Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıktıktan sonra Osmanlı donanmasının büyük bir kısmını Haliç’e demirleyip hareketsiz bırakması, onun yönetim biçimini ve özellikle darbe korkusunu anlamak için en önemli simgelerden biridir.

Bu durumun temelinde yatan korkular ve nedenler şunlardır:
1. Darbe Korkusu ve Donanmanın Rolü
Abdülhamid’in donanmayı Haliç’e kapatmasının ardındaki en büyük etken, kendisinin tahta çıkış sürecinde donanmanın oynadığı roldür.
- Amcasının Sonu: Abdülhamid’in amcası olan Sultan Abdülaziz, 1876 yılında donanmanın da aktif rol oynadığı bir darbe ile tahttan indirilmişti. Donanma, sarayı abluka altına alarak isyanın başarılı olmasında kilit rol oynamıştı.
- Saltanat Değişiklikleri: Abdülaziz’in ardından tahta çıkan V. Murad’ın ruh sağlığı bozulunca, Abdülhamid, anayasayı (Kanun-i Esasi) ilan etme sözüyle tahta geçti. Ancak tahta geçişindeki bu hızlı ve istikrarsız süreç, tahtının kalıcı olarak güvende olmadığı hissini yarattı.
- Donanma Tehdidi: Abdülhamid, başkent İstanbul’un deniz gücü tarafından kolayca tehdit edilebileceğini biliyordu. Donanma, isyan eden veya darbe yapmak isteyen Jön Türkler ve muhalif subaylar için etkili bir baskı ve hareket aracıydı. Bu tehdidi ortadan kaldırmak için donanmanın hareket kabiliyetini sıfırlamayı tercih etti. Nitekim, Dolmabahçe Sarayı’ndan daha korunaklı olan Yıldız Sarayı’na taşınması da bu korkunun bir yansımasıdır.
2. Donanmanın Haliç’te Akıbeti
Donanmanın Haliç’e zincirlenmesi, siyasi bir karar olmasının yanı sıra, Osmanlı Bahriyesi için yıkıcı sonuçlar doğurdu:
- Çürümeye Terk Edilme: Zırhlı gemiler, Haliç’in az tuzlu suyunda ve düzenli bakım (özellikle buharlı gemilerin kazan ve makinelerinin bakımı) yapılmadan hareketsiz bırakıldı. Bu durum gemilerin büyük ölçüde çürümesine, silah sistemlerinin eskimesine ve en önemlisi personelin eğitiminin aksamasına neden oldu.
- Eğitim Eksikliği: Donanma, açık denizde tatbikat yapmaktan ve ateş taliminden men edildi. Denize çıkmak, bazen “suç” sayılabiliyordu. Bu durum, Osmanlı’nın dönemin en büyük üçüncü donanmasına sahip olmasına rağmen, personelin harekât kabiliyetini tamamen yitirmesi sonucunu doğurdu.
- Maliyet/Stratejik Tercih: Bazı tarihçiler donanmanın Haliç’e hapsedilmesini sadece korkuyla değil, aynı zamanda maliyet ve strateji ile de açıklar:
- Yüksek Maliyet: Buharlı donanmanın kömür ve bakım maliyetleri çok yüksekti. Kısıtlı bütçeyi kara ordusuna (demiryolu hatları ve modernizasyona) kaydırmak.
- Teknoloji Eskimesi: Gemilerin satın alınmasından kısa süre sonra denizcilik teknolojisinin çok hızlı ilerlemesi (özellikle torpidoların gelişimi), Abdülhamid’in mevcut donanmaya yatırım yapmayı gereksiz görmesi.
3. Sonuç
Sultan II. Abdülhamid, tahtını korumak ve olası bir deniz darbesini önlemek amacıyla donanmayı Haliç’e kapatmış, bu da Osmanlı’nın deniz gücünün yaklaşık 30 yıl boyunca felç olmasına yol açmıştır.
Bu tarihi karar, Osmanlı’nın denizlerdeki varlığını zayıflatmış ve Balkan Savaşları ile I. Dünya Savaşı sırasında yaşanacak deniz hezimetlerine zemin hazırlayan en kritik etkenlerden biri olarak kabul edilir. Donanma, ancak İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla (1908) Haliç’ten çıkarılıp faaliyete geçirilebilmiştir.