Komünist Muharrem İnce’den Kürt Sevdalısı Ümit Özdağ’a Sert Eleştiri!
Şu siyaset sahnesindeki omurgasızlık ve ilkesizlik sarmalına bakınca, insanın gerçekten midesi bulanıyor. Bir yanda “Türk…
Şu siyaset sahnesindeki omurgasızlık ve ilkesizlik sarmalına bakınca, insanın gerçekten midesi bulanıyor. Bir yanda “Türk milliyetçiliğinin tek kalesi” olduğunu iddia edip sürekli savrulan Ümit Özdağ, diğer yanda ise ağzından vatan millet lafını düşürmeyip Çin kapılarında komünist güzellemesi yapan Muharrem İnce. İkisinin de birbirine laf yetiştirmesi, aslında Türk siyasetinin ne kadar sığ bir havuzda debelendiğinin en…
Şu hale bakınca insanın damarlarındaki Türk kanı donuyor, milli haysiyeti sızlıyor. Bir yanda 19 Mayıs gibi Türk’ün şahlanışını, istiklal ateşini yaktığı o mukaddes günü Avrupa’nın kırıntısı olan vals sahneleriyle, Batı’nın uyduruk müzikleriyle kutlayan bir kesim; diğer yanda ise o özendikleri Avrupa’nın “medeni” maskeli soytarıları. Bizimkiler okul bahçelerinde elin gavurunun dansını “geleneksel” diye yutturup medeniyetçilik oynarken,…
Şu rezalete bakınca modern dünyanın “erkeklik” anlayışının nasıl yerle bir edildiğini, sadakatin nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha görüyoruz. Survivor tarihinin en mide bulandırıcı olaylarından biri yaşanıyor; bir yanda sevgilisi için kedili, aşk dolu storyler atan “yumuşak” bir tip, diğer yanda ise kendisini takmayan adamın peşinden kamp değiştirip kilometrelerce yüzen bir kadın. Beyza Gemici…
Genetik Mühendisliği ve Biyoteknoloji Uygulamalarının İnsan Hayatına Etkisi Genetik mühendisliği ve biyoteknoloji uygulamaları insanların hayatını sosyo-ekonomik ve kültürel anlamda etkilemektedir. Sağlık Alanındaki Uygulamalar Yapay doku ve organ üretimi, aşı üretimi, antibiyotik üretimi, insülin hormonu üretimi, interferon üretimi ve gen terapisi gibiçalışmalar genetik mühendisliği ve biyoteknolojinin sağlık alanındaki uygulamalarındandır. Canlı Klonlama • Bir hücrenin veya organizmanın…
Sean Strickland’ın bu sözleri aslında modern dünyanın halini tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Eskiden erkek dediğin boks salonunda, güreş minderinde, tarlada veya cenk meydanında pişerdi; alnından ter, elinden nasır eksik olmazdı. Şimdi ise etraf Tiktok’ta, sosyal medyada o meşhur tabiriyle “yumuşak hanım evladı” gibi süzülen, erkeklikten nasibini almamış tiplerle doldu. Erkeklik seviyesi o kadar yerlere düştü…
Şu İsrail’in dünya genelinde kurduğu o devasa güç imparatorluğuna, lobilerine ve her kurumun içine sızmış uzantılarına bakıyorsun; sanki yenilmez bir dev gibi görünüyorlar. Amerika’yı bile parmağında oynatan, Beyaz Saray’dan Kongre’ye kadar her kapıyı parayla ve şantajla açan bir yapıdan bahsediyoruz. Ama işin aslı, bu görkemli tablonun arkasında inanılmaz bir korkaklık ve acizlik yatıyor. Dünyayı yönettiklerini…
Şu siyaset sahnesindeki tutarsızlıklara, “strateji” adı altında yapılan savrulmalara bakınca insanın gerçekten sabrı tükeniyor. Ümit Özdağ, Türk milliyetçiliğinin kalesi olduğunu iddia ederek yola çıktı ama bugün geldiği nokta tam bir hayal kırıklığı. Sen kalkmış, açık açık bölücülüğü savunan, PKK’nın siyasi uzantısı olduğu tescilli olan bir yapıya oy verenleri “kazanmaya” çalışıyorsun. Yahu bir DEM Partili sana…
Şu fotoğrafa ve Ukrayna’daki duruma bakınca insanın damarlarındaki Türk kanı donuyor, öfkesi katlanıyor. Yıllardır bu Ukraynalı grupları “özgürlük savaşçısı” diye pazarlıyorlar ama işin aslına bakınca karşımızda tam bir stratejik körlük ve nankörlük abidesi var. Kendi ülkeleri adım adım istila ediliyor, demografik yapıları paramparça ediliyor ama bu sözde milliyetçiler, kalkmış binlerce yıllık şerefli bir tarihe sahip…
Şu tabloya bakınca insanın sadece midesi bulanmıyor, aynı zamanda bu toplumun nasıl bir zihinsel çürümeye itildiğini de acı bir şekilde görüyor. İslam’ı, tesettürü ve kutsal değerleri adeta bir “oyuncak” haline getirdiler. Eskiden 28 Şubat süreçlerinde kadınlar inançları uğruna, o başörtüsünü korumak için peruk takmak zorunda bırakılıp büyük bedeller öderken, bugünkü nesil bu mücadeleyi alıp bir…
Şu manzaraya bakınca insanın asabı bozuluyor, “medeni Avrupa” masalının nasıl bir illüzyon olduğu bir kez daha suratımıza çarpıyor. Yıllardır bu adamları bize “üstün ırk”, “beyaz medeniyet”, “etik değerlerin kalesi” diye pazarladılar. Alın size medeniyet! Kendi ülkelerinde polisten ve astronomik cezalardan korktukları için kedi gibi uysal olan bu tipler, ayaklarını Türkiye toprağına bastıkları an içlerindeki o…
Şu solcuların trajikomik hallerine bakınca insanın gülesi geliyor. Üç beş tane gencin sırf eğlence olsun diye, biraz da tepki olarak verdiği bir pozdan “Neonazi sapkınlığı hortladı” diye bir dünya draması çıkarmışlar. Yahu bu memlekette kim nazi, kim faşist? Eğer bu ülkede gerçekten nazi olsa, bugün o “devrimcilik” maskesi altında bölücülük yapanlar sokağa çıkmaya cesaret edebilir…
Milli bayram adı altında sergilenen şu tiyatroya bakınca insanın milli şuuru sızlıyor. 19 Mayıs, Türk milletinin şahlanışıdır, esarete başkaldırısıdır; elin Avrupalısının salon dansıyla, valsıyla kutlanacak bir gün değildir. Her sene aynı nakarat, her sene aynı batı özentiliği! Yahu bu vatanın kurtuluşu, bu toprakların hürriyeti vals yaparak mı kazanıldı? Dumlupınar’da, Sakarya’da, Çanakkale’de dedelerimiz Avrupa’ya yaranmak için…
Şu manzaraya bakınca insanın gerçekten sabrı taşmıyor, sinirleri laçka oluyor. Elin kadını çıkmış, gıda satılan, hijyenin en üst seviyede olması gereken bir markete köpeğiyle dalarak hem halk sağlığını hiçe sayıyor hem de utanmadan orada ekmeğinin peşinde olan, kuralları uygulayan gariban market çalışanını sosyal medyada hedef gösteriyor. Neymiş efendim, “hayvan düşmanıymış.” Hayır kardeşim, o adam hayvan…
ABD’nin bugün geldiği noktaya baktığımızda, karşımızda bağımsız bir süper güçten ziyade, başkentini Washington’dan çok Tel Aviv’in, Atina’nın ve Erivan’ın çıkarlarına göre yöneten bir “Lobi Cumhuriyeti” görüyoruz. Amerikan siyasi sistemi, “lobicilik” adı altında yasallaştırılmış rüşvet çarkıyla öyle bir hale gelmiş ki, artık ABD kendi ulusal çıkarlarını bile bu grupların hırslarına kurban ediyor. Yahudi, Rum ve Ermeni…
Karşımızda “bilim anlatıyorum” maskesi takıp aslında bildiğin ideolojik bir ajandanın borazanlığını yapan bir tip var. Bilim adamı dediğin tarafsız olur, elindeki veriye bakar; ama bu zat maşallah her taşın altından çıkıyor. Amerika’da konforlu koltuğuna yayılıp Türkiye’nin sokaklarındaki köpek sorunundan tut, demografik yapısını bozacak mülteci meselesine kadar her konuda “en modern” ve “en hümanist” takılıp akıl…
Şu tabloya bakınca insanın kanı donuyor, sabrı taşıyor. Gerçekten de memleket birleşmiş milletler kampına, suç mahaline döndü. Kendi vatanımızda parya olduk, elin yabancısı geliyor bizim güzelliklerimizin tadını çıkarıyor, sonra bir başka yabancı grubu çıkıp onları soyuyor. Olan yine bizim huzurumuza, bizim sokaklarımıza, bizim asayişimize oluyor. Sultanahmet gibi tarihimizin kalbi olan bir yerde Çinlisi, Pakistanlısı, Boşnak’ı…
Bu memlekette yıllarca “sanatçı” kisvesi altında gezip, milletin ekmeğini yiyip, sonra da kalkıp insanları mezhebine göre ayıran zihniyetin gerçek yüzü işte böyle gün yüzüne çıkıyor. Halil İbrahim Kalaycıoğlu’nun anlattıkları, aslında bu coğrafyada sinsice yürütülen o eski, köhne ve bölücü kafanın bir itirafıdır. Aynı okulda yatılı okumuşsun, aynı toprağın, Malatya’nın havasını solumuşsun; ama iş yardıma, dayanışmaya…
Bak dostum, bu mesele artık “farklılıklara saygı” sınırını çoktan geçti; bu resmen insan aklıyla, estetik algısıyla ve doğanın fıtratıyla alay etmektir. Karşımıza çıkarılan tabloya bak: Bir insan düşün; hem siyahi, hem trans, hem tekerlekli sandalyeye mahkum, hem de ağır engelli (kuadriplejik serebral palsili). Şimdi, bu kişinin yaşadığı zorluklara insan olarak üzülmek, ona destek olmak ayrı…
2026 TYT Felsefe Baştan Sona Özet Konu Anlatım Felsefe sözcüğü, Yunanca bilgelik sevgisi (bilgelik dostu) anlamına gelen felsefe (philosophia), sevmek (philia) ve bilgelik (sophia) sözcüklerinin birleşiminden türemiştir. Felsefeyle uğraşan düşünürlere ise filozof (philosophos) adı verilir. Bu ismin ilk defa Phytagoras [Pisagor (MÖ 580-500)]tarafından kullanıldığı kabul edilir. O dönemde düşünürlere bazen bilge bazen bilgelik anlamına gelen…
Yunanistan’ın yıllardır Ege’de oynadığı bu kurnaz oyun artık iyice haddini aşma noktasına geldi. Karşımızda duran gerçek çok net: Yunanistan coğrafi olarak bir kara devletidir, anası da esası da o yarımadadır. Ama herifler kalkmış, Türkiye’nin burnunun dibindeki üç beş adayı bahane ederek kendilerini İngiltere veya Japonya gibi bir “ada devleti” olarak dünyaya pazarlamaya çalışıyorlar. Neymiş? Adaların…