O padişah, yirmi beşinci Osmanlı hükümdarı olan Üçüncü Osman’dı. Hayatının elli bir yılını, tahta çıkma sırası gelene kadar Topkapı Sarayı’nın o meşhur, sessiz ve loş dairesi olan Şimşirlik’te, yani kafeste geçirmiş bir şehzadeydi. Hâl böyle olunca, etrafındaki kadın ve müzik seslerinden rahatsız olmuştu. Tahta geçtiğinde de bu hoşnutsuzluğu devam etti.

Özellikle sarayın koridorlarında, kendi dairesinin dışında dolaşırken, göz göze gelmekten ve aniden kadınlarla karşılaşmaktan büyük bir huzursuzluk duyuyordu. Bu durumu engellemek için de alışılmadık bir çareye başvurdu.
Ayakkabılarının ökçelerine metal parçaları ya da küçük çıngıraklar yerleştirdi. Padişah, sarayın koridorlarında yürüdüğünde çıkan bu ses, kadınların yaklaştığını önceden haber veriyor ve onların hemen bir köşeye çekilerek ortadan kaybolmalarını sağlıyordu. Böylece o, sarayda yürürken karşısına kimsenin çıkmamasını garantilemiş oluyordu. Bu yöntem, onun yalnızlık ve inziva dolu geçen uzun yıllarının getirdiği kişisel tercihlerini yansıtan ilginç bir uygulamaydı.