Murat Bardakçı: Abdülhamit Vatan Topraklarını Parayla Sattı

Babası Mason Olan Murat Bardakçı Abdülhamit hakkında ezber bozan cümleler kurdu.

“Sultan Abdülhamid darbe ile tahta çıkmıştır. Tahtı kaybetmemek için Fransızlara iltica eden Mithat Paşa’yı Fransızlardan teslim almak istemiş ve bunun karşılığında Tunus’u Fransızlara vermiştir.” Rusya’ya karşı İngilizlerin desteğini almak için Kıbrıs’ı İngilizlere vermiştir. İngilizler Kıbrıs’ı alınca Avusturya-Macaristan da Bosna-Hersek’i istemiştir. Sonuç olarak Bosna-Hersek de Avusturya-Macaristan’a verilmiştir. II. Abdülhamid döneminde (1876-1909), özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası ve devamındaki süreçte Kıbrıs, Tunus, Mısır, Sırbistan, Karadağ, Romanya, Bulgaristan, Kars, Ardahan, Batum ve Teselya gibi geniş topraklar kaybedilmiştir. 33 yıllık saltanat süresince yaklaşık 1,5 – 1,6 milyon km2 toprak elden çıkmıştır. Osmanlı devletinin savaşarak kazandığı birçok toprak maalesef bu dönemde savaşmadan başka ülkelere verilmiş veya bağımsızlıkları kabul edilmiştir.”

ABDÜLHAMİT GERÇEKTEN HAİN Mİ? BARDKAÇI HAKLI MI?

Eğer bir binanın temeli çürümüşse, çatısının çökmesinden sadece o an içerde oturanı sorumlu tutamazsın. Abdülhamit dönemi toprak kayıplarını anlamak için, o zehirli tohumların ne zaman ekildiğine bakmak lazım.

Bu yıkımın tohumları Abdülhamit’ten çok önce, Tanzimat döneminde, Kırım Savaşı’nda alınan o ilk dış borçlarla ve “hasta adam” yaftasının üzerimize yapıştığı yıllarda atıldı. Abdülhamit tahta oturduğunda kucağında devasa bir borç yükü, içeride karışıklıklar ve dışarıda Osmanlı’yı parçalamak için iştahı kabarmış bir Avrupa buldu. Yani o gelmeden önce zaten imparatorluğun damarları kesilmişti; o sadece kan kaybını durdurmaya, zaman kazanmaya çalıştı.

Kıbrıs meselesine gelelim. İngilizlere Kıbrıs’ı “hediye” olsun diye vermedi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi), devletin belini kıran asıl darbeydi. Ruslar Yeşilköy’e kadar dayanmışken, yani devletin başkenti düşmek üzereyken, Abdülhamit İngiltere’nin desteğini almak zorunda kaldı. İngilizler, Rus yayılmacılığına karşı Osmanlı’yı koruma bahanesiyle Kıbrıs’ı “üss” olarak istedi. Bu bir taviz değil, var olma mücadelesiydi. Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan’a bırakılması da yine Berlin Antlaşması’nın, o ağır yenilginin bir dayatmasıydı. Osmanlı’nın o günkü askeri ve ekonomik gücü, aynı anda Rusya, Avusturya ve isyancılarla savaşmaya yetmiyordu.

Teselya meselesi ise biraz daha farklı bir dramdır. Dömeke Meydan Muharebesi’nde Yunanlıları tokatladık, ordumuz Atina’ya girmek üzereydi. Savaş meydanında kazandık ama masada Avrupalı devletlerin (Düvel-i Muazzama) ortak baskısıyla karşılaştık. “Eğer Teselya’dan çekilmezseniz, Ruslar ve diğerleri tekrar saldırır” tehdidiyle, askeri zafer diplomatik bir tavize dönüştürüldü.

Yani özetle; Abdülhamit toprak kaybetmekten zevk alan biri değil, aksine imparatorluğun kalan parçalarını birbirine tutkal gibi yapıştırmaya çalışan bir siyaset dehasıydı. O topraklar verilirken karşılığında devletin ömrü 30-40 yıl daha uzatıldı. O tohumlar, Abdülhamit’ten önceki beceriksiz yönetimlerin, kontrolsüz borçlanmaların ve teknolojik geri kalmışlığın meyvesiydi. O sadece fırtınalı denizde gemiyi batırmadan kıyıya yanaştırmaya çalışan kaptandı; ama dalgalar gemiden büyük olduğu için güverteden bazı parçaları feda etmek zorunda kaldı.

Bir Cevap Yazın

Türkçe Malumatlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin