Macaristan’da yaşanan bu son siyasi deprem ve ardından dökülen o kirli cümleler, sadece bir hükümet değişimi değil, bizzat tarihe ve köklere ihanetin vesikasıdır. Viktor Orban, Macar halkının damarlarındaki o kadim Attila kanını hatırlatıp, “Biz Hristiyan Kıpçak Türkleriyiz” diyerek yüzünü aslına, Türk dünyasına dönerken; onun yerine geçen o batı uşağı zihniyetin gelir gelmez Türk düşmanlığına soyunması tam bir akıl tutulmasıdır. Orban için “Türk imparatorunu devirdik” demek, aslında Macaristan’ın özgürlüğüne değil, kendi tarihine pranga vurmaktır.

Bu sözde yeni iktidar, Avrupa Birliği’nin köhnemiş salonlarında aferin almak için Türklüğe saldırarak “Avrupalılık” satmaya çalışıyor. Ulan siz ne kadar inkar ederseniz edin, o toprakların her karışında bozkırın ayak izi, her Macar’ın soyunda Turan’ın ruhu var. Avrupa sizi hiçbir zaman kendinden görmedi, sadece Türk’e karşı bir set olarak kullandı ve kullanmaya devam edecek. Şimdi gelmiş, Türk Konseyi’ne giren, Macaristan’ı köksüz bir Batı eyaleti olmaktan çıkarıp Turan coşkusuna ortak eden bir lideri “Türk emperyalisti” diye yaftalamak, ancak bir mankurta yakışacak işlerdir.
Türk dünyasına sırt çevirip Brüksel’in kapısında diz çökmek, Macar halkına yapılmış en büyük kötülüktür. Biz Türkler, dostumuzu baş tacı ettiğimiz gibi, ihanet edeni de tarihin tozlu sayfalarına gömmeyi iyi biliriz. Türklüğe ihanet etmenin bedeli her zaman ağır olmuştur. Eğer bu yeni yetme siyasetçiler Batı hayranlığıyla gözlerini karartıp Türk düşmanlığına devam ederlerse, tarihin tekerrürden ibaret olduğunu çok acı bir şekilde hatırlarlar.
O ipe sapa gelmez sözleri söyleyenler açsınlar tarih kitaplarını, Mohaç Meydanı’nın o kanlı sabahını bir kez daha okusunlar! Türk’ün gazabının nasıl bir fırtına olduğunu, o kibirli kalelerin bir öğle namazı vaktinde nasıl yerle bir edildiğini unutmasınlar. Gök Tanrı’nın izniyle, bu coğrafyada Türk’ün adını silmeye kalkanın adı bile kalmaz. Macaristan’daki bu köksüz güruh, Avrupalılık sevdasına ruhunu satarken aslında kendi sonunu hazırlıyor. Türk Konseyi’nin kapısını kapatmaya çalışanlar, gün gelip o kapıya muhtaç kaldıklarında sığınacak bir yer bulamayacaklar. Türk milleti bu ihaneti unutmaz, bedeli de yeri ve zamanı geldiğinde en sert şekilde ödetilir.