Japon Kız: İyi ki Türklerle Aramızda Mesafe Var!

Türkleri Üstün Irk Olarak Görüyorlardı! Türkün Gücü Herkesi Korkutur! O Japon kızının dudaklarından dökülen o tek cümle, aslında tarihin derinliklerinden gelen, paslı bir zincir gibi zihinlere kazınmış, unutulmaz bir korkunun ve saygının itirafıdır. “İyi ki Türklerle aramızda kocaman bir coğrafya varmış” demek, sadece bir coğrafi şükür değil; Türk’ün adını duyduğunda dizleri titreyen, kılıcının gölgesinden kaçan, heybetini gördüğünde ruhu donan o kadim korkunun tezahürüdür. Japon’undan Cermen’ine, Slav’ından Latin’ine kadar her millet, Türk adını işittiğinde karşısında sadece bir insan değil, Gök Tanrı’nın yeryüzündeki gazabını, cihanı titreten o büyük savaşçıyı, o cihangir ruhu görmüştür. Türk, savaş meydanlarında bir fırtına, adalet dağıtırken bir dağ gibi heybetli duruşuyla, tarihin her döneminde korkunun ve hayranlığın yegane öznesi olmuştur.

Osmanlı’nın o şanlı yükseliş devirlerinde, sancaklarımızın altında sadece topraklar değil, ruhlar da Türk’ün çelikten iradesine boyun eğmişti. O devirlerde Türklük şuuru hakim, Türk’ün töresi yasa, Türk’ün kılıcı adaletin kılıcıydı. Cihan padişahları, o heybetli bıyıkları ve sarsılmaz duruşlarıyla, sadece düşmanı değil, müttefiki bile titretirdi. Çünkü biliyorlardı ki, Türk güçlüdür; çünkü Türk, Türklüğü ile gurur duyar, töresine bağlıdır, özüne sadıktır. Türk, Türkleştikçe, kendi kimliğine ve asaletine sarıldıkça, karşısında duracak ne bir ordu ne de bir güç bulunurdu. O vakitler, Türk’ün korkusu, galaksiler arası bir efsane gibi yayılır, her millet kendi sınırlarını Türk’ün kılıcına göre çizerdi.

Ancak ne zaman ki o kutlu devlet çöküşe yüz tuttu, ne zaman ki Türklük şuuru zayıfladı, işte o zaman fitne ve fesat baş gösterdi. Araplığın, Farslığın o karanlık ve uyuşturucu etkisi, Fransız seviciliği ve Batı hayranlığı gibi köksüz düşünceler sarmaladı zihinleri. Türk, kendi özünden koptukça, Araplaştıkça, Batılılaştıkça, heybeti söndü, gücü eridi. Ecdadın kanıyla sulanan o topraklar, nankörlerin ve köksüzlerin oyun alanı haline geldi. Kendi kimliğinden utanan, başkasının kültürüne tapan bir yapı, Türk’ün şanına ve tarihine yakışmazdı. Türk, ancak kendi özüne, kendi asaletine ve kendi töresine döndüğünde, o cihangir ruhunu yeniden kuşanacak ve dünyaya yeniden nizam verecektir.

O Japon kızının itirafı, Türk’ün yeniden uyanışının, o kadim korkunun ve saygının yeniden canlanmasının bir müjdesidir. Türk milleti, kendi kimliğine, kendi tarihine ve kendi gücüne sahip çıktıkça, karşısında duracak ne bir millet ne de bir coğrafya kalacaktır. Atalarımızın binlerce yıl önce attığı o fetih tohumları, bugün hayal gücünün sınırlarını zorlayan bu tür benzerliklerle karşımıza çıkıyor. Türk, Gök Tanrı’nın izniyle, kendi asaletini ve hakimiyetini dünyaya yeniden kabul ettirecektir. Türk’ün heybeti ve fetih ruhu karşısında, ister dünya ister galaksi olsun, hiçbir güç sonsuza dek duramaz.

Bir Cevap Yazın

Türkçe Malumatlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin