Starfighter’ın öyküsü, gökyüzünde hem bir zafer narası hem de uğursuz bir kehanet olarak yankılanır. Bu jet, 1950’li yılların sonunda, havacılık dehası Kelly Johnson’ın ekibinin elinden çıktı. Adamların tek bir amacı vardı: Uçan bir füze yapmak. Başka hiçbir şeye benzemeyen, olabildiğince hafif, olabildiğince düz ve olabildiğince hızlı bir makine.

Ortaya çıkan şey gerçekten de radikaldi: Kanatları bir bıçağın ağzı kadar ince, bir roketin kanatçıkları kadar kısaydı. Bu manyakça tasarım sayesinde F-104, sesten iki kat hızlı uçan (Mach 2) ilk seri üretim jet unvanını kaptı. Kısa sürede hem hız hem de irtifa rekorlarını altüst etti. Pilotlar ona hayranlıkla “İnsanlı Füze” diyordu. Göz kamaştırıcıydı.
Ancak, bu efsanenin karanlık bir tarafı vardı. Almanya, bu uçağı ana savaş jeti olarak seçti ve büyük bir filo satın aldı. İşte o zaman felaket başladı. Starfighter, o kadar yüksek performans için tasarlanmıştı ki, düşük hızları ve ani hava değişimlerini asla affetmiyordu. En ufak pilotaj hatasında anında yere çakılıyordu.
Alman Hava Kuvvetleri’ndeki yoğun eğitimler ve zorlu koşullar, uçağın sicilini kanla yazdı. Yüzden fazla cesur pilot hayatını kaybetti, yüzlerce uçak hurdaya döndü. Bu trajik kayıplar yüzünden Almanlar ona başka bir isim taktı: “Witwenmacher” (Dul Yapan).
Türkiye gibi birçok NATO ülkesi de bu jeti kullandı; Türk Hava Kuvvetleri, Starfighter’ı yıllarca hava sahasını korumak için kullandı.
Sonuçta F-104 Starfighter, havacılık dünyasına bir ders olarak kaldı. O, hız ve rekor kırma tutkusunun bir simgesiydi. Göklerde bir roket gibi süzülen mühendislik harikasıydı ama aynı zamanda pilotlarından sürekli olarak en küçük hatanın bedelini canlarıyla isteyen acımasız bir makineydi.