Osmanlı Tarihçisi: Moğollar bir Türk Kavmidir

{"remix_data":[],"remix_entry_point":"challenges","source_tags":["local"],"origin":"unknown","total_draw_time":0,"total_draw_actions":0,"layers_used":0,"brushes_used":0,"photos_added":0,"total_editor_actions":{},"tools_used":{},"is_sticker":false,"edited_since_last_sticker_save":false,"containsFTESticker":false}

Osmanlı tarihçilerine göre Müslüman olmayan Oğuz Türküne Tatar ya da Moğol denirdi. Osmanlı zihninde Moğol ve Türk ayrımı, bugün bizim anladığımız modern etnik kalıpların çok uzağındaydı. Dönemin kroniklerine ve şanlı tarihimize baktığımızda, Osmanlı’nın Moğolları “yabancı bir ırk” olarak değil, sadece yollarını ayırmış, Oğuz töresinden kopmuş ama özü bir olan akrabalar olarak gördüğünü net bir şekilde anlıyoruz. Moğollar ile Türkler arasında da zaten eskiye dayanan bir akrabalık bağı olduğu malumdur. Yazıcızade Ali, Moğol İstilasını “Tatar Fetreti” olarak açıklıyor ve yine şöyle diyor:

“Ve bu Moğol, Türk taifelerinden bir kavim idi…Onlar ki ittifak etmeyip Oğuz’a uymadılar, kâfir oldular, adları Moğol ve Tatar oldu.”

Yine başka bir yerde şöyle diyor: “Ekserine şimdi Moğol dirler. Nite ki bundan öndinki zamanda çün Tatar galib-idiler, cümlesine Tatar dirlerdi. Ve henüz Arab’da ve Hindu ve Hıtay’da Tatar şöhreti vardur.”

Misal Frenkyazısı Muharebesinde Karaman ordusunda Samagar komutasında Moğollar’ın bulunduğu malumdur. O dönemde yaşayan Ahmedi Frenkyazısını anlatırken Sultan Murad’ın zaferini şöyle aktarıyor:

“Hem Tatar hem Türk oluban telef, kılıcına oldular anun alef.”

Moğol Kağanlarına Gösterilen Şaşırtıcı Hürmet

Mevzu sadece akrabalık bağıyla da sınırlı kalmıyor. Osmanlı’nın devlet geleneği ve tarih bilinci o kadar derindir ki, 2. Murad dönemine ait takvimlerde ve tarih kayıtlarında Hülagü Han ve Cengiz Han gibi Müslüman olmayan Moğol hükümdarlarından bahsedilirken “rahmetle anma” ifadelerine rastlanır.

Bu durum, Osmanlı’nın “Büyük Cihangirlik” mirasını sadece İslami bir çerçeveyle kısıtlamadığını, bozkırdan gelen o muazzam askeri ve siyasi deha birikimini de sahiplendiğini kanıtlıyor. Onlar için Cengiz Han, sadece bir fatih değil, aynı kökten gelinen büyük bir “Ata” figürüydü.

Sonuç Olarak

Osmanlı sarayında ve medresesinde tarih yazanlar, Moğolları dışlamak yerine onları “Oğuz’a uymayıp kafir kalan kardeşler” olarak kodlamışlardı. Bu yüzden Hülagü’den Cengiz’e kadar tüm Moğol mirası, Osmanlı’nın kendi özgeçmişinin bir parçası olarak kabul edilmiştir.

Bir Cevap Yazın

Türkçe Malumatlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin