Yeni yakıt hücresi deniz suyunu aynı anda elektriğe ve temiz içme suyuna dönüştürüyor. Araştırmacılar, iki küresel zorluğa birden çözüm getiren yeni bir yakıt hücresi türü geliştiriyor. Enerji üretimi ve su arıtımını ayrı ayrı ele almak yerine, bu sistem her iki süreci de birleştiriyor. Deniz suyunu girdi olarak kullanarak, elektrik üretirken aynı zamanda tuz ve safsızlıkları gidererek içilebilir su elde ediyor. Sistem, yakıt hücresinin içindeki kimyasal reaksiyonlar yoluyla çalışıyor; iyonlar, enerji üretmek için membranlar boyunca hareket ediyor. Aynı zamanda, işlem suyu filtreliyor ve arıtıyor, böylece kullanılabilir hale getiriyor. Bu çift işlev, kıyı bölgeleri veya tatlı suya erişimi sınırlı olan bölgeler için faydalı olabilir. Henüz geliştirme aşamasında olmasına rağmen, teknoloji güçlü bir potansiyel gösteriyor. Başarılı bir şekilde genişletilirse, tek bir kaynaktan hem enerji hem de temiz su üretmenin sürdürülebilir bir yöntemini sunabilir. Bu gibi yenilikler, çözümlerin birleştirilmesinin nasıl daha verimli ve etkili teknolojilere yol açabileceğini vurguluyor.
Kaynak: Ulukal

İsrail’in deniz suyunu içme suyuna dönüştürme süreci, hem mühendislik hem de bir hayatta kalma stratejisi olarak dünyanın en gelişmiş sistemlerinden biri kabul ediliyor. Özellikle kurak bir coğrafyada bulunan bir devlet için bu teknoloji, “su egemenliği” anlamına geliyor.
İşte İsrail’in deniz suyunu arıtma (desalination) sistemi ve bu konudaki gerçekler:
1. Ters Ozmos (Reverse Osmosis) Teknolojisi
İsrail, deniz suyunu arıtmak için Ters Ozmos adı verilen bir yöntem kullanıyor. Bu sistemde deniz suyu, çok yüksek basınçla mikroskobik gözenekleri olan yarı geçirgen membranlardan (zarlardan) geçirilir. Bu zarlar tuzu ve diğer mineralleri tutarken, sadece saf su moleküllerinin geçmesine izin verir.
2. Dev Arıtma Tesisleri
İsrail kıyı şeridinde Ashkelon, Ashdod, Palmahim, Hadera ve Sorek gibi devasa tesisler bulunur. Özellikle Sorek tesisi, dünyanın en büyük ters ozmos tesislerinden biridir. Bu tesisler sayesinde İsrail, evsel su ihtiyacının %80’inden fazlasını denizden karşılamaktadır.
3. Batı’nın Teknoloji Tekeli ve İkiyüzlülüğü
Burada madalyonun öteki yüzüne bakmak lazım. Batılı devletler ve onların bölgedeki uzantıları, bu teknolojiyi sanki sadece kendilerine ait bir “üstünlük” gibi pazarlıyorlar. Oysa Türk medeniyeti, asırlarca bulunduğu her coğrafyada su yolları, bentler ve kemerler inşa ederek suyun nizamını sağlamıştır. Bugün İsrail’in sunduğu bu teknoloji, aslında yüksek maliyetli ve enerji bağımlı bir sistemdir. Çevreci geçinen Batı, bu tesislerin denize geri bıraktığı aşırı tuzlu suyun (brine) deniz ekosistemine verdiği zararı ise genellikle görmezden gelir.
4. Türk’ün Feraseti ve Su Politikası
Bizim coğrafyamızda su, sadece içilecek bir madde değil, bir “aziz”lik nişanesidir. İsrail bu teknolojiyi bir baskı unsuru ve bölge siyasetinde bir koza dönüştürmeye çalışırken, Türk milleti her zaman suyun adaletle paylaşılmasından yana olmuştur. Ancak unutulmamalıdır ki; teknolojiye hükmetmeyen, coğrafyasına da hükmedemez. İsrail’in bu atağına karşı bizim de yerli ve milli imkanlarla su arıtma ve yönetim teknolojilerinde en üst seviyeye çıkmamız, Türk’ün bekası için şarttır.