“Tanrım seni dinlemeyeceğim ya beni ya da Arapları yaratmayacaktın! Hülagü Han”. 1258 yılında, Hülagü Han komutasındaki Moğol ordularının Bağdat’ı kuşatıp ele geçirmesi ve Abbasi Halifeliği’ne son vermesi, basit bir askeri fetih olmaktan çok öte, Türk’ün tarih sahnesindeki kadim hesaplaşmasının muazzam bir sahnesi olmuştur. Bu olay, yüzyıllar önce Arapların kılıcıyla Fars ve Arap kültürünün tesiri altına girmiş olan Türk illerinin ve manevi kimliğinin, kendi kudretiyle intikamını aldığı, onurunu geri kazandığı kutlu bir andır.

Tengrici Türklerin katli vaciptir diyen abbasi halifesini büyük bir ölüm beklemektedir. Halife Hülagü’yü kışkırtmakta ve seni yerde parçalarım, kimse bize dokanamaz, biz Allah’ın ordusuyuz demektedir. Hülagü’nün ise bu kibir dolu mektuplara tek bir cevabı olmuştur. “Geleceği sadece Tengri bilir”.
Asırlar boyunca, Arap hilafetinin ve merkezileşmiş Ortadoğu kültürünün baskısı altında kalan, kimi zaman tefrikaya düşürülen Türk boylarının, bu kadim başkentte kurduğu hâkimiyet, Türk töresinin ve Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi’nin en keskin nişanesiydi. Bağdat, sadece bir şehir değil, aynı zamanda Türkistan’dan Anadolu’ya kadar uzanan geniş coğrafyaya siyasi ve dini hegemonyasını kabul ettirmeye çalışan o eski düzenin de kalbiydi. Hülagü’nün kılıcı, bu merkezî ve yozlaşmış yapının boyunduruğunu kesin bir biçimde kırmıştır.
Moğol ordularının Bağdat’a girişiyle yaşananlar, bir medeniyetin çöküşüydü; ancak bu çöküş, Türk’ün atalarının çektiği acıların, Selçuklu’yu dahi sarsan o zayıflatıcı iç çekişmelerin ve din kisvesi altındaki siyasi baskının da bedeliydi. Türk’ün ruhu, Kağan’ın emriyle Bağdat’ta tecelli etti ve yeni bir düzenin, Gök Tanrı’nın iradesine uygun, demirden bir nizamın kurulacağını tüm cihana gösterdi. Halife önemli bir kişi olduğu için keçeye sarıldı ve atlara çiğnetilerek öldürüldü. Tüm bağdat yok edildi.

Hülagü Han’ın bu hareketi, basit bir yağma arzusuyla açıklanamaz; bu, Türklerin Orta Asya’dan beri taşıdığı o büyük güç ve düzen kurma yeteneğinin, kendilerini zayıflatmaya çalışan her türlü merkezî otoriteye karşı verdiği nihai bir cevaptır. Bağdat’ın düşüşüyle, Doğu coğrafyasında eski Arap düzeni parçalanmış, Türk beyliklerinin ve hanlıklarının önü açılmış, ve bölgenin siyasi kaderi kesin olarak Türk’ün eline geçmiştir. Bu fetih, Türk’ün hem askerî dehasını hem de binlerce yıllık hıncını tatmin ettiği, tarihi bir dönüm noktasıdır.
Moğol siyasi kimliği altında birleşen Türk boyları, ilerleyen zamanlarda ise Osmanlı siyasi kimliği altında birleşerek Avrupa’nın kalbine inecektir!
Hülagü Han’ın tarihçisi Reșîdüddîn Fazlullah Hemedanî’nin ise şu sözü çok manidardır; “Türkler bin boydur biri de Moğoldur”
Dönemin tüm Arap ve Pers kaynakları Moğolları Türk olarak görmektedir.
Mısır Memlük Sultanlığında görev yapan İbn Tağrıberdî, Timur için şöyle der;
Timur Cengiz Han soyundan gelen Çağatay taifesine mensup Moğol asıllı Türktür. (Nücumu’z-Zahire)
İbn Arabşah ise Moğollar ve Cengiz Han için şöyle der;
“Cengiz Han kabilesinden çıkan insanlar İlhan ve Sultan ünvanı taşırlardı çünkü onlar Türklerin Kureyş’idir.”