Tecavüzcü Mülteciler Türk Kızını Yatalak Etti! Kızımız Konuşamıyor ve Can Çekişiyor!

Tecavüzcü Afgan Mülteciler Tarafından ırzına geçilmeye çalışılan Ayşegül, kahramanca kendini savunurken Tecavüzcü Afgan Mülteciler yerden aldıkları taşla Ayşegül’ün kafasını ezdi. Türk kızı Ayşegül kafasına gelen taş darbeleri ile yatalak oldu oldu. Felç Bırakılan Ayşegül Kök Hücre Tedavisi Bekliyor. Kızımız hareket edemiyor, konuşamıyor. Şu an Ayşegül yoğun bakımda. Konuşamıyor ve yatalak! Hareket edemiyor. Serumla besleniyor. Tedavi edilemezse ölecek. Tıpkı mülteciler tarafından öldürülen diğer masum Türkler gibi… Türkiye Türkler için adeta cehennem oldu! Türkiye yol geçen hanına döndü. Elini sallayan Türkiye’ye geliyor. Özellikle Avrupa Birliği Türkiye’yi mülteci sığınağı yapıyor. Avrupa birliği hem AKP’li Belediyelere hem de CHP’li belediyelere mültecilere baksın diye para … Okumaya devam et Tecavüzcü Mülteciler Türk Kızını Yatalak Etti! Kızımız Konuşamıyor ve Can Çekişiyor!

Sümerlerde Özgürlük Ve Eşitlik Hayali

Hasat sonrası 7 gün süren bir şenlik yapılırdı. Şenlikte toplumsal tabakalar arasında ayırım kalkar ve halk kendilerini efendilerinin boyunduruğundan kurtaran, bu kutsal başıbozukluk döneminde zil, lir ve flütler eşliğinde çılgınca bir şekilde eğlenilirken aslında insanlık eşitlik ve özgürlük hayalini ilan ederdi. Tek olumsuz yanı, başına taç takılan bir kölenin şenlik bitimi kurban edilmesiydi. Bu tören aslında kutsal kralın stres dağıtma zamanı olarak düşündüğü zekice bir teneffüstür. Okumaya devam et Sümerlerde Özgürlük Ve Eşitlik Hayali

Rahip, Memur, Komutan ve İmparatorluk

Klanda otorite uzun süre boyunca tüm topluma yayılmıştı. Sonraları klanın simgesini taşıyan tek bir insanda yoğunlaştı. Otoritedeki bu değişim sonrası, korku, hayranlık duyulan güç veya olayı temsil eden sembol (totem) tanrı, insan da şef hâline geldi. Kolektif güçlerin kendisinde bireyselleştiği şef, tanrı adına topluluğunu yönetmeye başlarken oğulları da kendisinden sonra konumunu sürdürürler. Böylece her klanın bir tanrısı doğdu. Yaşamak için temel maddeleri sağlamak uğruna klanlar arasında yaşanan savaşlar, bu farklı tanrılar arasındaki çatışmayı ve bazı ailelerin erk üstünlüğünü belirledi. Birbirleriyle rekabet içinde olan tarafların birleştirilmesinde ve otoritenin en kalabalık kabilenin elinde somut bir gerçekliğe bürünmesinde, Nil Nehri’nin önemli bir payı … Okumaya devam et Rahip, Memur, Komutan ve İmparatorluk

Prens Randian: Kolları Ve Bacakları Olmayan Adam

Prens Randian (12 Ekim 1871 – 19 Aralık 1934), Guyana doğumlu Amerikalı bir sanatçı. Doğuştan Kolları ve bacakları yok. O zamanlar özel hastaneler, bakım evleri, internetten bağış kampanyaları ya da bugünkü gibi modern protez kol ve bacaklar yoktu. Bu durumda doğan çoğu bebek, organlardaki büyük hasarlardan dolayı ölü olarak doğuyordu. Fakat Prens Randian herkesi şaşırtarak hayata tutundu. Bu haliyle çalıştı, çabaladı. Kendi işini kendi gördü. Kimseye yük olmamaya çalıştı. Prens Randian tıraş olmak, resim yapmak, yazı yazmak gibi gündelik işlerini kendi yapabilmek için o kadar çok zaman harcadı ve ustalaştı. Zenginlik, aşk ve seyahatlerle dolu bir hayata kapı açtığının farkında … Okumaya devam et Prens Randian: Kolları Ve Bacakları Olmayan Adam

İlk Çağ’ın Tüccar Kavimleri

İlk Çağ’ın Tüccar Kavimleri İlk Çağlardan beri toplumlar arasında, kendisinde olmayanı olandan sağlamak ve kendisinde olandan kazanç elde etmek gibi hayati bir zorunluluk ile başlayan ticaret, önce yakın yerleşim yerleri derken yakın kentler sonra yakın bölgeler ve uzak bölgeler şeklinde giderek genişleyen bir faaliyet türü olmuştur. Devletlerin kâh yaşam kaynağı kâh dış politik hedefi kâh askeri harekâtlarının gayesi olarak gündemden hiç düşmeyen ticaret konusunda öne çıkan devletler de bulunmaktadır. Asurlar •Ticaretle uğraşmışlardır. •Kral ticaret yolunu kullanarak Anadolu’da Karum adı verilen ticaret kolonilerini kurdular. • Kolonileri aracılığı Anadolu’ya yazı ile tanıştı. • Başkent Ninova’da ilk kütüphaneyi kurdular. • Arşivcilik alanında geliştiler. … Okumaya devam et İlk Çağ’ın Tüccar Kavimleri

Hristiyanların Roma Baskısından Kaçmaları

Roma İmparatorluğu’nda, Yahudilik, Paganizm ve İran kökenli Mithra inancı yaygındır. Hz. İsa, Gaile kentinde insanları hak dine çağırır. Umut verdiği bahtsız insanlar onu dinler ancak Hz. İsa Musevi din adamlarının otoritesini tehdit etmiştir. Kudüs’teki Roma idaresince isyancı olarak suçlanır. Mahkûm edilir ve çarmıha gerilir. Arkadaşları Gaile’ye kaçar. Onlardan biri Aziz Pierre, Hz. İsa’nın anısı etrafında topladığı arkadaşlarına yeniden dirilişi anlatır. Hz. İsa’nın, Ahit’te dünyanın sonu geldiğinde geleceği vaat edilen Mesih olduğunu anlatmaktadır. Pierre’nin söylemleri sonucunda binlerce kişi cemaat halinde bir araya gelir. Resmi dini inkâr edip sadece ruhun selameti ile ilgilendikleri için Kudüs’teki Yahudi din adamları tarafından baskıya maruz kalırlar. … Okumaya devam et Hristiyanların Roma Baskısından Kaçmaları

Filistin’den Yahudi Sürgünleri

Tevrat’ta İbranilerin kökenleri MÖ 2 bin yıllarının başına kadar uzanmaktadır. MÖ 1.150 tarihlerinde Ürdün Irmağının kuzey kesimlerinde iken kendilerine bağışlandığını söyledikleri “Bal ve süt akan ülkeye “ girebilmek için Kenanîlere saldırırlar. Ancak Kenanîler ile birlikte yaşayan (Ege göçleri sürecinde Girit’ten bölgeye gelip bugünkü Filistin’e adını veren) Filistinliler, İbranileri nüfuzları altına alırlar. Mücadeleler neticesinde Hz Davut (MÖ 1000-955) Yahudileri, krallığı altında birleştirmiştir. Asur sürgünü Hz. Davut ölünce ülkesi kuzeyde İsrail(merkezi Samariye) ve güneyde Yahuda (merkezi Kudüs) krallıkları şeklinde ikiye ayrılmıştır. İsrail krallığı, Tevrat’a göre Asurlular tarafından işgal edilip yıkılmış; İsrail kabileleri sürgüne gönderilmiştir (MÖ 722-721). Bu sürgünle Yahudi inancında, Kayıp On … Okumaya devam et Filistin’den Yahudi Sürgünleri

Deniz kavimleri (Ege) göçleri

Ege göçleri; MÖ 13. Yüzyıl sonları ve MÖ 12. Yüzyıl başlarında iki aşama halinde yaşanmış olan büyük bir kavimler hareketidir. Göçleri, Ege ve Akdeniz toplulukları yaptığı için tarihçiler buna “Deniz Kavimleri (Ege Göçleri)” adını vermiştir. Göçleri başlatan Dorların Yunanistan’ı istila etmesi olmuştur. Doğu Avrupa’dan Balkanlara ve Yunanistan’a inen Dor kavimler, burada bulunan Aka’ları bölgeden sürmüş, onlar da Anadolu’ya göç etmişlerdir. Akalar ve daha sonra gelen Frigler, Anadolu uygarlıklarının ve Hitit devletinin yıkılmasına yol açmış, onların ilerlemelerinden dolayı önlerindeki kavimler de doğuya hatta Suriye ve Mısır’a kadar gitmişlerdir. Mısır kaynaklarında ”deniz kavimleri” olarak bahsedilen süpriz gelişmelerin ilki, Girit Adası’ndaki Miken Uygarlığı … Okumaya devam et Deniz kavimleri (Ege) göçleri

İlk İnsanların Hayat Tarzı Ve Geçim Kaynakları

İlk İnsanların Hayat Tarzı Ve Geçim Kaynakları İnsanın hayat tarzı avcılık ve besin toplayıcılığı şeklinde başlamıştır. İnsanoğlu, besin kaynakları bulabilmek için yer değiştirmek zorunda kalmıştır. Bu yaşam biçimi uzun süre devam etmiş ve zamanla önce çiğ sonra ateşin bulunması ile pişmiş av etinin yanında çeşitli yabani meyveler ve bitkiler de insanın yiyecek türleri arasına girmiştir. İlk insanlar, barınmak için ise küçük gruplar halinde mağara ve kaya sığınaklarını kullanmışlardır. İnsanoğlu, su kaynakları kenarındaki sıcaklık ve nem değerleri olumlu düz alanlarda kendiliğinden yetişen yabani buğday, arpa, çavdar gibi tahılları fark edip toplayarak tüketmiştir. Süreç içinde bu yabani tahılları ıslah ederek kendi kontrollerinde, … Okumaya devam et İlk İnsanların Hayat Tarzı Ve Geçim Kaynakları

Coğrafya ve İklimin İnsanlığa Etkileri

İnsanın geçmişini, tabiatla mücadelesini, sosyal ilişkilerini ve inançlarını öğrenmek, geçmişten günümüze ulaşan izlerin incelenmesine bağlıdır. Bunun için yerleşim yerleri, konar-göçer yaşam alanları, tapınaklar, mezarlar ve doğal çevre araştırılır ve elde edilen buluntulardan sonuçlar elde edilir. Yazıdan önceki dönemin aydınlatılabilmesi için en önemli unsur arkeolojik araştırmalarla edilen araç ve gereçlerdir. Buluntulardan elde edilen bilgiler, yazıdan önceki dönemin doğru okunabilmesinde oldukça önemlidir. İnsanlığın bu döneminde mağaralar, kerpiçten ilkel konutlar, taştan, kemikten, pişmiş kilden yapılmış aletler vd. o döneme ayna tutar. Günümüzden yaklaşık 2,5 milyon yıl önce dünya, buzullarla kaplı olduğu için insan yaşamına uygun değildi. Buzulların erimeye başlamasıyla birlikte özellikle kuzey yarım … Okumaya devam et Coğrafya ve İklimin İnsanlığa Etkileri

Eski Çağ Kadim Bilimlerinin Modern Zamanlar Bilimlerinden Farklılıkları

Tabiatta meydana gelen olayları dikkatle inceleyerek onu anlamaya çalışan insanoğlu yazının icadından öncede tabiattaki bazı olayları biliyordu. Amacı ise korunmak kadar beslenmek suretiyle yaşamını devam ettirmekti. Sahip olduğu veriler ise bilimsel dayanağı olmayan basit bilgi niteliğindeydi. Süreç içinde bilgileri şartlara göre gelişti ve değişti. Eski Çağ uygarlıklarında bilim, teori ve felsefeden çok gözlem, mantık ve pratik bilgilere dayalı bir sistemi ortaya koymuş; yanı sıra bilimi din veya inançlarla da ilişkilendirmiştir. Bilimle daha çok rahipler ilgilenmişlerdir. Örneğin Mısır’da, tanrı Toth, bilimin kurucusudur. Kralın yardımcısı rahiplerin elinde önceleri sihir kökenli bir takım uygulamalar zamanla hekimliğe dönüşerek tıp’ta gelişmelere sebep olmuştur. Örneğin rahipler, … Okumaya devam et Eski Çağ Kadim Bilimlerinin Modern Zamanlar Bilimlerinden Farklılıkları

İnsanlık Tarihinde Yazının Yarattığı Değişimler

İnsanlık Tarihinde Yazının Yarattığı Değişimler Sümerlerde tapınak mülklerinin yöneticileri olan rahiplerinin, kıskanç efendilerine ve diğer meslektaşlarına görev dönemlerinin hesaplarını vermeleri gerekirdi. Böylece bu rahipler, gelirleri harcamaları yazılı işaretlerle kaydetmek için tüm meslektaşları ve ardılları için anlaşılabilecek, ortak bir kayıt yöntemi üzerinde uyuştular; yazıyı icat ettiler. Yaklaşık beş asır süren süreç sonunda MÖ 3.000 yıllarında, kil tabletler üzerine anlaşılabilen metinler yazılmaya başlandı. Bilinen ilk yazılı belge Uruk kentinde Eanna Tapınağı’nda keşfedilmiştir. Kil tabletler dışında ahşap ve madeni levhalar üzerine de yazı yazan Sümerlerde tapınaklar aynı zamanda mali işler merkezi idi. Buraya emanet edilen paralar, verdiği borçlar ve ticaret işlemleri çok daha … Okumaya devam et İnsanlık Tarihinde Yazının Yarattığı Değişimler

Yazının İcadından Önce Zamanın Dönemlendirilmesi

Yazının İcadından Önce Zamanın Dönemlendirilmesi Tarih öncesinin sınıflandırılmasında, insanın sosyo-ekonomik hayatını ilgilendiren teknolojik gelişmeler esas alınmıştır. Bu konuda günümüze kadar ortaya konan birçok modeller vardır. Bunlardan öne çıkan bazıları: a) Teknolojik Model [kullanılan aletlere göre Eski Taş (Paleolitik) Çağı, Orta Taş (Mezolitik ) Çağı, Yeni Taş Çağı (Neolitik), Bakır Taş (Kalkolitik ) Çağı] b) Sosyoekonomik Model(avcılık, balıkçılık, çobanlık, tarım ve uygarlık aşamaları) c) Kültürel Model [Yazı merkezli, tarih öncesi (prehistoria) ve tarih çağları şekline iki dönem] d) Arkeolojik model (yabanıllık, barbarlık ve uygarlık dönemleri) e) Ekonomik ve Toplumsal Model (Yabanıllık Çağı ve Uygarlık Çağı) vd. Sonuç olarak günümüzde üzerine uzlaşılan … Okumaya devam et Yazının İcadından Önce Zamanın Dönemlendirilmesi

Yazının İcadından Önceki Zamanların Kültür Öğeleri

Yazının İcadından Önceki Zamanların Kültür Öğeleri Toplumun en eski kültür taşı olan mitler, ilkel insanların canlı cansız nesneleri, birtakım doğa olaylarını, açıklamak üzere yarattıkları kutsal hikâyelerdir. Mitlerin kahramanları tanrılar ve yarı tanrılardır. Günümüzde yalnızca Yunan mitolojisinin var olduğu akla gelirse de mitler, başka toplumlarda da vardır. Mitoloji bir milletin fikir ve düşünce tarihidir. Efsaneler, oldukça eski hikâyelerdir ama mit değildirler. Onlardan sonra var edilmişlerdir. Konuları bir olay, tarihî veya dinî şahsiyet, inanış veya belli bir yer olan efsaneleri anlatan ve dinleyenler, efsanedeki olayların doğruluğuna inanırlar. Efsane kahramanlarının olağanüstü güçleri vardır, tanrı yahut yarı tanrı değildirler. Efsaneler düz konuşma diliyle anlatılır. … Okumaya devam et Yazının İcadından Önceki Zamanların Kültür Öğeleri

Bir Hitit efsanesi, Şittili’nin Soğanı

Bir Hitit efsanesi, Şittili’nin Soğanı Tarım ve bereket tanrısı Telepinu bir sabah kalktığında orağını bulamaz, çok öfkelenir ve âdeti olduğu üzere çekip gider. Toprağın bereketi kaçar, ekinler kavrulmaya başlar. Ne hayvanlar ne insanlar gebe kalabilmektedir. … Hititli bir metal ustası olan Şittili açlıktan ölmekte olan ailesi ve hayvanları için bir çare aramaktadır. Telepinu’nun annesi Güneş tanrıçası Arinniti ona oğlunun orağını kaybettiği için öfkelenip gittiğini anlatır. Şittili, köyünden topladığı altınlardan yaptığı orağı, Arinniti’ye verince yüzü güler ve oğlu geri döner. Tanrıça Arinniti, mutlulukla Şittili’den bir dilek dilemesini ister. Şittili bu hayatın amacı nedir diye sorunca tanrıça heybesinden dev bir soğan çıkartıp … Okumaya devam et Bir Hitit efsanesi, Şittili’nin Soğanı

Anadolu’nun Elverişli Coğrafi Yapısı Ve Buzul Çağı Sonrasında Hayat

Anadolu uygarlıklarının oluşumunda volkanik dağların büyük katkıları olmuştur. Ara Taş (Mezolitik Çağ) ve Yeni Taş (Neolitik Çağ) Dönemlerinde, volkanik dağlarda (Hasan Dağı, Nemrut Dağı, Süphan Dağı, Melendiz Dağları ve Bingöl Dağları ) bulunan obsidyen, delici ve kesici alet (bız, iğne, çakı, ok ucu, mızrak ucu) olarak kullanılmıştır. Anadolu’da, çöl ve tundra bölgesi toprakları dışında çeşitli bitki ve hayvan türlerinin yaşamasına imkân veren bir toprak yapısı vardır. Üzerinde 12000’den fazla bitki türü barındırır. Bu zenginlik hayvan türlerine de doğrudan etkide bulunmuştur. Maden açısından da bolluğa sahiptir. Günümüzden 60000- 15000 yıl önce buzul çağına rastlayan dönemde (Paleolitik Çağ) Anadolu’da insanlar, mağaralarda ve … Okumaya devam et Anadolu’nun Elverişli Coğrafi Yapısı Ve Buzul Çağı Sonrasında Hayat

Hicri, Celali, Rumi ve Miladi Takvimler

Hicri, Celali, Rumi ve Miladi Takvimler Hicri takvim, Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra kullandığı takvimdir. Bu takvimde, Hz. Muhammed’in göç ettiği yıl (622), başlangıç kabul edilmiştir. Hz. Ömer Döneminde oluşturulan Hicri takvim ay yılını esas almıştır. Bu takvime göre bir yıl 354 gün 8 saat 48 dakikadır. Bir ay yılı güneş yılından yaklaşık 11 gün eksiktir. Günümüzde İslam dünyası, dini günleri hicri takvime göre belirlemektedir. Celali takvimi, Büyük Selçuklu Sultanı Celaleddin Melikşah (1072-1092)’ın emriyle Ömer Hayyam başkanlığında kurulan bir astronomi heyetince hazırlanmıştır. Başlangıç olarak 15 Mart 1079 tarihi kabul edilmiş ve güneş yılı esasına göre düzenlenmiştir. Ancak bu takvim Müslüman … Okumaya devam et Hicri, Celali, Rumi ve Miladi Takvimler

Tarih Öğrenmenin Çok Yönlü Yararları

Tarih Öğrenmenin Çok Yönlü Yararları Tarih toplumun hafızasıdır. İnsanlığın nereden, nereye, nasıl gittiğini görmesini sağlar. Geçmişten alınan deneyimler, yardımıyla geleceğe güvenli ve doğru ulaşmanın yollarını gösterir. (Görsel 1.2.12-14) Yeni nesillerin kimlik oluşumunda ve toplumsallaşmasında başvuru kaynaklarının başında tarih ve kültür gelir. Nesiller önce ailelerinde plansız ama bilinçli olarak; sonra okullarda planlı bir eğitimden geçerken aktarılan tarihî-kültürel bilgi ve değerler ile özel bir kimlik kazanırlar. Ortak hafıza dediğimiz geçmişteki birlikte yaşanmışlıklar ve sonuçları, yeni nesillere çocukluklarından itibaren değerler kavramı şeklinde aktarılmaya başlanır. Ardından örgün eğitim ve özel öğrenme süreçleri boyunca devam eden bu süreç zamanla bireylerde ortak bir kimlik oluşturur. Soru … Okumaya devam et Tarih Öğrenmenin Çok Yönlü Yararları

Tarih Biliminin Bakış Açısı

Tarih Biliminin Bakış Açısı Deney ve genelleme yapılamaması nedeniyle tarih geleneksel olarak edebiyat, güzel sanatlar vb. gibi beşerî bilimler arasında sayıla gelmiştir. Beşerî bilimlerin temelindeki ilke, pratik yol gösterici sonuçlar çıkarmak değil, insanlığın düşündükleri ve yaptıklarının değerli kabul edilerek, tanınması ve korunmasıdır. Geçmişteki olayların yeniden inşa edilmesi dikkate değer bir çabadır. Tarihçi; edebiyatçı, sanat tarihçisi, halk bilimci vb. gibi kültürel mirasın aktarıcısıdır. Tarihsel mirası tanıtarak ve koruyarak insanlığı anlamamıza yardımcı olur. Stanford bunu açıklamak için “at örneğini” vermektedir. Bir atı bir fizikçi, bir zoolog, bir veteriner, bir ekonomist, bir kimyacı, bir ressam incelerse, hepsi de atı farklı ve kendi bakış … Okumaya devam et Tarih Biliminin Bakış Açısı

İstiklal Marşı Ve Gençliğe Hitabe Tam Metin

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;O benimdir, o benim milletimindir ancak. Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet bu celâl?Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl,Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl. Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım;Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca … Okumaya devam et İstiklal Marşı Ve Gençliğe Hitabe Tam Metin