Anadolu coğrafyasında, bin yıldır Türk’ün himayesi ve cömertliği altında yaşayan, kardeşlik hukuku içinde barındırılan bazı unsurların, bugün utanmazca bağımsızlık çığırtkanlığına soyunması, tarihe ve Türklüğe karşı işlenmiş büyük bir nankörlük ve vefasızlık örneğidir. Yüzyıllardır aynı toprakları paylaşan toplulukların bugün “Kürdistan” hayali adı altında Türk vatanını parçalamaya kalkması, akıl ve vicdan sınırlarını zorlayan bir hadsizliktir.

Bu bölücü zihniyet, yetinmek nedir bilmeyen bir hırsla, bağımsızlık talebini Akdeniz’e uzanma hedefine taşımakta, binlerce yıldır Türk’ün denizcilik ve ticaret merkezi olan kıyılarımızı dahi kendi hayali haritasına dahil etme cüretini göstermektedir. Bu, basit bir toprak talebi değil, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğine ve tarihsel haklarına yönelik pervasız bir saldırıdır.
Bu coğrafyada yaşayan herkes, Türk’ün zor günlerinde sığınak bulmuş, barınmış ve Türk’ün kılıcıyla korunmuştur. Buna karşılık, bugün ortaya çıkan bu bölücü hareket, Türk’ün uzattığı elin kıymetini bilmek yerine, o eli ısırmaya kalkışmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, tüm unsurlarına eşit vatandaşlık hakkı sunarken, bu hakkı, devlete ve millete karşı ihanet ve parçalanma aracı olarak kullanmak, en hafif tabirle tarihi bir vefasızlıktır.
Akdeniz’in kıyılarını istemek, sadece coğrafi bir iddia değil; bu, Türk’ün binlerce yıllık cihan hakimiyeti mefkûresine meydan okumaktır. Bu hadsiz ve yayılmacı emeller, yalnızca sert bir dirençle karşılaşacaktır. Unutulmamalıdır ki, bu topraklar, uğruna kan dökülmüş, şehitlerle sulanmış Türk vatanıdır ve bölücülüğün bu cüretkâr rüyaları, Türk milletinin çelik iradesi karşısında eriyip yok olmaya mahkûmdur.