
Veteriner Hekim Mehmet Akif Ersoy
Bir mesleğin gelişmesi için mesleğin mensuplarının; toplumsal statüsünün yükselmesi, kabul görmesi ve özendirilmesi, meslek mensuplarının toplum içerisinde kabul gören başarılı bireyler olması, özverili çalışmaları ve çabalarıyla meslek alanına giren konularda ülkesine önemli katkılar sağlaması, entelektüel birikimleri ile toplumda kanaat önderi olmaları gerekmektedir. İşte bu kanaat önderlerinden birisi olan Mehmet Akif Ersoy, milli şair, büyük vatansever ve manzum hikâyeler yazarı olarak kendisini tanımlayan, bu nitelikleri yanında, 1889’da açılan ilk Sivil Veteriner Okulunu birincilikle bitirmiş, başarılı bir veteriner hekimdir. Mehmet Akif, Veteriner İşleri Genel Müdür Yardımcılığı görevine kadar yükselerek yirmi yıl mesleğine başarılı bir şekilde hizmet vermiştir. Her fırsatta veteriner hekim kimliğini ön plana çıkararak, mesleğine sevgi ve saygısını gösteren abide bir şahsiyettir.
Türkiye’de ilk Sivil Veteriner Okulu 1889’daaçılmıştır. Mehmet Akif (Resim 1) bu okula kaydolan ilk öğrencilerden birisidir. Kuntay’a göre, Mehmet Akif, Sivil Veteriner Okulundaki eğitimi boyunca, hocalarından olumlu bir şekilde etkilenerek, okulun ders ve laboratuvarlarına büyük bir arzu ile devam etmiştir. Mehmet Akif ’in okula girdiği yıl, Paris’ten dönen Rıfat Hüsamettin de Halkalı Veteriner Okulunda göreve başlamış ve okula ilk kez “mikrop kültürünü” getirmiştir. Mehmet Akif, bu yeni bilimsel gelişmeyi Rıfat Hüsamettin’in bizzat kendisinden öğrenmiştir. Mehmet Akif, hocasından Pasteur’ ün yalnızca ilmini öğrenmekle kalmadı, aynı zamanda onun insani değerlerini de öğrenme fırsatı buldu. Mehmet Akif, onun adını söylerken, gözleri büyür, sesi değişirdi. Mehmet Akif, kendisine Pasteur’ ü ve çalışmalarını anlatan ve öğreten Rıfat Hüsamettin’i hep saygı ve hürmetle anmaktaydı.
Halkalı Veteriner Okulunda dersler çok sıkı ve ciddi bir şekilde verilmekteydi. Öğrencilerin çoğu maddi imkânları oldukça kısıtlı ailelerin çocuklarıydı. Bazıları, Mehmet Akif gibi babasız büyümüştü ve bu çocuklar birbirlerinin sevgisine muhtaçtılar .Okulda başlayan arkadaşlıkları ömürlerinin sonuna kadar sürecekti. Fazlı, Ali Rıza ve Hasan’ın dışında araştırmalarla da Mehmet Akif’in bir dostu daha vardı; “Doru”. Doru, Halkalı Sivil Veteriner Okulunun harasındaki oldukça hırçın bir attı. Bu ata Mehmet Akif’ten başkası binemiyordu. Doru, Mehmet Akif’in gururuydu ve Akif, “Onu sadece ben ram ediyorum” diyordu. İşte bu pozitif bilimli veteriner okulu Mehmet Akif’in karakterini oluşturuyordu. Mehmet Akif, “Halkalı Baytar ve Ziraat Mektebi” (Halkalı Veteriner ve Ziraat Okulu)’ nden 22 Aralık 1893tarihinde mezun oldu.

Mehmet Akif, 26 Aralık 1893 tarihinde Orman, Meadin ve Ziraat Nezareti Beşinci Umur-i Baytariye ve Islah-ı Hayvanat Şubesi (Orman, Maden ve Ziraat Bakanlığı Beşinci Veteriner İşleri ve Hayvan Islahı Şubesine) memurluğuna tayin edildi. Birkaç ay sonra aynı bölümün müfettiş muavinliğine getirildi. 7 Eylül 1909 tarihinde Veteriner İşleri Müdür Yardımcılığına terfi ettirildi. Orman, Maden ve Ziraat Bakanlığındaki20 yıllık hizmetleri sırasında sık sık Bakanlık adına seyahatler yapar ve zaman zaman da ek görevlerde bulunurdu. Görev yeri İstanbul’daki Bakanlık merkezî olmakla beraber, iki sene kadar Rumeli’de, iki sene kadar da Arnavutluk, Anadolu ve Arabistan’da bulaşıcı hayvan hastalıklarıyla mücadele çalışmaları yaptı ve köylülerle oldukça sıkı iletişimde bulundu. Yine bu süre içinde “Dar’ ül Edeb” adını taşıyan bir özel okulda fahri olarak dört-beş sene ders verdiği bizzat kendisi tarafından ifade edilmektedir.
Mehmet Akif’in en karakteristik özelliklerinden birisi de haksızlığa karşı tahammül edememesi ve meslektaş sevgisidir. Mehmet Akif,20 yıl hizmet verdiği Orman, Maden ve Ziraat Bakanlığı’nda dönemin Veteriner Dairesi Müdürü Abdullah Bey tarafından 1913’de Mısır’a iki aylık süreyle görevlendirildi. Abdullah Bey, Alfort Veteriner Okulundan (Fransa) mezun olan, Mehmet Akif’e hocalık yapan, zamanının önde gelen, ilmi yönü kuvvetli bir şahsiyetiydi. O yıllarda, bugün Pendik’te bulunan Veteriner Bakteriyoloji Enstitüsü inşası kararlaştırıldı. Ancak Bakan’a baskılar sonucu Enstitü’nün başka bir yerde yapılmasına karar verildi. Abdullah Bey itirazları nedeniyle memuriyetten uzaklaştırıldı. Dönemin bazı veteriner hekimleri Mehmet Akif’in müdürlüğe talip olmasını istiyorlardı. Mehmet Akif, “arkama küfe koyun, meslek için götürürüm, fakat beni Nazır karşısına çıkaracak vazife teklif etmeyin” diyerek 24Mayıs 1913 tarihli ve “Umur-i Baytariyye Müdür Muavini” imzasıyla verdiği istifasında “Abdullah Beyin yerden göğe kadar haklı olduğu” gerekçesini ileri sürüyordu. Mehmet Akif’in, mesleği ve meslektaşlarına böylesine bağlıyken mesleğinden ve memuriyetten ayrılış nedeni, mesleğine ya da meslektaşlarına küskünlüğü değil; haksızlığa, baskıya karşı çıkan kişiliği idi. Zamanın idaresine karşı hiçbir zaman ödün vermedi.
Mehmet Akif’in düşüncesinin bir tarafında bilim ve teknik, diğer tarafında memleket gerçekleri vardı. Bu iki noktayı birleştiren kuvvet ise Mehmet Akif ’in mesleği, yani veteriner hekimliği idi. Mehmet Akif mesleğini icra ederken acı memleket gerçekleri ile karşılaştı. Memleketin enücra köselerini, sosyal yaraların en onulmazlarını bu yolla tanıdı. Halkın yaralarını sarmak için harekete geçmek gerektiğine inanır ve bu yolda mesleğine de büyük güven duyardı. Ölümünden önce ve sonra hakkında en çok yazılan ve konuşulan İstiklal Marşı’mızın yazarı, Ulusal Şairimiz, Mehmet Akif Ersoy hakkında araştırma yapan ciddi yazar ve bilim adamlarının ortak görüşleri Mehmet Akif’in şairliğini doğuran, besleyen ve yücelten unsurun O’nun “veteriner hekim” olmasından kaynaklandığında hemfikirdirler.