yayılabildiklerinden tüm pestisit formülasyonlarının en tehlikeli olanlarıdır. Uygulanırlarken her zaman gaz maskesi kullanılmalıdır. Aerosol, tütsü, buhar ve dumanlar çok ince disperse (dağılmış) edilmiş partiküller olduğundan fumigant olarak değerlendirilmezler.

Granüller (G): Kuru ve kullanıma hazır ürünlerdir. Genellikle kil veya öğütülmüş mısır koçanı gibi iri, delikli inert taşıyıcı bir materyale etkin maddenin uygulanmasıyla (emdirme, sıkma veya kaplamayla) hazırlanırlar. Sivrisinek larvalarının kontrolünde kullanıldıklarında hedef alanda etkin maddenin kalıcılığını artırırlar. Granüller çoğu kez uygulayıcının tercihine göre elle de uygulanırlar.

Islanabilir Toz (WP), Suda Dağılabilen Toz (WDP), Çözünebilir Toz (SP): Etkin madde, ıslatıcı madde ve inert bir taşıyıcıdan oluşan bu formülasyonlar kuru toz şeklindedir. Islanabilir tozlar suspansiyon yapmak için suyla karıştırılır, hâlbuki çözünebilir tozlar çözelti yapmak için çözdürülür. Islatıcı madde genellikle suspansiyon partiküllerini homojen bir şekilde dağıtmak için formülasyona eklenir. Islanabilir ve suda dağılabilir tozlardan oluşmuş süspansiyondaki partiküller, SC’lerde bulunan partiküllerden daha büyüktür. Bu nedenle uygulandıkları yüzeylerde depo oluştururlar. Ayrıca karıştırma sırasında kuru partiküllerin havaya karışması ve solunması nedeniyle maruziyet riski vardır. Kullanılacağı zaman suda çözünen paketleri doğrudan uygulama tankına boşaltılmalı, böylece partiküllerin havaya karışması önlenmelidir. Islanabilir toz süspansiyonlar, partiküllerin çökmesini engellemek için sürekli karıştırmaya ihtiyaç duyarlar. Püskürtme cihazı için oldukça aşındırıcı olmalarının yanı sıra ucunu ve ağzını tıkayabilirler.

Kapsüllü süspansiyon (CS; Yavaş veya kontrollü salınım): Kullanmadan önce suyla seyreltilmeye özgü bir sıvıdaki kapsüllerin süspansiyonudur. Bu formülasyondaki etkin madde, yavaşça salıveren ve bileşiğin kalıcılığını uzatan mikroskopik polimer bir kapsülle sarılmıştır. Uygulama sırasında aşırı yüzey derişiminin oluşmamasını sağlar ve kazara bulaşma olduğunda deriden kolayca yıkanabilir. Kapsüller gözenekli yüzeylerden kolay emilmez ve insekt-insektisit temasını artırarak insektlere kolayca tutunurlar. Hafif kokuları vardır ve etken madde güneş ışığı ve açık havadan korunduğu için kalıcılığı iyidir.

Serpmeye özgü toz (Dustable powder, DP): Serperek kullanıma uygun serbest akıcı bir tozdur. Bu tür formülasyon tipinde etkin madde kil, fındıkkabuğu veya volkanik kül gibi çok ince yapılı inert maddelerin içinde bulunur ve alındığı gibi kullanıma hazırdır. DP’ler genellikle ev ve süs hayvanlarının üzerindeki dış parazitlerin kontrolü ve vebayla mücadelede fare deliklerine koymak için kullanılır.

Solusyon (S, Çözelti): Pestisitler bazen seyreltilmeye gerek kalmadan (kullanıma hazır, ready to use, RTU) kullanılmak için veya özel rafine edilmiş petrol veya öteki petrol bazlı solventlerle seyreltilmek üzere hazırlanırlar. Bu kategorideki bazı ürünler suyla da karıştırılabilir.

Suda yağ emülsiyonu (EW): Bu formülasyon, surfaktan varlığında suda karışmayan bir solventte çözdürülen etkin maddenin suda çok ince yağ fazı damlacıkları olarak disperse edilmesinden oluşur. Suda yağ emülsiyonu seyreltik EC’lere benzer ama genellikle daha dayanıklı ve daha düşük derişimlerde solvent ve surfaktan içerir. Formülasyon, uygulama için yalnızca suyla karıştırılabilir.

Suda dağılabilir granüller (WDG): Bu formülasyonlar suyla karıştırıldıklarında dağılmak için geliştirilen kuru ve granuler materyallerdir. Süspansiyondaki granüller etkin maddeden veya etkin maddeyle doyurulan inert maddelerden oluşur. Havadaki partiküllerin solunması açısından WP veya WDP’lerden daha az bir risk oluşturur.

Suda dağılabilir tabletler (WDT): Tablet formülasyonları, suda dağıldıktan sonra kullanılır. Tabletler dağılması amacıyla efervesan olabilirler. WDG’ler kadar kullanımları kolaydır. Çünkü solunumla maruziyet riski genellikle düşüktür. Bu formülasyonlar sivrisinek ağlarının daldırmayla ilaçlaması için kullanılır.

Süspansiyon konsantre (SC; Akıcı konsantre): Bir sıvıda çözünmeyen katı maddenin aynı sıvıyla bir araya getirilmesiyle hazırlanan ve kullanmadan önce suyla seyreltilen bir formülasyondur. Bu formülasyonlar, etkin maddesi kristalize partikül şeklinde olan suda dağılabilen ıslanabilir toz (WP) veya suda dağılabilir granüllere benzerler, ama partikülleri daha küçüktür. Partiküller gözenekli yüzeylerden emilmez, etkin madde EC’lerle karşılaştırıldığında deriden kolayca emilmez ve partiküller çok küçük olduğundan WP’den daha az gözle görülebilir kalıntı bırakırlar. Bu formülasyonlar suyla kolayca karıştırılabilir ve genellikle püskürtme ağzını engellemezler.

Tuzak yemi (Bait=B; Kullanıma hazır): Zehirli bir tuzak yemi, etkin madde ile karıştırılmış yenilebilir bir madde veya bazı cezbedici maddelerden oluşur. Haşereler genellikle etkinin gelişmesi için etkin maddeyi içeren tuzak yemini yemek zorundadır. Halk sağlığı ile ilgili tuzak yemleri karıncalar, hamamböcekleri, sinekler, sümüklü böcekler ve salyangozlar, kemirgenler ve öteki zararlı memelilerin ve zararlı kuşların kontrolü için kullanılır. Uygun olmayan yerlere yerleştirildiklerinde çocuklar, evcil hayvanlar ve yaban hayatı, bu formülasyonlarla zehirlenebilirler.

Cüzzam Nasıl Bir Hastalıktır?

Resimdeki insanlardan bir zamanlar anadoluda yüzbinlercesi vardı.Cüzzam derler bunun adına. Hansen hastalığı (HD) olarak da bilinen cüzzam, Mycobacterium leprae veya Mycobacterium lepromatosis bakterileri tarafından uzun süreli bir enfeksiyondur. O kadar pislik bir hastalıktı ki önce derinizde lekeler oluşturup sizi ölümüne kaşındırırdı. Sonra o lekeler ödemlere dönüşürdü. Acı çektirirdi hastalık taşıyıcılarına. Ve o kadar korkunç gözükürdü ki hastalara bakıcılar yemek verirken bile iğrenir, kapı arasından itelerlerdi yemeği. Herkes sizden iğrendiği için yalnız kalır ve o acıyı yalnız başına karantina altında çekerdiniz. Enfeksiyon sinirlere, solunum yollarına, cilde ve gözlere zarar verebilir. Bu sinir hasarı, bir kişinin ekstremitelerinin tekrarlayan yaralanmalardan veya fark edilmeyen yaralar yoluyla enfeksiyondan kaynaklanan kısımlarının kaybına yol açabilen ağrıyı hissetme yeteneğinin olmamasına neden olabilir. Enfekte bir kişi ayrıca kas güçsüzlüğü ve görme bozukluğu yaşayabilir Yetmezdi uzuvları tamamen kaplayıp uzuvlarınızı kullanamaz hale getirirdi. En sonunda da yavaş yavaş ve sizi süründürerek öldürürdü.

Günümüzde cüzzam korkulacak bir hastalık olmaktan çıkmıştır. Tanı koyulduğunda tedavisi kesin olarak yapılabilmektedir. Birçok hastalıkta olduğu gibi erken tanı önemlidir. Erken tanı yapıldığı durumlarda hiçbir kalıcı sakatlık oluşmadan tedavi mümkündür. Tedavi bakterinin duyarlı olduğu antibiyotikler ile yapılır. Dapsone (diaminodipheynlsulfone, DSS), sulfonlar, rifampisin ve ethionamid gibi ilaçlar kullanılabilir. Hastalık yetişkinlere bulaşmaz. Ancak hastalara yakın çevredeki çocukların hastalıktan korunması düşünülebilir. Bunun için BCG aşılamaları ve 2 yaşından küçüklere haftada 5 mg ve 2 yaştan büyüklere de haftada 10 mg Dapsone adlı ilaç verilebilir. Çocukların hastalık olan çevreden uzaklaştırılmaları en uygun tedbirdir. Cüzzam, ihbarı zorunlu bir hastalık olup, tedavi devlet eliyle ve ücret alınmadan yapılmaktadır. Cüzzamın tıbbi tedavisi kadar cerrahi tedavisi, fizik ve psikiyatrik tedavisi de çok önemlidir. Türkiye’de 2002 yılı rakamlarına göre 2500 lepralı hasta bulunmaktadır. Hastalığa Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde daha sık rastlanmaktadır.

Pestisitlerin Sınıflandırılması

Fumigantlar (gazlar) gibi, bazı pestisitler sadece özel bir zararlıya karşı değil aynı zamanda ayrım gözetmeksizin çok geniş zararlı gruplarına (mantar, böcek, istenmeyen otlar, nematodlar gibi) karşı da kullanılırlar. Bazıları ise zararlıyı gelişmesinin belli bir döneminde hedef alır. Örneğin ovisitler, larvisitler ve adultisitler, böceklerin ve benzeri eklem bacaklıların sırasıyla yumurtaları, olgunlaşmamış ve yetişkin dönemlerini kontrol etmek için kullanılırlar. Pestisitler hedef zararlılara, vücuda giriş yollarına, zehirliliklerine ve kimyasal yapılarına göre sınıflandırılabilir.

Zararlılara Göre

Pestisitlerin hedef zararlılara göre sınıflandırılması Tablo 10.1’de verilmiştir.

Vücuda Giriş Yollarına Göre

Pestisitler, zararlının vücuduna giriş yaptığı yola göre aşağıdaki gibi sınıflandırılabilirler.

Mide zehirleri: Zararlı tarafından ağızdan alındıktan sonra etkilerini gösteren bu maddeler mideden emildikten sonra tüm vücuda dağılırlar ve etkilerini oluştururlar.

Temas zehirleri: Genellikle uygulama yüzeyleriyle doğrudan temasın bir sonucu olarak deri veya kütiküladan emilerek zararlıya girerler.

Fumigantlar: Uçucudur ve solunum sistemi yoluyla gaz şeklinde zararlıya girerler.

Sistemik zehirler: Zehirin mide, temas veya solunum yoluyla vücuda girerek tüm vücuduna dağıldığını ifade ederler.

Boğulma etkisi yapan zehirler: Sivrisinek larvaları gibi zararlıların solunum fonksiyonunu engelleyen genellikle yağlar veya monomoleküler yüzey filmleri ve/veya zararlıların yüzeyde kalmasını engelleyerek, böylece yaşamaları için gereken yeterli oksijeni almalarını engelleyen ve suyun yüzey gerilimini azaltan maddelerdir.

Kimyasal Yapılarına Göre

Pestisitlerin çoğu kimyasal yapılarına göre inorganik ve organik olarak sınıflandırılırlar.

İnorganik pestisitler: Bunlar karbon içermezler; genellikle kristalize halde, tuza benzer, dayanıklı ve suda çözünürler. Bu sınıfta çevrede kalıcı ve memelilere oldukça zehirli, ağızdan alınan tipte zehirler olan arsenik, civa ve siyanür bulunur.

Organik pestisitler: Bunlar karbon, hidrojen ve genellikle oksijen, nitrojen, fosfor veya kükürt içerirler. Görünümleri değişkendir ve genellikle suda çözünmezler. Organik pestisitler de sentetik ve doğal pestisitler diye ikiye ayrılırlar.

Sentetik Organik Pestisitler

Bunlar, organik fosforlular, karbamatlar, sentetik piretroitler, böcek gelişme düzenleyicileri, organik klorlular gibi çeşitli gruplara ayrılırlar.

Organik fosforlular (OF’ler): Yapılarında fosfor içerirler, zararlının epidermisine nüfuz ederek kolinesteraz enzimini inhibe ederler; böylece zararlının sinir sistemini etkileyerek temas zehiri olarak etki gösterirler. Haşere kontrolünde kullanılan OF’lerin örnekleri naled, malatiyon, diazinon, diklorvos, azametifos, koumafos, propetamfos, mevinfos ve klorpirifos’tur. Yağ dokularında kolayca depolanmadıkları ve genellikle alkali çözeltilerde parçalandıkları için memeli dokularında birikmezler. Bununla beraber Merkezi Sinir Sistemine girme kolaylığı ve etkisinin çabukluğu nedeniyle OF’ler pestisit uygulayıcılarının en fazla maruz kaldığı akut pestisit zehirlenmelerini temsil eder. Bu ürünlerin birçoğu uygulanmaları takip eden 72 saat içinde parçalanırlar.

Karbamatlar: Azot ve kükürt içerirler, ağızdan ve temas yoluyla etki gösterirler, kolinesterazı inhibe ederler ve böceklerin sinir sistemini aşırı bir şekilde uyarırlar. Bu grubun üyeleri çevrede birikmez ve alkali şartlarda hızla inaktive olurlar. Karbamat örnekleri bendiokarb, karbaril, aldikarb ve propoksur’dur. Bu grup, insan ve hayvanlardaki pestisit zehirlenmelerinin nedeni olarak OF’lerden sonra ikinci sıradadır.

Sentetik piretroitler: Kimyasal yapıları doğal piretrinlere benzer, ama çevrede dayanıklılıklarını artırmak için kimyasal yapılarında değişiklik yapılmıştır. Birçoğu temas zehiri olarak etki eder. Sentetik piretroit örnekleri resmetrin, lambda-sihalotrin, siflutrin, sipermetrin, deltametrin ve permetrin’dir. Yüksek düzeyde etkinlik gösterdiklerinden genellikle etkin maddenin çok az miktarı bile hedef organizmaların kontrolü için yeterli olmaktadır. Suda yaşayan hedef olmayan canlılara çok az miktarlarda uygulandıklarında bile olumsuz etkileriyle karşılaşılabilir.

Böcek gelişim düzenleyicileri (Insect growth regulators, IGR): Son larval dönemden pupa dönemine dönüşümü engelleyerek böceğin gelişmesini etkileyen juvenil hormon (gençlik hormonu) benzerleri ve deri değişim sırasında böceğin dış kabuğuna kasların eklentilerini engelleyerek etki eden kitin sentez inhibitörlerini içerir. IGR örnekleri, kullanıldığında suda yaşayan yararlı organizmalara güvenli olan metopren ve suda yaşayan yararlı organizmalara zararlı olabilen diflubenzuron ve novaluron’dur.

Klorlu hidrokarbonlar (Organik klorlular-OK’lar): Sentetik organik insektisitlerin en çok bilinen grubudur. Yakın zamana kadar en çok kullanılan insektisitlerdir. Klorlu hidrokarbonların örnekleri DDT, metoksiklor ve klordan’dır. Hepsi klor içerir ve temas veya ağızdan zehirli olurlar. Çevrede kalıcılıkları ve gıda zincirine girmeleri (insanlarda yağlı dokularda birikirler) olumsuz ekolojik etkilere neden olur. Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinde tamamen yasaklanmıştır.

Doğal Organik Pestisitler

Bunlar, bitkisel ve mikrobiyal pestisitler diye ayrılırlar.

Bitkisel pestisitler: Değişik kimyasal yapılı bitkilerden türeyen bileşiklerdir, temas ve/ veya mide zehiri olarak etki ederler. Bu grupta krisantemumdan ekstrakte edilen piretrinler, tütünden ekstrakte edilen nikotin, rotenon ve striknin bulunur. Birçoğu çevrede kalıcı değildir.

Mikrobiyal pestisitler: Etkin maddeleri bakteri, virüs, mantar veya bu tür organizmaların öteki ürünleridir. Örneğin, BTI olarak adlandırılan ürün, Bacillus thuringensis var. israelensis bakterisinden elde edilen ve sivrisinek ve karasinek larvalarının kontrolünde kullanılan bir pestisittir. Ürün canlı bakteri içermemesine rağmen, ölü bakterilerin içindeki kristalize toksinler mide zehiri olarak etki ederler. Bu larvasitin sudaki dipteralara karşı özel etkinliği, çevrede duyarlı olunması gereken alanlarda kullanım için onu çekici hale getirmiştir. Mikrobiyallerin öteki örnekleri Bacillus sphaericus ve sivrisineklerin mantar paraziti olan Laegenidium giganteum’dur.

İnsektisit ve herbisit olarak kullanılan petrol yağları ham petrolden rafine edilmiştir. Insektisit olarak formüle edildiklerinde seyreltilmeden uygulanabilirler veya bir emülgatörle karıştırılır ve suyla uygulanırlar.

Zehirliliklerine Göre

Pestisitler genellikle sıçanlarda ağızdan ve deri yoluyla öldürücü doz-50 (ÖD50) miktarlarına göre Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından beş gruba ayrılırlar. Ayrıca, bir de Tablo 5 bileşikler vardır. Kimyasal maddelerin her birinin ÖD50 miktarı bellidir. Ancak, son sınıflandırma formülasyona bağlıdır. Bu şekilde yapılan sınıflandırma Tablo 10.2’de özetlenmiştir.

Pestisitlerin Tanımı ve Önemi

Pestisit terimi kısaca, pest (haşere) adı verilen zararlı canlıları öldürmek için kullanılan madde anlamına gelir. Genel anlamda ise, insan ve hayvan vücudu ile bitki ve cansız cisimlerin üzerinde ya da çevresinde bulunan veya yaşayan ayrıca, gıda maddelerinin üretimi, hazırlanması, depolanması ve tüketimi sırasında onların besin değerini azaltan veya hasara uğratan zararlıları (böcek, kemirici, yabani ot, mantar, toprak kurdu ve benzeri) öldürmek için kullanılan maddelere pestisitler denir. Pestisitler, gerek halk sağlığı ve gerekse açlıkla savaşta besinlerin korunması bakımından ekonomik faydalar sağladığından “ekonomik zehirler” diye de adlandırılırlar.

Pestisitlerin zararlılara karşı seçici ve özel olarak etki etmesi istenirken, insan, bitki ve hayvanlara ya hiç ya da mümkün olduğu kadar az etki göstermesi istenir. Günümüzde daha güvenilir, daha seçici etkili pestisitlerin sentezleri yapılmasına rağmen, sağlık açısından tam güvenli bir pestisitin olmadığı, her pestisitin az veya çok zehirliliğinin olduğu unutulmamalıdır. Bununla birlikte, kullanma kılavuzlarına ve belli koşullara uyulduğu taktirde riskleri azaltılabilir.

Pestisitlerin Yararları

Pestisitlerin en önemli yararı, haşerelerle taşınan vektör hastalıklara karşı mücadeleye katkı koymalarıdır. Örneğin sivrisineklerle taşınan sıtma, pirelerle taşınan veba ve kenelerle taşınan Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi gibi hastalıkları kontrol etmek için öncelikle vektörleriyle mücadele etmek gerekir. Diğer yararı, tarımsal ürünlerin üretimlerinde kullanıldıklarında, tarım ürünlerinin zararlılardan korunarak verimin ve ürün kalitesinin artmalarını sağlamalarıdır. Böylece gittikçe artan nüfusa karşı zaten yetersiz olan tarımsal ürünlerin verimini artırırlar. Son olarak pestisitler, evlerde ve resmi kuruluşlarda sivrisinek, kemiriciler ve böceklere karşı kullanılarak insanın yaşam kalitesine ve refahına da katkı koyarlar. Şöyle ki, hiç kimse yemek yerken ayağının altından bir fare geçmesini, yatağa uzandığında sivrisinek vızıltısıyla uykusunun bölünmesini veya tahtakurularının ısırıklarına maruz kalmak istemez.

Pestisitlerin Zararları

Pestisitlere üretimleri, uygulamaları, depolanmaları, taşınmaları sırasında maruz kalma sonucunda akut ve kronik (uzun süre düşük dozda maruz kalma) zehirlenmeler görülebilir. Akut ve kronik maruziyetlerde etkiler farklı şekilde ortaya çıkabilir.

Pestisitlere uzun süreli maruziyetlerde, çevre ve canlı sağlığı üzerinde olumsuz etkiler ortaya çıkabilir. İnsan ve hayvanlarda kanserojenik, mutajenik (hücrelerde kalıtsal nitelikteki değişikliklere neden olan) veya teratojenik (anne karnındaki yavruda kusurlu organ veya doku oluşmasına neden olan) etkileri olduğu ortaya konulmuştur. Ayrıca, özellikle organik fosforlu ve karbamat türevi pestisitlerin sinir sistemi üzerinde gecikmiş toksik etkileri ortaya çıkabilmektedir. Pestisitlerden bazılarının ise iç salgı bezlerini de etkileyerek bazı türlerde üremeyi azaltarak neslin tükenmesine yol açtığı bilinmektedir. Sudaki çözünürlükleri az olan birçok pestisit çevrede uzun süre kalarak insan ve hayvanların adipoz (yağlı) dokularında birikebilirler. Bu nedenle, sakatat, süt ve süt ürünleri tüketimiyle de pestisitlere ve zararlı etkilerine maruz kalınması olasıdır. Evlerde kullanılmaları sırasında ortaya çıkan kaza zehirlenmeleri genellikle pestisitlerin kullanma talimatlarına uymama, yanlış uygulama, pestisit kutularının gıda kutuları ile karışması veya boş pestisit kutularının gıda kabı olarak kullanılmasından kaynaklanır. Örneğin 1979’da Ödemiş’te folidol isimli pestisit şişesinin zeytinyağı şişesi ile karışması sonucu yapılan yemekten yenmesiyle bir aileden 16 kişi zehirlenmiş bunların altısı ölmüştür. Birçok ülkede 1945 ‘li yıllarda bitlere karşı yaygın olarak kullanılmaya başlanan DDT, yatak, yorgan, iç çamaşır ve saç diplerine serpilirdi. DDT, toz halinde insan vücudundan hemen hemen hiç emilmediği için insana bu yolla toksik etkili değildir, ancak kitin tabakası taşıyan böceklerde etkisini gösterir. Kitin tabakası taşımayan böcekler (örn: yeşil sinekler) DDT’den etkilenmezler. Sıvı halde iken de ciltten kolaylıkla emilerek yağ dokusunda birikir. Günümüzde ise DDT’nin yerini organik fosfat esteri yapısındaki insektisitler almıştır. Bu maddeler DDT’den farklı olarak ciltten daha kolay emilirler, dolayısıyla daha toksiktirler.

Pestisit kalıntısı içeren sebze ve meyvelerin iyice yıkanmadan yenmesi veya pestisit uygulandıktan sonra bekleme süresine dikkat etmeden tüketilmesi sonucu da akut ya da kronik zehirlenmeler görülebilir. Örneğin 1950’li yıllarda Güney Doğu Anadolu’da rastlanan ve bütün dünyanın ilgisini çeken epidemik olayda, bir fungusit olan hekzaklorobenzenle (HCB) ilaçlanmış tohumluk buğdayı yiyen yöre halkında epidemik zehirlenme görülmüştür. Diyarbakır, Mardin ve Urfa’da (1955-1958 arasında) yaklaşık 3000 kişide deride koyulaşma, idrar renginin koyu kahverengiden siyaha kadar değişmesi (porfiria) şeklinde bir zehirlenme tablosu ortaya çıkmıştır. Daha çok 4-14 yaş grubu çocuklarda görülen bu belirtiler başlangıçta çevresel faktörlere bağlanmışsa da ilaçlanmış tohumluk buğdayla yapılan ekmeklerin tüketilmesi sonucu olduğu anlaşılmıştır.

Farmakoloji ve Toksikoloji Sınav Soruları ve Cevapları Ünite 9

Temel Veteriner Genetik: Farmakoloji ve Toksikoloji Sınavda Çıkan Sorular ve Cevapları | Sınav Sorularına Ait Cevaplar Kalın Punto ve Altı Çizili Olarak Gösterilmektedir

1- Bazı mikroskobik mantarlar (küfler) tarafından üretilen toksik maddelere ne ad verilir?

a. Aflatoksin
b. T-2 toksin
c. Okratoksin
d. Mikotoksin
e. F-2 toksin

2- Sıcak ve nemli ortamlarda, özellikle yağlı tohum ürünlerinde daha fazla üretilebilen toksin hangisidir?

a. Okratoksin A
b. Aflatoksinler
c. T-2 toksin
d. Trikotesen mikotoksinler
e. Fumonisinler

3- Aşağıdakilerden hangisi mikotoksinlerin toksik etkilerinden değildir?

a. Hepatotoksik
b. Nefrotoksik
c. Kardiotoksik
d. Karsinojenik
e. Nörotoksik

4- Sütlerde bulunabilecek ve insan sağlığı için risk oluşturabilecek mikotoksinler aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

a. Aflatoksinler, okratoksin A, penitremler
b. Aflatoksin M1, trikotesenler, fumonisinler, zearalenon
c. Siklopiazonik asit, trikotesenler, fumonisinler
d. Aflatoksin M1, M2, okratoksin A, siklopiazonik asit
e. Okratoksin A, siklopiazonik asit, zearalenon

5- Mikotoksinlerle zehirlenme de kesin teşhis (tanı) nasıl konur?

a. Anamnez
b. Klinik bulgular (semptomlar)
c. Histopatolojik inceleme
d. Laboratuarda mikotoksin analizi
e. Hepsi

6- Hayvanların mikotoksin içeren yemlerden korunması neden önemlidir?

a. Kesin bir tedavi olmadığı için
b. Tedavi uzun bir süre gerektirdiği için
c. Tedaviye göre daha ucuz olduğu için
d. Teşhis koymak zor olduğu için
e. Zehirlenme görüldükten sonra ekonomik kayıplara neden olduğu için

7- Aşağıdaki gruplardan hangisi doping yapma amacıyla kullanılan ilaç gruplarından değildir?

a. Yarış performansını arttıranlar diğer
b. Yarış performansını azaltanlar
c. Diğer doping maddelerinin kinetiğini değiştirenler
d. Vücutta doping maddelerinin oluşumunu sağlayanlar
e. Düşük yarış performansını normale getirebilmek
için kullanılanlar

8- Aşağıdaki ilaç gruplarından hangisi yarış performansını artırmak amacıyla kullanılan ilaçlardan değildir?

a. Kafein
b. Furosemid
c. Efedrin
d. Klenbuterol
e. Digitoksin

9- Dopingle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a. Doping öncelikle hayvan sağlığının korunması amacıyla uygulanır.
b. Yarış hayvanlarıın gerçek performansını göstermesini engeller.
c. Doping daha başarılı olmak ve yarış kazandırmak amacıyla yapılır.
d. Doping maddeleri hayvanların sağlığı için genellikle tehlikelidir.
e. Doping maddeleri yarış hayvanlarının ölümüne bile neden olabilir.

10- Yarışa yakın bir zamanda tedavi amacıyla kullanılmış bir ilacın hayvanın dopingli çıkmasına neden olmasıyla ilgili olarak aşağıdaki yorumlardan hangisi yanlıştır?

a. İlaç uygulamalarının yarışa yakın zamanlarda çok bilinçli yapılması gerekir.
b. İlaç uygulamalarının veteriner hekim kontrolünde yapılması gerekir.
c. Mümkün değil, ilaç doping amacıyla kullanılmamıştır.
d. Mümkündür, yarışa yakın zamanda ilaç uygulaması doğru değildir.
e. Kullanılan ilacın metabolitleri doping etkili olabilir.

Mikroskopik mantarlardan patojen olup mikotoksinleri üretenler
yanında yararlı olanları da vardır. Bunların bir kısmı
besin endüstrisinde (ekmek, bira, şarap üretimi gibi) ve bir
kısmı da antibiyotik üretiminde kullanılır.

Her patojen mantarın üreyip toksin üretebileceği iklim şartları farklıdır. Bu nedenle iklime bağlı olarak her mikotoksinin her coğrafyada hayvan ve insan sağlığı açısından bir risk oluşturması mümkün değildir. Ancak ithal yem ve hammaddelerde kontrol yoksa bulunabilir ve risk ortaya çıkabilir.

Belirli bir miktarın üzerinde mikotoksin içeren yemler, bu yemi tüketen hayvanlarda zehirlenmelere neden olmaları yanında, bu yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen hayvansal kökenli besinler (sütte aflatoksin M1 gibi) aracılığıyla da insanlara ulaşarak toplum sağlığı açısından da sorun oluşturabilir. Ayrıca mikotoksinler direk insan gıdalarında da bulunabilmektedir. Bu nedenlerle mikotoksinler hayvan ve insan sağlığı açısından önemlidir.

Yem ve hammaddelerinde bulunabilien önemli mikotoksinler aflatoksinler, okratoksin A, trikotesenler, fumonisinler, zearalenon ve penitremlerdir.

Aflatoksinler, nemli ve sıcak iklimlerde, tahıl ürünlerinde (özellikle yağlı tahıl ürünleri) çok kolay üretilebildiği, toksisiteleri daha fazla (özellikle aflatoksin B1) olduğu ve sütlerde de aflatoksin M1 ve M2 olarak bulunabildikleri için Türkiye ve pek çok ülke için hayvan ve insan sağlığı açısından daha önemlidir.

Farmakoloji ve Toksikoloji 9. Ünite Özet

Temel Veteriner Farmakoloji ve Toksikoloji: Ünite 9 | Mikotoksinler ve Doping Özet

Mikotoksin kavramı ve mikotoksinlerin neler olduğunu açıklamak

Mikotoksinler bazı mantarlar (küfler) tarafından üretilen zehirli maddelere denir. Yem ve hammaddelerinde bulunabilien önemli mikotoksinler aflatoksinler, okratoksin A, trikotesenler, fumonisinler, zearalenon, penitremler; süt ve ürünlerinde ise aflatoksin M1 ve M2, okratoksin A ve siklopiazonik asittir.

Mikotoksinlerin oluştuğu şartlar, ortam ve aşamaları listelemek

Mantarlar uygun besin ortamı (tahıl ürünleri gibi), nem (<%50), sıcaklık (15-55oC) ve yeterli hava (oksijen) bulunan ortamlarda daha hızlı üredikleri için bu ortamlarda mikotoksin üretimi de artar.

Mikotoksinlerin hayvan sağlığı üzerindeki etkilerini kavramak

Mikotoksinler mikotoksin çeşitine, miktarına ve alım süresine bağlı olarak hayvanlarda, hepatotoksik, karsinojenik, nefrotoksik, östrojenik, dermatoksik, nörotoksik, immunosupresif, embriyotoksik, teratojenik ve kan üzerinde toksik etkilere sahiptir.

Hayvan ve insan sağlığı açısından önemini kavramak

Mikotoksinler, çeşitine ve miktarına bağlı olarak akut ve kronik nitelikteki etkileriyle hayvan kayıpları ve verim kayıplarına, dolayısıyla büyük ekonomik kayıplara neden olabilir. Mikotoksin içeren yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen hayvansal kökenli besinler (sütte aflatoksin M1 gibi) aracılığıyla da insanlara ulaşarak toplum sağlığı açısından da sorun oluşturabilir veya direk bazı insan gıdalarında da bulunabilmeleri nedeniyle hayvan ve insan sağlığı açısından önemlidir.

Teşhisi, tedavisi ve hayvan sağlığının korunmasını açıklamak

Mikotoksinlerin kesin teşhisi, donanımlı bir laboratuarda şüpheli yem ve hammaddelerinin ve ilgili numunelerin analizleriyle yapılır. Kesin bir tedavisi yoktur. Hayvanları koruyucu tedbirler önemlidir. Mümkün olduğunca yem hammaddeleri ve yemlerin iyi kurutulmuş olması, kuru, iyi havalandırılan ve zeminle teması kesilmiş ortamlarda depolanması gerekir. Yem ve hammaddelerinde oluşmuş mikotoksinlere karşı pratikte uygulanabilecek yöntemler arasında toksin bağlayıcıların bu yemlere katılması ya da mikotoksin içeriği düşük olan yemlerle bu yemlerin karıştırılarak toksin içeriğinin azaltılması sağlanabilir.

Dopingin tanımını ve yapılma amaçlarını söylemek

Doping, bir sporcu veya yarış hayvanının yarış performansını yapay olarak arttırabilmek veya azaltabilmek amacıyla bir maddenin kullanılmasına denir. Yarış performansını arttırarak kazanmasına yardımcı olmak veya azaltarak kaybetmesini sağlamak amacıyla uygulanır

Doping amacıyla kullanılan maddeleri listelemek

Yarış performansını arttıranlar, yarış performansını azaltanlar, diğer doping maddelerinin kinetiğini değiştirenler ve düşük yarış performansını normale getirebilmek için tüm ilaçlar doping amacıyla kullanılabilir

Yarış hayvanları açısından oluşturabilecek riskleri açıklamak

Doping, yarış hayvanında bazen dönüşümsüz olabilen hastalıklara ve ölüme de neden olabilir. Ayrıca, yarış hayvanının gerçek performansını göstermesi ve geliştirmesini de engelleyebilir

Türkiye’de Doping Kontrolü

Doping yasal olmayan bir uygulamadır, spor ve yarış ilkelerine aykırıdır. Kontrol altına alınması gerekir. Bunun için de ulusal ve uluslararası örgütlenme gerekir. Türkiye’de Tarım Bakanlığı 1948 yılında at yarışlarında doping kontrolünün yapılmasını kararlaştırmış ve bu kontrollerin Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Kürsüsü’nde yapılması uygun görülmüştür. 1951 yılından itibaren bu görev o günkü adıyla, Etlik Bakteriyoloji ve Seroloji Enstitüsü’nde kurulan laboratuvara verilmiştir. Günümüzde Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Ankara Etlik Veteriner Kontrol ve Merkez Araştırma Enstitüsü ile İstanbul’da Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsü’nde bulunan Doping Kontrol Laboratuvarları’nda yarış atlarında doping analizleri rutin olarak yapılmaktadır.

Doping analizleri için genellikle salya, ter, idrar, kan ve gaita (dışkı) örnekleri alınır. Şüpheli numune almadan ata herhangi bir yiyecek ve içecek verilmemesi ve ilgilisi olmayan kişilerin atla temasının engelenmesi gerekir. Yarışlara kayıtlı her at, koşu öncesi veya sonrasında numune alınarak doping muayenesine tabi tutulabilir.

Doping Maddesi Kullanımını Sınırlayıcı Kurallar

1977 yılında, binicilik ve kültür ırkı hayvanlar arasındaki yarışları düzenleyen ulusal ve uluslararası kuruluşlar, İtalya’nın Roma şehrinde toplanmıştır. Bu toplantıda dopingin tanımı, kapsamı, doping amaçlı girişimlerin engellenmesi, doping amacıyla kullanılan maddelerin belirlenmesi, doping kontrolü ve test seçenekleri belirli esaslara bağlanmıştır. 1999 yılında, “Sporda Doping Dünya Konferansında” İsviçre’de “Sporda Doping Lozan Bildirgesi” hazırlanmıştır. Bu bildirgede eğitim, dopingin önlenmesi ve sporcu hakları, dopingle mücadele olimpik hareket ilkeleri, Uluslararası Dopingle Mücadele Ajansı, olimpik hareket ve kamuoyu ile işbirliği gibi konular ele alınmıştır. Uluslararası Olimpiyat Komitesi, Uluslararası Binicilik Federasyonu, 1999 yılında doping sınıfları listesi hazırlamış ve yasaklanmış maddelerde kabul edilebilir en yüksek miktarı (limitleri) belirlemiştir. Türkiye’de ise 1957 yılında hazırlanan “At Yarışları Tüzüğü”nde; doping muayenesi, doping yapanlara verilecek cezalar ve doping muayenesi heyeti uzmanlarıyla ilgili düzenlemeler yapılmıştır. 1963 yılına hazırlanan “Doping Muayene Yönetmeliği”, 2007 ve son olarak da At Yarışları Yönetmeliği olarak 2011 yılında (19.04.2011 tarih, 27910 sayılı Resmi Gazete), Tarım ve Orman Bakanlığı (Gıda, Tarım ve Hayvancılık) tarafından yenilenmiş, dopingle ilgili olarak “Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar”, “Doping Muayenesinin Usul ve Esasları” güncellenmiştir. Bu güncelleme ile doping muayenesi, doping muayenesi için şüpheli numune alınma zamanı, şüpheli numune alınma usulü, şüpheli numunelerin şifrelenmesi, korunması ve laboratuara nakli, kan grubu ve DNA testi, atların muayene ve müşahedesi ve benzer konular açıklanmıştır.

Bu yönetmeliğe göre yapılacak işlemlerin ve uygulamaların bazıları aşağıdaki gibidir.

• Koşuya deklare edilmiş her at doping muayenesine tabi tutulabilir. Bu atlar, koşuya katılsın veya katılmasın, dereceye girsin veya girmesin Yarış Komiserler Kurulunun göreceği lüzum üzerine doping muayenesine tabi tutulabilir. Bir atın koşudan çekilmesi, doping muayenesi yapılmasına engel oluşturmaz.

• Yarış Komiserler Kurulu toplam üç kişiden oluşur. Bu üyelerden biri yarış komiserlik belgesi olan, Yarış Müessesesinin önerdiği üç aday arasından seçilir. Yarış Komiserler Kurulunun atanması, At Yarışları Yönetmeliğinin 7’nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Yüksek Komiserler Kurulu tarafından gerçekleştirilir.

• Doping muayenesinde aranacak maddeler ile yasaklı ilaçlar ve maddeler her yarış yılı başında ilan edilir ve listeye yeni ilaveler veya değişiklikler yapıldığında bu durum ilgililere ilanen duyurulur.

• Koşulara katılacak olan atların koşu sonuna kadar muayene ve müşahedeleri saha veteriner hekimleri tarafından yapılır.

• Saha veteriner hekimi, koşuya iştirak edecek atların sağlık ve eşkal muayenelerini yapmak, ani vakalarda ilk sıhhi tedbirleri almak ve koşuların dürüstlüğü bakımından şüpheli gördüğü durumları Yarış Komiserler Kuruluna bildirmekle görevli veteriner hekimdir.

• Koşuya kayıtlı her yarış atı, koşu başlama zamanından en az bir saat önce hipodrom dahilinde ayrılan yerlerde saha veteriner hekimleri tarafından muayene ve müşahedeye tabi tutulur.

• Saha veteriner hekimleri yaptıkları müşahede ve muayene sırasında atın nabzı, gözleri, teneffüsü veya göze çarpan şüpheli veya anormal bir durum gördükleri takdirde durumu bir raporla Yarış Komiserler Kuruluna bildirir.

• Hipodromun emniyetli bir yerinde şüpheli numune alma maksadına elverişli, en az bir adet büro, altı adet boks ve yeteri kadar gezinti yerinin bulunması zorunludur.

• Yarış Komiserler Kurulunca doping şüpheli numune alınmasına karar verilen atlar saha veteriner hekiminin yönetimi altında şüpheli numune alma yerine getirilerek doping şüpheli numune alma koordinatörüne teslim edilir.

• Şüpheli numune almada görevlendirilenler şüpheli numune alınacak kapların temizliğini daimi olarak kontrolleri altında bulundururlar. Şüpheli numune almadan ata herhangi bir yiyecek ve içecek verilmesine ve atın ilgilisi olmayan kimselerin ata müdahalesine mani olunur.

• Doping muayenesine tabi tutulacak atların idrar, kan, doku ve organ gibi şüpheli numuneleri alınır.

• İdrar alınması, görevlendirilecek bir yarış komiser yardımcısının denetiminde yapılır ve idrar alınması için bekletilme süresi bir saatten az olamaz. İdrar alınamayacağına koordinatörce kanaat oluştuğu durumlarda ise kan alınır.

• Şüpheli numuneler, Yarış Komiserler Kurulundan bir yarış komiser yardımcısı ile şüpheli numune alıcıları koordinatörünün veya görevlendireceği bir şüpheli numune alıcısının ve at sahibi veya at sahibi vekili ya da antrenörü ve seyisi ile kolluk kuvvetlerine mensup bir görevlinin huzurunda alınır ve durum bir tutanakla tespit edilir.

• Atlardan alınacak şüpheli numuneler iki eşit kısma bölünmek suretiyle tek kullanımlık kilitli ve kapaklı kaplara konulur. Koşunun tarihi, kaçıncı koşu olduğu, atın, at sahibinin ve antrenörünün ismi, şüpheli numunenin mahiyetini belirten ve koordinatör tarafından imzalanmış etiket veya barkotlar kaplara yapıştırıldıktan sonra, bu hususta yarış komiser yardımcısı ile doping şüpheli numune alıcısından bir kişinin, at sahibi veya vekili ve antrenörü veya seyisi ile güvenlik görevlilerinden birinin imzalayarak düzenleyecekleri tutanakla birlikte Yarış Komiserler Kurulundan veya yarış komiser yardımcılarından birine teslim edilir.

• At sahibi veya at sahibi vekili veya antrenörü ile seyisi şüpheli numune alma yerinde bulunmadığı veya davete rağmen gelmediği yahut gelip de tutanağı imzalamadığı takdirde, durum bir tutanakla tespit edilir. Bu gibi hallerde tutanak içeriğine hiçbir şekilde itirazda bulunulamaz. • Atın, doping şüpheli numune alınmasından kaçırılması halinde, durum bir tutanak ile tespit edilir ve at dopingli sayılır.

• Yarış Komiserler Kurulu, teslim aldığı, içinde şüpheli numune bulunan özel kapların etiket bilgilerini bu hususa ait deftere bir sıra numarası altında kaydettikten sonra, etiketleri kazıyarak yerine yalnız gizli numaraları ihtiva eden başka etiketleri yapıştırır ve durumu tutanakla tespit eder.

• Bundan sonra bölünen şüpheli numuneleri ihtiva eden özel kaplardan bir takımı, tutanakla birlikte Yarış Komiserler Kurulu tarafından görevlendirilen görevli vasıtasıyla veya en seri ve güvenli bir vasıtayla laboratuvara gönderilir. Diğer takım veya takımlar ise Yarış Komiserler Kurulunca kilit altında bulundurulan uygun soğutucularda muhafaza edilir. Birinci analiz sonucu müspet çıktığı takdirde, şüpheli numunenin ikinci bölümü Yarış Otoritesinin vereceği talimatla ve aynı usulle Yarış Komiserler Kurulunca ilgili laboratuvara gönderilir.

• Aynı ata ait şüpheli numunelerin konduğu kaplara aynı gizli sayı veya barkot verilir. Şüpheli numuneleri ihtiva eden kaplar yarış günü koşular bitene kadar şüpheli numune alma koordinatörlüğünde, buzdolabında +4°C derecede bekletilir. Yarış günü koşular bitince şüpheli numuneler Yarış Komiserler Kurulunca iki eşit kısma ayrılır. Birinci numune Bakanlığa bağlı doping laboratuvarına soğuk zincir içerisinde gönderilir. Şahit numune ise derin dondurucuda -18°C veya –20°C derecede, kan şüpheli numuneleri ise +4°C derecedeki buzdolabında Yarış Komiserler Kurulunca muhafaza edilir. Derin dondurucunun bozuk olması veya bozulması halinde şahit numune doping laboratuvarında saklanmak üzere gönderilir. Koşu öncesi kan gazları analizi için alınan kan örnekleri iki kısım haline getirilip her iki numune de kırk sekiz saat içinde tahlile tabi olacak şekilde ilgili laboratuvara gönderilir.

• Analiz raporlarında, bulunan maddelerin atın koşudaki sürat, kuvvet ve cesaretine veya bunlardan biri veya tümünün değişmesine etkili olup olamayacağı belirtilir.

• Yarış öncesi ve sırasında tedavi amacıyla ilaç kullanımında, atın koşudaki sürat, kuvvet ve cesaretini veya bunlardan birinin veya tümünün değişmesine tesir edebilecek maddelerin veteriner hekim raporuna dayanılarak ve tedavi amacıyla verilmesi halinde de maddelerin tedavi amacıyla verildiğine dair iddia ve itirazlar doping cezaları yönünden dikkate alınmaz.

• Atın dopingli olduğunun tespiti halinde doping eylemine katıldığı tespit edilen at sahipleri, bunların vekilleri ve binicileri ile doping fiiline katıldıkları tespit edilmemiş olsa bile atların bakımı, beslenmesi ve idman işleri ile doğrudan ilgili olan antrenör, seyis ve sair hizmetlilere ilk defasında bir yıl süre ile tribün ve eklentileri dışında yarışlarla ilgili yer ve tesislere girmekten geçici olarak yasaklama ve sekizyüz yetmiş Türk Lirası para cezası; ayrıca antrenör, binici, seyis ve sair hizmetlilere aynı süre ile yarışlarla ilgili yerlerde sanat icra etmekten geçici olarak yasaklama cezası verilir. Eylemin tekrarı halinde, failin taşıdığı nam ve hizmet sıfatına bakılmaksızın para ve yasaklama cezaları iki katına çıkarılarak uygulanır. Aynı eylemin üçüncü defa tekrar işlenmesi halinde ise bu kişiler hakkında süresiz olarak yasaklama cezası verilir. • Atın dopingli olduğunun tespiti halinde doping eylemine katılmadığı tespit edilen, ancak gerekli gözetim ve denetim görevini yerine getirmediği, doping yapılması imkanlarını kolaylaştırdığı ve bu nedenle yarış dürüstlüğünün bozulmasına sebebiyet verdiğinden at sahipleri, at sahibi vekilleri veya hem at sahipleri hem de at sahibi vekillerine ihtar cezası verilir.

• Doping fiiline katıldıkları tespit edilen, koşularda ve yarışlarda görevlendirilen kişiler hakkında süresiz olarak yasaklama cezası ile sekiz yüz yetmiş Türk Lirası para cezası uygulanır ve bu kişilerin görevlerine derhal son verilir. Bu kişiler yarış işlerinde bir daha görevlendirilemez.

• Doping eylemine at ilgililerinin katıldıkları tespit edilememiş olsa bile, dopingli olduğu tespit edilen at ilk defasında bir yıl süreyle, ikinci defasında iki yıl süreyle, üçüncü defasında süresiz koşulara katılmaktan yasaklanır. İlk kez dopingli olduğu tespit edilen at, kayıtlı olduğu koşudaki birincilik ikramiyesinin üç katı tutarındaki para cezasının at sahibi veya at sahibi vekili tarafından Yarış Müessesesine nakden ve bir defada ödenmesi halinde koşulara katılır. Aynı atta tekrar doping tespit edilmesi veya aynı şahsa ait bir başka atta doping tespiti halinde bu fıkradaki tekerrür hükümleri uygulanır. Atın ilk defa dopingli olarak koşturulması ve para cezası ödemek kaydıyla koşulara katılması konusu atın ilgililerine verilen disiplin cezalarını ortadan kaldırmaz.

Ganik Çilekli Süt Reçeli Ürün İncelemesi

Ürünü Şok’tan 18 TL’ye satın aldım. Görür görmez kaptım hemen. Süt reçelini normalde de severim ancak çilekli olduğunu görünce dedim acaba nasıl tadı var. Teyzemle acayip beğendik. Ayrıca internet sitelerinde 50 TL olduğunu gördüm siz satıcılar şaka mısınız?

Gelelim ürünün bendeki etkilerine;

  • Resmen çilekli puding gibi.
  • Çilekli puding gibi oluşunu sevdim ancak ona göre düşününce fiyatı pahalı kalıyor.
  • Yani çilekli puding işlevinde fiyat performans anlamında sınıfta kalır.
  • Lapa – puding kıvamında, çok hoş tada sahip.
  • Çilek tadı baskın olsa da abartıp yiyince şeker bombardımanı gibi oluyor.

İçerik listesi için kapak fotoğrafımızı açıp resize ve sonrası kısmını silerek net bir şekilde görebilirsiniz.

Nusspo Sütlü Kakaolu Fındık Kreması Ürün İncelemesi

Ürünü A101’de kasa önü reyondan 17 TL’ye satın aldım. Biraz inceledim, gerek ürün içeriği, gerek görüntüsü, beyaz çikolata karışımlı olmasından ötürü merak ettim aldım. Bana fiyatı normal geldi diğer pahalı ürünlere nazaran.

Gelelim ürünün bendeki etkilerine;

  • Ürünün içeriği fena değil.
  • Ürünün tadını teyzemle çok beğendik.
  • 1 haftaya kalmadan bitirdik.
  • Birkaç gün sonra baktım kapağını açıp, teyzem dibini sıyırmış bitirmiş ürünü..
  • Ama tadı bir tık fazla şekerli.

İçerik listesi için kapak fotoğrafımızı inceleyebilirsiniz.

Kilikya Acısız Şalgam Suyu 2 L Ürün İncelemesi

Ürünü Bim’de 8.5 TL’ye görünce hemen aldım. Almışken 2 adet aldım ki erkek arkadaşımda da içelim. Ayrıca ürünün fiyatı inanılmaz uygun. Normalde 1 Litresi zaten 7 TL mi neydi. Şimdi ben ürünü gayet sevdim ancak olumsuz gelen noktalarından da bahsetmek istiyorum. Şimdi ürün, bana çok sulu geldi. Herhangi bir şalgam suyu içtiğimde baskın bir şekilde tadını alıyorum. Bunun da tadı lezzetliydi evet ama ben bu suyun baskın tadını havuç suyu içermesine bağlıyorum. Ama tadı kötü değil gerçekten beğendik. Ertesi gün de içtik, tazeliğini korumuştu.

Gelelim ürünün bendeki etkilerine;

  • Ürün gerçekten lezzetli.
  • Fiyat performans açısından çok iyi.
  • Fiyatı gerçekten çok uygun.
  • Acısız olanından 2 tane kalmıştı sadece, yoksa acılı olandan 2 tane alırdım.
  • Dediğim gibi su baskınlığı var.
  • Birdaha alır mıyım, alırım.

Osmanoğlu Ramazan Şerbeti Ürün İncelemesi

Ürünü Razaman ayında Bim’den 6 TL’ye satın almıştım. Çocukluğumdan beri ramazan şerbetine bayılırım. Kırmızı meyvelerle zencefilin aroması inanılmaz yakışıyor bana göre. Tabi yıllar sonra görünce aldım hemen içeriğine bakarak. Ben bu ürünün tadını çoğu kişinin beğeneceğini düşünüyorum. Teyzem de gayet beğendi zaten.

Bu arada alelade çekmiştim fotoğrafı, bir bulanıklık söz konusu içerik listesinde. O nedenle İçerik Listesini buraya yazıyorum;

İçindekiler: Su, şeker, elma suyu konsantresi (%1.6), Asitliği düzenleyici (sitrik asit), Siyah havuç konsantresi, doğal aroma verici (tarçın – karanfil), sodyum benzoat

Gelelim ürünün bendeki etkilerine;

  • Tadı inanılmaz lezzetli.
  • Fiyatı uygun.
  • Ne zaman içsem ferahlıyorum.
  • Rahatlatıcı.
  • İçeriği kötü de değil.
  • Tek eksisi bence bir tık fazla şekerli olması.
  • Bir tık daha az şekerli olursa tadı da daha belirgin olacaktır.

Naturpy Ballı Zencefilli Portakallı Bitkisel Drops Ürün İncelemesi

Ürünü teyzem sağ olsun bana aktardan 13 TL’ye satın almış. O dönem geçmek bilmeyen hastalığım vardı, boğazım hayli kötüydü ve iyileşmiyordu. Bu konuda annem de pastil alsana iyi gelir demişti zaten. Teyzem de aynı şeyi düşünmüştü nitekim aldı. Ben nasıl kullanıldığını anlamadım en başta, gittim sıcak suya koydum… Hiçbir şey olmadı tabii. Ağızda eriterek deneye yanıla doğruyu buldum. Alışmışım suda eriyen tabletlere öyle bir şey sandım herhalde. Ya da merak ettim o şekilde nasıl oluyor.

Bu arada ballı zencefilli portakallı olmasından ziyade aromaları katan bu maddeler. Yazıdan sonra gözlemlediğim bir durum oldu.

Gelelim ürünün bendeki etkilerine;

  • Tadı hoşuma gitti, macun şeker gibi.
  • Tabi bunu sağlayan da içeriğinde zencefil bulunması.
  • Boğazlarımı inanılmaz rahatlattı.
  • Boğazlarımı iyileştiren etkenlerden bir tanesi oldu

İçerik listesi için kapak fotoğrafımızı inceleyebilirsiniz.

Natural Hekimce Karadut Özlü 30 Gr Çiğneme Tableti Ürün İncelemesi

Ürünü A101’den 6.5 TL’ye satın almıştım. Hep merak ettiğim ürünlerden biriydi. Bir de zencefil, karamürverli, limonlu okaliptüslü olanını göremedim A101’de, yoksa onları da alır incelemesini yapardım. Bu arada güncel fiyatı 8.75 TL. Ben aslında bunları böyle takviye edici gıda, hani cilde falan etkisi olan ürünler zannediyordum. Nitekim öyle değilmiş. Yani herkesin kullanabileceği bir şey.

Gelelim ürünün bendeki etkilerine;

  • Tadı güzel gerçekten. Rengi de hoş bir renk, lila…
  • Tadı çilek ile karadut karışımı, tabii şekeri de var baskın bir şekilde.
  • Bence tatlı ihtiyacını karşılayabilir.
  • Ancak çok tüketilirse bayıyor.
  • Baydıktan sonra inanılmaz şekerli geliyor.

  • İçerik Listesi: Sorbitol (Hacim Artırıcı), Karadut Ekstraktı, Sitrik Asit (Asitlik Düzenleyici), Magnezyum Stearat (Topaklanmayı Önleyici), Sukraloz (Tatlandırıcı), turkcemalumatlar.wordpress.com Çilek aroması

Farmakoloji ve Toksikoloji: Doping Nedir?

Doping, bir sporcu veya yarış hayvanının yarış performansını yapay olarak arttırabilmek veya azaltabilmek amacıyla yabancı maddelerin veya fazla miktarda fizyolojik maddelerin kullanılmasıdır. Güney Doğu Afrika’da yetişen kefir ağacından elde edilen bir etken madde, Boers dilinde “dop” olarak adlandırılan sert likör çeşitinin yapımında uyarıcı olarak kullanılmıştır. Bu kelime daha sonra ingilizceye “doping” olarak geçmiştir. Ancak daha önceleri yarış atlarına parenteral yollardan verilen afyon ve benzeri maddeler de doping olarak adlandırılmıştır.

At Yarışları Doping Yönetmeliği’nde, “bir atın koşudaki hız, kuvvet ve cesaretini, bunlardan herhangi birini veya tümünü değiştirmek amacıyla, normal gıdalar dışında, herhangi bir şekilde veya herhangi bir yolla atlara verilen maddelere doping; bu maddelerin tesbiti için yapılan muayenelere de doping muayenesi denir” şeklinde doping tanımlanmaktadır. Yukarıdaki tanımlardan da anlaşılacağı üzere, doping işlemi özellikle yarış atları olmak üzere, tüm yarış hayvanlarında koşu hızını arttırmak ve kazanmak ya da tersi olarak yarış hızını azaltmak veya hayvanı yarış dışı bırakmak amacıyla iki yönlü olarak yapılabilir. Doping işlemine başvuranlar sportmenlik, dürüstlük, iyi niyet, üstün yetiştirme ve hazırlama becerileri, yüksek fizik güç ve atletik performans gibi üstün özelliklere dayanan temel yarış ilkelerini ihlal etmiş olur. Haksız üstünlük ve avantaj sağlamaya çalışırlar. Böylece haksız rekabete ve bahisçilerin aldatılmasına neden olurlar. Doping, yarış hayvanı ya da sporcunun spor yaşamının tükenmesine, bazen dönüşümsüz olabilen patolojik bozukluklara, alışkanlığa ve ölüme de neden olabilir. Bu nedenlerle doping önemlidir ve kontrol altına alınması gerekir. Yarış hayvanlarında doping uygulanmasının başlıca nedenleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

• Yarış hızının arttırılması.

• Yarış sırasında daha fazla kullanılabilir enerji sağlanması. • Solunumun daha rahat ve hızlı gerçekleştirilmesi.

• Fazla heyecanlı, sinirli ve uyarı halinde olan hayvanların yatıştırılması.

• Tendinitis, romatizma ve kemik hastalıkları gibi koşmayı engelleyici ve yarış hızını sınırlayıcı hastalıkları bulunan hayvanların ağrılarının dindirilmesi ve hastalığın belirtilerinin önlenmesi.

• Kas ve sinirsel yapıların daha iyi gelişiminin sağlanması ve arttırılması.

• Yarış hayvanlarının daha kısa sürede yetişmesi ve gelişmesini sağlamak.

• Hayvanın yarış dışı bırakılması, sağlıklı yarışmasının engellenmesi.

Doping Maddelerinin Sınıflandırılması

Doping amaçlı kullanılan maddeler, insan ve hayvan hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçlardan biri olabileceği gibi, doping amaçlı hazırlanmış sentetik veya fizyolojik bir madde de olabilir. Bu maddeleri doping yapma amacına göre aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz.

Yarış performansını arttıranlar: Bu grup ilaçlar merkezi sinir sistemini uyaranlar (kafein, amfetamin, efedrin gibi), solunum sistemini uyaranlar (efedrin, klenbuterol gibi β2 agonistler), sempatomimetik ilaçlar (adrenalin, noradrenalin, dobutamin gibi), parasempatolitik ilaçlar (atropin, skopolamin gibi), narkotik olmayan ağrı kesiciler (aspirin/ asetil salisilik asit, fenilbutazon, fluniksin gibi), yerel (lokal) anestezikler (prokain, dibukain, lignokain gibi), otonom gangliyonları uyaranlar (nikotin, lobelin gibi), anabolik maddeler (bolasteron, nandrolon, testosteron, metiltestosteron gibi), narkotik ağrı kesiciler/ opiyatlar (morfin, heroin, kokain, petidin, metadon gibi), vitaminler (A, E, C, D, B12 gibi) ve mineraller (arsenik, fosfor, selenyum, iyot, demir gibi), hormonlar (kortizol, prednizon, deksametazon, testosteron ve esterleri, progesteron, insülin, tiroksin gibi), kalbi uyaran ilaçlar (digitoksin, digoksin gibi), kan ve kan yapımını arttıranlar (demir, bakır, B12 vitamini, folik asit gibi) ve enerji sağlayan maddelerdir (fruktoz-1,6-difosfat, taurin gibi).

Yarış performansını azaltanlar: Yatıştırıcı ve uyku ilaçları, sakinleştirici ve nöroleptik ilaçlar, çırpınma önleyici maddeler, genel anestezikler, kas gevşetici ilaçlar, sempatolitik ilaçlar, parasempatomimetik ilaçlar, otonom gangliyonları bloke eden ilaçlar, kalp zehirleri, antihistaminik ilaçlar (H1 reseptör blokörü), ishal yapıcı ilaçlar ile fazla soğuk su içirilmesi veya kaba yem yedirilmesidir.

Diğer doping maddelerinin kinetiğini değiştirenler: İdrar söktürücü ilaçlar (furosemid gibi), sistemik alkalileştirici ve asitleştirici maddeler, elektrolit ve sıvı dengesini etkileyen maddelerdir.

Düşük yarış performansını normale getirebilmek için kullanılanlar: Ağrı kesiciler (yerel ve yüzeysel olarak kullanılmak koşuluyla ağrı kesiciler ve yerel anestezikler), glukokortikoid hormonlar (yerel ve yüzeysel olarak kullanılmak koşuluyla), antibakteriyel ilaçlardır (yerel ve yüzeysel olarak kullanılmak koşuluyla)

Doping-İlaç İlişkisi

İlaç olarak kullanılan maddelerin bir kısmı doping amaçlı da kullanılabilmektedir. Bu ilaçların uygulama miktarı, şekli, zamanı ve süresinin belirlenmesi kullanım amacı hakkında bilgi verir. Doping amaçlı kullanılabilen ilaç ve kimyasal maddelerin yarışlardan çok önce ve tümüyle iyi niyetle veya zorunlu görülen bir tedavinin kaçınılmaz sonucu olarak yarış hayvanlarında kullanılması gerekir. Ayrıca, tedavi amacıyla kullanılan ilaçların metabolitleri doping etkisine sahip maddeler olabilir. Bu nedenlerle, tedavi amacıyla kullanılan ilaçların bilinçli ve kontrol altında veteriner hekimler tarafından kullanılması gerekir.

Mikotoksinlerin Tanı ve Kontrolü

Mikotoksinlerin tanısında (teşhis) olayla ilgili alınacak bilgiler (anamnez), etkilenen hayvanlardaki klinik bulgular, inceleme ve soruşturma ile histopatolojik inceleme kabaca bir fikir verir, ancak mikotoksin analizi yapan bir laboratuarda şüpheli yem ve yem hammaddesi örneklerinin analiziyle kesin tanıya gidilir. Mikotoksinle zehirlenmlerde tedavi genellikle etkisizdir. Bu nedenle koruyucu önlemler; yani yem hammaddeleri, yemler ve gıda maddelerinin uygun şartlarda üretilip, depolanması gerekir. Mümkün olduğunca yem hammaddeleri ve yemlerin iyi kurutulmuş olması, kuru ve iyi havalandırılan ve zeminle teması kesilmiş ortamlarda saklanması gerekir. Yem ve hammaddelerinde oluşmuş mikotoksinlere karşı pek çok yöntem bulunmakla birlikte pratikte uygulanabilecek yöntemler arasında toksin bağlayıcıların bu yemlere katılması ya da mikotoksin içeriği düşük olan yemlerle bu yemlerin karıştırılarak toksin içeriğinin azaltılması sağlanabilir. Mikotoksin içeriği çok yüksek yem ve yem hammaddelerinin imha edilmesi gerekir. Ancak, yem ve gıdalardaki mikotoksinlerin azaltılması, ortadan kaldırılması için çeşitli yöntemler de bulunmaktadır; bunlar; fiziksel, kimyasal ve biyolojik yöntemler olarak sınıflandırabilir.

Fiziksel Yöntemler

Fiziksel yöntemler olarak mekanik işlemler, dansite ayrımı, termal (ısı) yolla inaktivasyon ile ışık (UV) ve ışın işlemler etkili şekilde uygulanabilmektedir.

• Mekanik işlemler: Tane yemlerde mikotoksinlerle kontamine olan kısmın temiz kısımdan fiziksel olarak ayrılması ile toksin düzeyi azaltılabilmekle beraber bu yöntem mikotoksinle bulaşık tanelerin tamamen ayıklanamama ihtimali ve işlem sırasında temiz tanelerin de uzaklaştırılabilmesi riski nedeniyle çok pratik bir uygulama değildir.

• Dansite ayrımı: Mikotoksinle kontamine olmuş tane ve yağlı tohumların değişik yoğunluktaki çözeltilerde (NaCI gibi) yüzdürülmesi ile ayrılması esasına dayanmaktadır. Yapılan araştırmalar özellikle aflatoksin içeren tahıl tanelerinin normal tanelerden daha düşük yoğunluğa sahip olduğunu göstermiştir.

• Isı uygulaması (termal yol): Saf ve susuz şekildeki atlatoksinlerin, ergime noktalarına kadarki sıcaklıklara dayanıklı oldukları bilinmektedir. AFB1 kuru havada dayanıklıdır; ergime noktası 260oC’ dir ve 269oC’ de yıkımlanır. Yerfıstığı ve mısır yağlarında 250oC’ye kadar AFB1 miktarında değişiklik meydana gelmeyebilir. Rafine edilmemiş yer fıstığı yağları 250oC de 10 dakika ısıtıldıklarında AFB1 miktarı %96 azalmakta; 160oC’de 30 dakika kavrulan yer fıstıklarında ise 100 ppm’den 5 ppb’ye düşmektedir. Yemlerde atlatoksinler bakımından önemli bir kirlenme kaynağı olan mısırda, 145-165oC’de kavrulma işleminden sonra AFB1 yoğunluğu %40-80 azalmaktadır. Doğal olarak bulaşık mısırlarda AFB1’in %28’i haşlama ve yağda kızartma işleminden sonra parçalanmaktadır. Aflatoksinle beraber diğer mikotoksinlerin de sahip oldukları ısıya dayanıklılık özellikleri nedeniyle suda kaynatma ya da otoklavdan geçirme gibi uygulamalarla ancak kısmi olarak yıkımlanabilmektedir.

• Işık ve ışın işlemler: Atlatoksinlerin yıkımlanması amacıyla ultraviyole ışık (UV) ve güneş ışığı da kullanılmaktadır. Bu durumda solar yıkımlanmaya karşı hassas olan furan halkasında değişiklikler meydana gelir ve çift bağda açılma şekillenir. UV ışınların kullanılması sonucu, atlatoksin molekülünde kopmalar meydana gelerek, 12’nin üzerinde yıkımlanma ürünü oluşur. Gama ışını toksijenik A. flavus dahil pek çok mikroorganizmayı başarı ile elimine edilebilmektedir. Gama ışınlama işleminin mikotoksin etkenleri yanında oluşan mikotoksinlerden de özellikle deoksinivalenol, zearalenon ve T-2 toksin miktrarlarını önemli derecede azaltabilmektedir.

Kimyasal Yöntemler

Başlıca amonyak uygulanması, ozon uygulanması (ozonizasyon) ve adsorbanların kullanılmasıdır. Ancak, klorlaştırıcı maddeler (sodyum hipoklorid, klordioksit, gaz halindeki klor), oksitleyici maddelerden hidrojen peroksit, sodyum bisülfit ve hidrolitik maddeler (asitler ve alkaliler)’de kullanılabilmektedir.

• Amonyak uygulanması: Depolama şartlarının iyi olması ve kurutma olayına dikkat edilmesi durumunda, amonyaklama işlemi aflatoksin miktarlarından önemli düzeyde azalmaya neden olmaktadır. Ancak uygulaması pahalı bir yöntemdir ve uygulanan ürünlerde renk değişikliği ve keskin bir kokuya sahip olduğu için kısmen hayvan yemleri için kullanımı mümkün olabilmektedir.

• Ozon uygulanması (ozonizasyon): Ozon, atık suların dezenfeksiyonu ve gıda endüstrisinde bakteri, virüs ve protozoonlara karşı antimikrobiyal olarak kullanılan üç atomlu oksijen (O3)’dir. Güçlü oksitleyici etkisi nedeniyle mikotoksin üreten mantarların (küflerin) gelişimini engelleyebilmekte ve mikotoksin miktarlarını da azaltabilmektedir.

• Adsorbanların kullanılması: Adsorbanlar bağlayıcı özellikleri nedeniyle yemlerdeki mikotoksinleri bağlayarak (kimyasal bileşik oluşturarak) mikotoksinlerin barsaklardan emilmeden dışkıyla dışarı atılmasını sağlayan maddelerdir. Toksin bağlayıcı olarak aktif kömür (tıbbi kömür), alüminosilikatlar (HSCAS/hydrated sodium calcium aluminosilicate, kil, bentonit, montmorillonit, zeolit, filosilikatlar gibi), kompleks sindirilmeyen karbonhidratlar (glikomannanlar, selüloz, maya hücre duvarı polisakkaritleri, peptidoglikanlar gibi) ile sentetik polimerler (kolestiramin, polivinilpirolidon gibi) kullanılabilmektedir.

Biyolojik Yöntemler

Yem ve yem hammaddelerinde bulunan mikotoksinler bazı bakteri, mantar veya mayalar (Phenylobacterium immobile, Gliocladium roseum, Saccharomyces cerevisiae gibi)) tarafından yıkımlanabilmektedir.

Mikotoksinlerin Sınıflandırılması

Hayvan ve insan sağlığı açısından önemli olan mikotoksinler bulundukları besin maddelerine göre aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir.

• Yem ve yem hammaddeleri (Tahıllar, tahıl ürünleri ve benzeri)
• Süt ve ürünleri

Yem ve Yem Hammaddeleri (Tahıllar, Tahıl Ürünleri ve Benzeri)

Tahıl ve ürünleri temel gıda maddeleridir. Yem hammaddesi olarak yaygın şekilde kullanılırlar; mantar üremesi ve mikotoksin oluşumu için uygun ortamlardır. Hasat öncesinde, hasat sırasında ve sonrasında da ciddi boyutta hedef besin maddeleri olmaları nedeniyle mikotoksin açısından önemlidirler. Tahıl olarak başta mısır olmak üzere buğday, arpa, yulaf, çavdar ve pirinçte bulunabilecek başlıca mikotoksinler şunlardır: Aflatoksinler, okratoksin A, trikotesenler, fumonisinler, zearalenon ve penitremler.

Aflatoksinler (AF’ler)

Aspergillus flavus, A.parasiticus ve A.nomius gibi mantarların gıda ve yemlerdeki toksik metabolitleridir. Sıcak ve nemli iklim koşullarında daha çok ürer ve aflatoksinleri üretirler. Yemlerdeki aflatoksinin en önemli kaynakları mısır, yerfıstığı ve küspesi ile pamuk tohumu küspesi gibi yem hammaddeleridir. Başlıca önemli aflatoksinler aflatoksin B1, aflatoksin B2, aflatoksin G1, aflatoksin G2, aflatoksin M1 ve aflatoksin M2’dir.

Genel etkileri: Tüm evcil memeliler aflatoksinlere duyarlıdır. Zehirlilik derecesi hayvanın türü, cinsi, ırkı, yaşı, alınma miktarı, süreci ve rasyonun bileşimine göre değişebilir. Genellikle memelilerden domuz ve tavşanlar aflatoksine daha duyarlıdır. Sığır, koyun, keçi, tektırnaklılar (at, eşek gibi) ve karnivorlar (kedi, köpek gibi) daha az duyarlıdır. Tüm kanatlılar duyarlı olmakla birlikte ördek, hindi ve tavuklarda aflatoksinlere maruziyet fazla olabilmektedir. Ayrıca, alabalık, kedi ve köpekler diğer duyarlı hayvanlardır. Afatoksinlerle zehirlenme akut, subakut ve kronik formda şekillenir. Akut ve subakut zehirlenmede bazı hayvan türlerinde karşılaşılan belirtiler aşağıdaki gibidir.

• Domuzlarda genellikle iştahsızlık, depresyon, sarılık, hemorajik hepatit (kanamalı karaciğer iltihabı), hemorajik gastroenterit ve şiddetli dehidrasyon (canlının çok fazla sıvı kaybetmesi) görülür. Ölüm şekillenebilir.

• Sığırlarda başlıca zayıflama, iştahsızlık, solunum güçlüğü ve depresyonla seyreder, danalar daha çok etkilenebilir. Laktasyonda süt verimi azalır. Ölüm görülebilir.

• Koyun ve keçiler aflatoksinlere karşı daha dirençlidir. Zehirlenme semptomları sığırlara benzer.

• Kanatlılarda iştahsızlık, yorgunluk, gelişmede gecikme, ataksi, konvülziyonlar ve ölüm şeklinde devam eder.

Kronik zehirlenmede, aflatoksinlerin alınış yolu belirleyicidir. Karaciğerde kanser, sindirim kanalı ve akciğerlerde tümörler mikotoksinlerin sindirim ya da inhalasyonla (solunum) alınmaları durumunda görülür. Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi’nin (IARC) yaptığı sınıflandırmada, deney hayvanları ve insanlardaki karsinojenik etkisine göre aflatoksin B1 I’nci grupta, aflatoksin M1 II’nci grupta yer almaktadır. Aflatoksinlerin yem ve hammaddeleri ile sütte en fazla bulunabilecek miktarları Tablo 9.1’de verilmiştir. Zehirlenme semptomları (bulguları) genel olarak anoreksi (iştahsızlık), depresyon, zayıflama ve verim kaybı şeklindedir. Bazen sarılık, asites (karın boşluğunda sıvı toplanması), burun akıntısı, diare (ishal), kolik (şiddetli karın ağrısı) de görülür. Karaciğer fonksiyonları bozulmuş ve pıhtılaşma sorunları olabilir. İmmün sistem baskılanır, mikrobiyal ve paraziter hastalıklar ortaya çıkabilir.

Aflatoksinlerin biyotransformasyonları başlıca karaciğerde olmakla birlikte daha az olarak böbrek, solunum yolları, akciğer ve gastrik mukozada da olabilmektedir. Aflatoksinler vücuttan başlıca dışkı, idrar veya laktasyondaki hayvanlarda sütle (aflatoksin M1 ve M2 gibi) ana bileşik veya metabolitleri olarak atılır.

Okratoksin A

Penicillium verrucosum, Aspergillus ochraceus ve düşük oranlarda Aspergillus niger tarafından üretilir. Okratoksin A, 30oC altında ve %80 nem bulunan ortamlarda daha fazla üretilir. Bu nedenle, daha çok serin iklime sahip bölgelerde (Kanada, Orta ve Kuzey Avrupa gibi), tahıl ve ürünlerinde bu toksin daha yaygın görülür. Okratoksin A sindirim kanalından emildikten sonra daha çok böbreklerde bulunur, karaciğer, kas ve yağ dokusunda da daha düşük miktarlarda bulunur. Rat, tavşan ve insanlarda süte geçmekle birlikte, ruminantlarda rumen mikroflorasından dolayı düşük miktarlarda geçmektedir. Başlıca nefrotoksik etkiye sahiptir, ayrıca hepatotoksik ve embriyotoksik etkiye de neden olabilmektedir.

Trikotesenler

Trikotesenler de Fusarim türüne ait çeşitli mantarlar tarafından üretilir. Değişik iklim şartlarında üretilebilirken, T-2 toksin daha çok soğuk ve nemli iklimlerde üretilir. Başlıca trikotesen mikotoksinler T-2 toksin, HT-2 toksin, nivalenol, deoksinivalenol (DON, vomitoksin) ve diasetoksiskirpenol (DAS)’dür. Toksine bağlı olarak değişmekle birlikte genel olarak hayvanlarda akut ve subakut zehirlenmelerde bulantı, tükürük artışı, kusma, iştahsızlık, kanamalar ve üreme bozuklukları görülür. Kronik zehirlenmelerde ise başlıca sindirim kanalı boyunca kanamalar, kansızlık ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olurlar.

Fumonisinler

Fumonisinler daha çok Fusarim miniliforme ve F.proliferatum tarafından üretilir. Fumonisinlerin B1, B2, B3, B4, A1 and A2 çeşitleri vardır. Fumonisin B’ler yem ve hammaddelerinde daha çok bulunur ve en toksik olanları da B1 ve B2’dir. Daha çok Latin Amerika, Afrika ve Avustralya’da sorun oluştururlar. Atlarda lökoensefalomalasi (sinirsel bir hastalık), domuzlarda akciğer ödemi, kanatlılarda verim düşüklüğü ve ölüme yol açarlar.

Zearalenon (F-2 Toksin)

Östrojenik etkili bir mikotoksindir. Fusarium graminearum, F.roseum gibi çeşitli Fusarium mantarları tarafından, ılıman ve nemli ortamlarda üretilir. Yemlerdeki miktarına bağlı olarak, hayvanlarda östrus siklusunun bozulmasına, kalıcı korpus luteum ve serum progesteron düzeylerinin yüksek olarak devam etmesine yol açar. Zearalenon, farelerde uzun süreli maruziyette karsinojeniteye neden olabildiğinden Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi tarafıdan karsinojen etkenler içinde 3’üncü grupta sınıflandırmıştır

Penitremler

Penicillium cyclopium gibi penisilyum türü mantarlar tarafından hazırlanan bir dizi mikotoksin (A-F) grubudur. Grubun en önemli temsilcisi penitrem A’dır (tremorin A diye de bilinir). Bu mikotoksinle zehirlenen hayvanlarda hareketle şiddetlenen ve ilerleyen titremeler, opistotonus, istemsiz göz hareketleri ve tükürük salgısında artış, dış uyarılara aşırı duyarlılık, sağırlık, yorgunluk ve felç dikkat çeker.

Süt ve Ürünleri

Süt ve ürünlerinde bulunan mikotoksinlerin başlıcaları şunlardır: Aflatoksin M1 ve aflatoksin M2, okratoksin A, siklopiazonik asit. Aflatoksin M1 ve M2 sütte sıklıkla bulunabilen aflatoksinlerdir. Okratoksin A ve siklopiazonik asit de daha az olarak bulunabilmektedir

Aflatoksin M1 ve M2

Aflatoksin B1, toksisitesi en fazla olan aflatoksindir; aflatoksin M1 aflatoksin B1’in, aflatoksin M2 ise aflatoksin B2’nin sütle atılan metabolik ürünüdür. Bu nedenle, “M” “milk toxin (süt toksini)”nin kısaltılmış şeklidir. Dolayısıyla, aflatoksin M1 ve M2 laktasyondaki hayvanların aflatoksin B1 ve aflatoksin B2 içeren yemlerle beslenmesinden sonra sütle atıldığı için süt ile peynir, yoğurt ve süt tozu gibi süt ürünlerinde bulunabilmektedir. Ancak, aflatoksin M1 sütte en fazla bulunan ve daha toksik olan aflatoksindir. Aflatoksin M1 pastörizasyon, UHT gibi ısı işlemlerine dayanıklıdır. Aflatoksinlerin başlıca immunotoksik ve karsinojenik etkileri yanında AFM1’in, genotoksik ve mutajenik etkileri de bulunmaktadır. Bu nedenle Türkiye ve Avrupa Birliği’nde belirlenmiş tolerans limitleri Tablo 9.1’de bulunmaktadır.

Siklopiazonik Asit

Bazı Aspergillus ve Penicillumlar tarafından sentezlenir. Hayvanlarda katalepsi, opistotonus gibi nörolojik semptomlara yol açar. Karaciğer, böbrek ve sindirim sistemi hedef organlardır. İngiltere’de, 1962 yılında meydana gelen “Turkey X (Hindi X)” hastalığı’nın ortaya çıkmasında aflatoksinle birlikte rol oynadığı belirtilmektedir. Yemde bulunan siklopiazonik asit laktasyondaki hayvanlarda süte geçmektedir.

Mikotoksin Oluşumunu Kolaylaştıran Faktörler

Mantarların üremesi ve mikotoksin üretmesi için uygun şartların oluşması gerekir. Bu şartlar mantarlara göre değişmekle birlikte;

Uygun besin ortamı (tahıl ürünleri gibi),

Nem (< %50), Sıcaklık (15-55oC) ve

Yeterince hava (oksijen) bulunması başlıcalarıdır.

Örneğin aflatoksinler tahıl ürünleri ve özellikle yağlı tahıl ürünlerinde, sıcak ve nemli ortamlarda rahatlıkla üreyebilirken, trikotesen mikotoksinler soğuk ve nemli iklimlerde yetişen ve depolanan tahıl ürünlerinde daha çok görülür.

Mikotoksinlerin Etkileri

Mikotoksin varlığı ile ilgili dünyada ilk çalışmalar tahıllar üzerinde yapılmıştır. Küflü mısırdan izole edilen Penicillium puberulum ekstraktının toksik olduğu 1913 yılında belirlenmiş ve bu zehirli maddeye “penisillik asit” adı verilmiştir. 1962 yılında, İngiltere’de, özellikle hindilerde karşılaşılan toplu zehirlenme olayları ve yaklaşık 100.000 hindinin kaybından sonra bu konu üzerinde sürdürülen çalışmalar mikotoksinlerin hayvan ve insan sağlığı açısından çok önemli olabileceğini göstermiştir. Kenya’da 2004 yılı nisan ve haziran ayları arasında, temel besin maddesi olarak kullanılan mısır ve mısır ürünlerini yiyen insanlarda ortaya çıkan aflatoksikozis (aflatoksinle zehirlenme) olayında, 317 zehirlenme olmuş ve bunlardan 125’i ölümle sonuçlanmıştır. Mikotoksinler genellikle yemlerle alınır. Mikotoksinlerle zehirlenme akut, subakut veya kronik nitelikte olur. Akut ve subakut zehirlenmeler, gün-içi, günler veya birkaç hafta içinde gerçekleşen, mikotoksinlerin yemlerle genellikle daha yüksek dozlarda, tek doz veya tekrarlanan dozlarda alımıyla gerçekleşen zehirlenme şeklidir. Kronik zehirlenmede, mikotoksinlerin alınış yolu belirleyicidir. Mikotoksinlerin; düşük dozlarda, aylar sürebilen uzun bir dönemde ve sürekli olarak alınmasına bağlı olarak ortaya çıkar. Bugün bilinen 300’den fazla mikotoksin olmasına rağmen, bunlardan beş veya altı grup çok önemlidir. Önem derecesine göre sıralama ülke ve bölgelere göre farklılık göstermekle birlikte aflatoksinler, okratoksin A, fumonisinler, trikotesenler, zearalenon ve penitremler önemli mikotoksinlerdir. Avrupa’da genel olarak hava sıcaklıklarının uygun olmaması nedeniyle aflatoksinler yüksek düzeylerde oluşmaz ve ithal ürünlerin sıkı denetlenmesi nedeniyle de tüketicilerin sağlığı için fazla tehdit oluşturmazken; Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dahil olmak üzere, Afrika ve Asya kıtalarındaki pek çok ülke ve Türkiye için önemini korumaktadır. Avrupa’da, okratoksin A tahıllarda yaygın olarak bulunabilmekte, bu nedenle un ve ekmekte sık sık tespit edilebilmektedir. Yapılan kan ve süt analizleri tüketicilerin okratoksin A’ya maruz kaldığını göstermektedir. Özellikle Balkan ülkelerinde “Balkan Endemik Nefropati (BEN)” olarak adlandırılan böbrek hastalığı, okratoksin A ve sitrinin içeren tahıl tüketimine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Mikotoksinler, toksin çeşitine göre değişmekle birlikte, genel olarak aşağıdaki etkilere neden olur.

• Hepatotoksik etki (Aflatoksinler, sporidesmin gibi): Karaciğer üzerinde zehir etkisi gösteren etki.

• Karsinojenik etki (Aflatoksinler, fumonisinler gibi): Kanser oluşmasına yol açan etki.

• Nefrotoksik etki (Okratoksin, sitrinin gibi): Böbrek üzerinde zehir etkisi gösteren etki.

• Kan üzerinde olumsuz etki (Trikotesenler gibi): Kemik iliğini etkileyerek kanın şekilli hücrelerinin oluşmasını baskılayan etki.

• Östrojenik etki (Zearalenon gibi): Östrojen hormonu benzeri etki.

• Dermatoksik etki (Trikotesenler, penisillik asit, stakibotriyotoksin gibi): Deri üzerinde zehir etkisi gösteren etki.

• Nörotoksik etki (Siklopiazonik asit gibi): Sinir sistemi üzerinde zehir etkisi gösteren etki.

• İmmunosupresif etki (Aflatoksinler, rubratoksin gibi): Bağışıklık sistemini baskı altına alan etki

• Embriyotoksik ve teratojenik etki (Fumonisinler, okratoksin gibi): Yavrunun ilk geliştiği haftalarda yavru üzerinde zehir etkisi gösteren etki embriyotoksik etki; gebelikte maruz kalınması durumunda yavruda yapısal bozukluk yapan etki teratojenik etki diye bilinir.

Mikotoksinlerle zehirlenmelerin (mikotoksikozis diye bilinir) bulguları hayvan türüne, mikotoksin çeşitine, alış yoluna, beslenme koşullarına, hayvanın yaş ve cinsiyetine göre önemli farklılıklar gösterir.

Mikotoksinler, kontamine yemlerle beslenen hayvanlarda, akut ve kronik zehirlenmelere neden olmaları yanında, mikotoksin içeren yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen hayvansal kökenli besinler (sütlerde aflatoksin M1 gibi) aracılığıyla da insanlara ulaşarak toplum sağlığı açısından da sorun oluşturabilmektedir. Ayrıca, yukarıda belirtildiği gibi direk insan gıdalarında da bulunabilmektedirler. Bu nedenlerle mikotoksinler hayvan ve insan sağlığı açısından önemlidir

Farmakoloji ve Toksikoloji Sınavda Çıkan Sorular ve Cevapları Ünite 8

Temel Veteriner Genetik: Farmakoloji ve Toksikoloji | Sınavda kesin çıkacak olan sorular ve cevaplar. 8. Ünite

Doğru Cevaplar Kalın Punto ve Altı Çizili Olarak Verilmiştir

1- Kronik nitelikli zehirlenme olgularında mukoz zarların tuğla kırmızısı renk aldığı ve özellikle karaciğer ile böbrekler olmak üzere vücutta birikme eğilimi gösteren metal aşağıdakilerden hangisidir?

a. Çinko
b. Bakır
c. Arsenik
d. Selenyum
e. Molibden

2- Bakırla zehirlenmeye en duyarlı hayvan türü aşağıdakilerden hangisidir?

a. Sığır
b. Koyun
c. Köpek
d. At
e. Kedi

3- Doğada genellikle çinko ile birlikte bulunan, çeşitli metallerin aşınmaya karşı korunmalarında kullanılan ve zehirlenme durumlarında vücudun hemen tüm yapılarını etkileyen metal aşağıdakilerden hangisidir?

a. Çinko
b. Arsenik
c. Demir
d. Kadmiyum
e. Flor

4- Klinik yönden akut, subakut tipte zehirlenme durumu “kör sendeleme” olarak tanımlanan metal aşağıdakilerden hangisidir?

a. Molibden
b. Kurşun
c. Flor
d. Arsenik
e. Selenyum

5- Tadının cezbedici ve az irkiltici olması sebebiyle hayvanlar tarafından fazlaca tüketilmesine bağlı olarak oluşan zehirlenme durumlarında, otonomik, motor, davranış, sinirsel belirtilere neden olan ve zehirliliğine kanatlı hayvanların diğer hayvanlardan daha duyarlı olduğu mineral aşağıdakilerden hangisidir?

a. Tuz
b. Kurşun
c. Kadmiyum
d. Arsenik
e. Molibden

6- Aşağıdaki bitkilerden hangisi “Sokrat Zehiri” diye de bilinir?

a. Patates
b. Acı çiğdem
c. Baldıran
d. Meşe
e. Güzelavratotu

7- “Glikozitik yapılı, azotsuz, çok düşük yoğunluklarda bile suyla çalkalandıklarında köpüren, alyuvarları parçalayan, deri ve mukozalarda irkilti ve yangıya neden olan maddelerdir” ifadesi aşağıdaki bitkisel zehirlerden hangisini tanımlar?

a. Alkaloitler
b. Zehirli yağ asitleri
c. Glukosinolatlar
d. Fenolik maddeler
e. Saponinler

8- Aşağıdaki alkaloitlerden hangisi ile zehirlenme durumunda insan, maymun ve köpeklerde merkezi sinir sistemi baskılanırken, başta at, kedi ve fare olmak üzere, diğer hayvanlarda uyarıya neden olur?

a. Morfin
b. Kolşisin
c. Nikotin
d. Kafein
e. Arekolin

9- Aslında bulunduğu bitkinin bütünlüğünün bozulmadığı durumlarda zararlı etkileri açığa çıkmayan, bitkinin sindirim sisteminde parçalanması ile zehirlenmelere yol açan ve böyle durumlarda da mukozalar ile kanda parlak kırmızı-kiraz kırmızısı renge neden olan bitkisel zehir aşağıdakilerden hangisidir?

a. Koumesterol
b. Belladon alkaloitleri
c. Tanenler
d. Siyanogenetik glikozitler
e. Ksantin türevleri

10- Zearalenon’a benzer şekilde klinik belirti ve bozukluklara yol açan bitkisel zehir aşağıdakilerden hangisidir?

a. Kolşisin
b. Koumestrol
c. Digitoksin
d. Gossipol
e. Solanin

Arsenik, kadmiyum, kobalt, krom, kurşun, nikel, selenyum gibi metaller karsinojenik etkiye sahiptirler. Çinko esaslı boyalar %50-55 oranında çinko içerirler ve günümüzde çinko zehirlenmesi yönünden en önemli tehlikeyi oluştururlar. Kanatlıların tuzla zehirlenmeye diğer hayvan türlerine oranla daha duyarlı olmalarının başlıca nedenleri; tat duyularının zayıf olması ve buna bağlı olarak tuzu fazla miktarda yemeleri, böbrekte glomerüllerden süzülme durumlarının daha sınırlı olması, plazmada protein miktarının düşük olması ve böylece bu hayvanlarda ödem eğiliminin bulunmasıdır. Alkaloitler gerek serbest baz, gerekse tuzları halinde tannik asit, ağır metaller ve metal tuzlarıyla kolayca çökerler. Bu sebeple, tannik asit veya tanen içeren maddeler alkaloitlerle zehirlenmelerde sindirim kanalında çöktürücü olarak sıklıkla kullanılırlar. Hayvanların morfine duyarlılığı oldukça değişkendir. Morfine verilen cevap değerlendirildiğinde, özellikle şekli yönünden, hayvanlar arasında önemli ayrımlar vardır. Bu durum merkezi sinir sistemindeki morfin reseptörlerinin çeşitliliği ve hayvan türüne göre beyindeki reseptörlerin dağılımları ile sayılarının farklılık göstermesiyle ilgilidir

Temel Veteriner Farmakoloji ve Toksikoloji Ünite 8 Kitap Özeti

Hayvanlarda zehirlenmelere neden olan başlıca mineralleri listeler

Hayvanlarda akut, subakut ve kronik zehirlenmeler ile önemli ölçüde çevre ve besin kirlenmesine yol açabilen mineral maddelerin başlıcaları; arsenik, bakır, civa, flor, kadmiyum, kurşun, molibden, selenyum gibi metallerdir. Bu metallerden bazıları son derece zehirli iken, bazıları karsinojenik etkili ve bazıları da mutajenik ve teratojenik etkilere sahiptir

Nitrat-nitrit ve tuz zehirlenmeleri hakkında bilgi verebilir

Nitrat ve nitrit zehirlenmesinde klinik belirtiler 30 dakika ile 4 saat içinde başlar ve çeşitli derecelerdeki hipoksi belirtileriyle seyreder. Nitratın irkiltici olması sebebiyle, belirti olarak başlangıçta karın sancısı, kusma ve sürgün görülürken; ilerleyen durumlarda solunum güçlüğü, siyanoz, nabzın hızlanması ve zayıflaması gibi solunum ve dolaşım sistemi yetmezliği belirtileri ile hareketlerde düzensizlik, çırpınmalar, koma ve en sonunda da ölüm görülür. Tuz zehirlenmesi ise tüm hayvanlarda görülebilir, fakat kanatlı ve domuzlar tuzla zehirlenmeye daha duyarlıdırlar. Tuz zehirlenmesi akut ve kronik tipte olabilir. Fazla miktarda tuzun alınmasını takiben 1-2 saat içerisinde zehirlenme belirtileri başlar ve bu belirtiler daha ziyade merkezi sinir sistemine ilişkindir. Tuz zehirlenmelerinde görülen belirtiler otonomik, motor, davranış ve sinirsel belirtiler olarak da sıralanabilir.

Genellikle Türkiye’de yetişen/yetiştirilen ve çiftlik hayvanlarında zehirlenmelere neden olan bitkiler ve bitkisel maddeleri sıralayabilir

Türkiye’de yetişen ve çiftlik hayvanlarında zehirlenmelere neden olan bitkisel zehirlerden başlıcaları; alkaloitler, glikozitler, saponinler, glukosinolatlar, fenolik bileşikler, ışığa duyarlı kılan maddeler, östrojenik etkili bileşikler ve zehirli yağ asitleridir. Bu maddeleri içeren ve hayvanlarda zehirlenmelere neden olan bitkilerin bazı önemli temsilcileri de; baldıran (koniin), haşhaş (opioidler), acı çiğdem (kolşisin), kargabüken (striknin), tütün (nikotin), güzelavratotu (atropin), yüksükotu (digitoksin), acıbadem (hidrojen siyanür), karamuk (saponin), patates (solanin), kolza (glukosinolat), pamuk (gossipol), meşe (tanen), soya fasülyesi (genistein) ve alfalfa (koumestrol)’dır.

Bitkilerde bulunan ve zehirlenmelere neden olan bazı önemli alkaloitler, glikozitler ve fenolik bileşikler hakkında bilgi verebilir

Alkaloitler, asitlerle tuzlar şekillendirebilen ve bitkilerde yaygın şekilde bulunan azotlu bazlardır ve bu maddelerin çoğu merkezi sinir sistemi ile otonom sinir sistemi aracılığıyla etkisini gösterirken; pirazolidin alkaloitleri karaciğer zehiri olarak etki gösterir. Alkaloitler; asetat türevi alkaloitler (koniin, N-metilkoniin), benziltetrahidroizokuinolin alkaloitler (morfin, kodein, tebain, aristoloşik asit, berberin, şelidonin, hidrastin, bikukulin, papaverin), opioidler (morfin), fenilizokuinolin alkaloitler (kolşisin, demekolşin), terpenoid indol alkaloitler (rezerpin, deserpidin, ajmalin, yohimbin, vinblastin, vinkristin, striknin, brusin, toksiferin), piridin alkaloitler (nikotin, anabasin, anatabin, arekolin, risinin, termalin), purin alkaloitler (kafein, teofilin, teobromin), tropan alkaloitler (atropin, skopolamin, hiyosiyamin) diye sınıflandırılabilirler. Glikozitler, hidroksil veya sülfidril grubu içeren maddelerin şeker kalıntılarıyla oluşturdukları bileşiklerdir. Bitkilerdeki glikozitlerin hepsi ön-madde halindedir ve enzimatik veya alkali hidrolizle yapılarından glikoz veya glikoz-asetik asit ayrılarak esas glikozit serbest kalır. Glikozitler; kalp glikozitleri (digitoksin, digoksin, gitoksin, gitalin, strofantin, lanatosit), siyanogenetik glikozitler (siyanhidrik asit), saponinler (saponin, githagenin, saporubrin, eskulin, dioscin, glisirrhizin), solanin ve benzeri glikozitler (solanin, kakonin, solasonin, tomatin), glukosinolatlar (irkiltici yağlar, guvatır yapıcı maddeler, sisteinsülfoksitler) diye sınıflandırılabilirler. Bitkiler aleminde 800’den fazla fenolik bileşik bulunur ve bu maddelere etçil hayvanlar, otçul hayvanlardan daha duyarlıdırlar. İnsan, sıçan gibi hem etçil hem de otçul canlıların fenolik bileşiklere duyarlılığı ise orta derecededir. Fenolik bileşiklerin başlıcaları; kaffeik asit, ferulik asit, ellagik asit, gallik asit, flavonoidler, antosiyanidin, gossipol, kumarinler, miristisin, urishioller ve katekolaminler’dir.

Zehirli yağ asitleri, ışığa duyarlı kılan ve östrojenik bitkileri listeleyebilir

Zehirli yağ asitlerini içeren bitkilerin başlıcaları; yabani şalgam, kolza ve pamuk’tur (özellikle de bu bitkilerin tohumlarından elde edilen yağ ve küspeler zehirli yağ asitleri yönünden önem taşır). Işığa duyarlı kılan bitkilerin başlıcaları; karabuğday, çemenotu, korunga, zakkum, sarıkantaron, kürdanotu’dur. Östrojenik bitkilerin başlıcaları; alfalfa, üçgül, bezelye, soya fasulyesi, anason, kahve, lahana ve rhubarb’dır.