Bismarck Türkiye’yi Paylaşmayı Teklif Etmişti!

Almanya’nın tarihsel süreç içinde yetiştirdiği en değerli devlet adamlarından biri olan Otto von Bismarck, Türkiye’ye yönelik politikasında pek de dostane hedefler gütmüyordu. Almanya’yı türlü zorluklar üzerine inşa eden Bismarck’a göre asıl önemli olan, Almanya’nın doğu ve batısındaki güçler dengesinin korunmasıydı. Türkiye ise bunu temin için gerektiğinde rahatlıkla feda edilebilecek bir devlet durumundaydı. Bismarck, Almanya’yı, Fransa’nın kırılan ulusal onuru üzerine inşa etmişti. Fransa hem ağır bir tazminata mahkûm edilmiş, hem de ekonomik açıdan son derece kıymetli Alsace-Lorrain bölgesinden olmuştu. Fransa’nın ilk fırsatta bu ağır yenilginin intikamını almak istemesi kaçınılmaz görünüyordu. Mevcut şartlar şunu göstermişti ki, Fransa tek başına Almanya’ya rakip olamazdı. Ancak doğudaki Rusya ile birleşmesi Almanya açısından tam anlamıyla kabustu. Şu halde Almanya, mutlak surette Fransa’yı siyasi açıdan yalnız bırakma politikası takip etmeliydi. Bunun da yolu Rusya ile iyi geçinmekten geçiyordu. Yalnız ortada küçük bir problem vardı. Aynı Almanya, Avusturya ile olan ilişkilerini de benzer bir ittifak içinde tutmaya önem veriyordu. Halbuki Avusturya ve Rusya’nın çıkarları özellikle Balkanlar söz konusu olduğunda çatışıyordu. Zira Prusya’ya yenilerek Orta Avrupa’da dikkate değer bir güç olmaktan çıkan Avusturya, bütün dikkatini Balkanlar’a yoğunlaştırmıştı. Rusya’nın bölgede takip ettiği politikalar, doğal olarak Bismarck’ı ziyadesiyle huzursuz ediyordu. Üstelik Avusturya’ya İngiltere’nin destek vermesi de bir başka endişe verici gelişmeydi. Zira İngiltere, Balkanlar’da yayılmaya çalışan ve Boğazlar’ı tehdit eden Rusya’yı, kendi sömürgelerine giden yol açısından bir tehdit olarak görüyordu. Gelişmeler pekala Rusya’yı Fransa ile yakınlaşma sürecine itebilirdi. Bu da Bismarck’ın binbir emekle kurduğu politik dengelerin altüst olması anlamına geliyordu. Tarihimize “93 Harbi” olarak da geçen 1877-78 Türk-Rus Harbi sırasında yaşananlar, Bismarck’ı istemediği bir durumla karşı karşıya getirecekti. 93 Harbi’ne giden olaylar silsilesi 24 Temmuz 1875’te Hersek’te Nevesin kazası Hıristiyanlarından bazılarının vergi vermemek amacıyla ayaklanmaları üzerine başladı. Osmanlılar, başlangıçta Avrupalı büyük devletlerin devreye girmemesi için bölgeye bir nasihat heyeti yollamayı tercih etmişlerdi. Ancak bu tutum, asilerin cesaretini daha da arttırmıştı. Bunun üzerine Osmanlılar, bölgeye kuvvet sevk etti. Fakat bu durum isyanın genişlemesine, Karadağ ile Sırbistan ahalisinin de olaylara dahil olmasına yol açtı. Tarihe Hersek Bunalımı olarak geçen bu gelişmeler sırasında Rusya, aktif bir şekilde bölgede Osmanlı nüfuzunun azalması için rol oynadı. Buna karşılık Avusturya, Balkanlar’da Rus etkisinin güç kazanmasındansa mevcut statükonun devamını arzuluyordu. İngiltere de bu konuda açık bir şekilde Avusturya’ya destek veriyordu. Frankfurt Bismarck heykeli Tüm bu yaşananlar Avrupa’yı yeni bir buhrana, hatta muhtemelen bir savaşın eşiğine getirmekteydi. Tam da bu sırada Rus Dış İşleri bakanı Prens Gorçakof, Bismarck’tan doğuda emelleri olmayan tek büyük Avrupa devletinin lideri olarak Berlin’de bir konferans toplanmasını istedi. Doğal olarak Bismarck, bu teklife hiç de sıcak bakmayacaktı. Ne de olsa Almanya, arabuluculuk yaparken, ister istemez taraflardan birini ödün vermeye davet edecek ve bu daveti alan devletin desteğini yitirecekti. Bu durum Bismarck’ı, tek barışçı çözüm olarak gördüğü Türkiye’nin paylaşılması fikrine yöneltti. Eğer Osmanlı mirası büyük devletlerce kağıt üzerinde paylaşılırsa ve Rusya’da bu paylaşımı hayata geçirmek için Osmanlı Türkiye’sine savaş açarsa sorun büyük ölçüde halledilirdi. Bismarck’ın kafasındaki paylaşım planı büyük devletlerin çıkarlarını tatmin eder nitelikteydi. Buna göre Batılı devletlerin Hersek Bunalımı sebebiyle sundukları reçeteyi muhtemelen reddedecek olan Osmanlı Devleti’ne Rusya savaş açacak, İngiltere de bu sırada Akdeniz’de bulunan donanmasını devreye sokarak sömürge ve ticaret yolları açısından son derece önemli olan Süveyş Kanalı ve Mısır’ı işgal edecekti. Avusturya ise Osmanlı’nın Balkan topraklarını rehin olarak işgal edecek, buraların statüsü sonradan belirlenecekti. Buna karşılık bu iki devlet Rusya ile görüşme masasına oturacaktı. Bu görüşmede Türklere yaşam sahası olarak İstanbul, Edirne ve Anadolu ciheti bırakılacaktı. Bunun dışındaki bölgeler büyük devletler arasında nüfuz alanlarına ayrılacaktı. Bu durum, Osmanlı Devleti’nin de lehine idi. Zira her geçen zaman yaşadığı çalkantılarla bölgenin daha da istikrarsızlaşmasına, dolayısıyla da büyük devletler arasında yaşanan nüfuz çatışmalarının artmasına neden olan Türkiye küçülen topraklarında daha muktedir bir politika takip edebilecekti. İstanbul, Osmanlı Türklerine bırakılırken, Çanakkale Boğazı tarafsız ellere, belki bir komisyona devredilecekti. Böylece Rusya, kendi evine açılan kapı durumundaki Boğazlar’dan emin olurken, İngiltere ve Fransa da Rusya’nın sıcak denizlere inmesinden endişe duymayacaklardı. Bismarck, en önemli politik hasmı olan Fransa’yı da Avrupa barışının devamını düşünerek dışarıda bırakmamıştı. Plana göre İngiltere, Mısır ile Suriye civarında Fransa’ya da ekonomik ve ticari ayrıcalıklar verebilirdi. İngiltere’nin bu konuda telaşa kapılmasına da gerek yoktu. Zira dünyanın en büyük deniz gücüne sahip olan İngiltere, olası bir anlaşmazlığın çıkması durumunda her koşulda Fransa’yı hizaya sokabilirdi. Gelgelelim Bismarck da kafasındaki bu planın sadece hoş bir fantezi olduğunun farkındaydı. Nitekim İngiltere ve diğer büyük devletler nezdinde bu sebeple herhangi bir girişimde bulunmamıştı. Bir yandan Rusya’nın İstanbul’dan vazgeçmesini istemek, öte yandan Avusturya’ya yeni nüfuz sahaları açmak ve İngiltere’nin Mısır ve çevresinde bazı kilit noktaları işgal etmesine göz yummak, politik gerçekliklerle çok da bağdaşmayan tutumlardı. Bismarck’ın ters düştüğü Kayzer Willhelm Fakat 93 Harbi sonrasında toplanan 1878 tarihli Berlin Kongresi’nde alınan kararlar, Bismarck’ın savaş öncesinde fantezi olarak görülen ve politik alana dökülemeyen fikirlerini büyük ölçüde hayata geçirecekti. Avusturya, Bosna-Hersek’i himayesi altına alırken, Bulgaristan da Rus nüfuzuna açılacaktı. Boğazlar ve Balkan topraklarının bir kısmı ise Osmanlı egemenliğinde kalacaktı. İngiltere, belki o sırada değil, ancak dört yıl kadar sonra Mısır’a yerleşecekti. Bununla birlikte değişen dengeler Avrupa barışını korumaya yeterli gelmeyecek ve I. Dünya Savaşı’na giden süreç böylelikle başlayacaktı. Bismarck’ın Avrupa’daki güç dengelerini gözeten “Reel politik”i, 1890’da onun başbakanlığı bırakması ile dizginleri eline alan Kayzer II. Willhelm’le beraber “Welt politik”e yani dünya liderliği politikasına dönüşecekti. Böylelikle Bismarck’ın en çok korktuğu şey gerçekleşecek; Almanya, Avusturya’dan yana tercihini kullanırken, Rusya’yı karşısına alacaktı. Bu durum Fransa’nın Rusya’ya yakınlaşmasına ve 1870’in intikamını 1918’de fazlasıyla almasına yol açacaktı.

Kaynakça: Bekir Sıdkı Baykal, “Bismarck’ın Osmanlı İmparatorluğunu Taksim Fikri”, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, sayı: 5, Ankara 1943, s. 3-12. Henry Kissinger, Diplomasi, (çev: İbrahim H. Kurt), İstanbul 1994.

Bir Cevap Yazın