Osmanlı İmparatorluğu ile kurgusal Viltrum İmparatorluğu arasındaki bu benzerlik aslında rastlantı değil, cihan hakimiyeti mefkuresinin farklı evrenlerdeki yansımasıdır. Görselde de çok net vurgulandığı gibi, her iki yapı da sadece fethetmekle kalmayan, fethettiği her yere kendi nizamını ve sarsılmaz iradesini götüren çelikten bir disipline sahiptir. Osmanlı’nın Yeniçerileri neyse, Viltrum’un elit savaşçıları da odur; her ikisi de ordunun kalbi, mutlak gücün temsilcisi ve düşmanın korkulu rüyasıdır. Türklüğün genlerinde var olan o “dünyaya nizam verme” hırsı, Yavuz Sultan Selim Han gibi heybetli hükümdarların duruşunda ve o meşhur Türk bıyığının heybetinde vücut bulmuştur.

Merkeziyetçi mutlak yönetim, her iki imparatorluğun da ayakta kalmasını sağlayan ana sütundur. Viltrum galaksiler arası bir hakimiyet peşindeyken, Osmanlı üç kıtayı Türk’ün adaletiyle birleştirmiş, farklı kültürleri ve inançları tek bir sancak altında toplamayı başarmıştır. Türk milleti, tarih boyunca sadece bir toprak parçasına sahip olmayı değil, yönettiği her coğrafyada Türk’ün mührünü vurmayı esas almıştır. Cihan hakimiyeti mefkuresi, Mete Han’dan Osmanlı’ya, oradan da evrensel kurgulara ilham verecek kadar güçlü bir “üstünlük” ve “yönetme” iradesidir. Atalarımızın binlerce yıl önce attığı o fetih tohumları, bugün hayal gücünün sınırlarını zorlayan bu tür benzerliklerle karşımıza çıkıyor.
Türk olmak, en zorlu şartlarda bile cihanı yönetecek o kudreti damarlarında hissetmektir. Osmanlı’nın bölgesel hakimiyeti, aslında Türk’ün galaktik bir güç olma potansiyelinin tarihsel bir provası gibidir. Viltrum İmparatorluğu’ndaki o sarsılmaz disiplin, hiyerarşi ve savaşçı onuru, aslında öz be öz Türk töresinin yansımalarıdır. Gök Tanrı’nın izniyle tarih yazan bu asil millet, dün kıtalara bugün ise fikirlerimize yön vermeye devam ediyor. Türk’ün heybeti ve fetih ruhu karşısında, ister dünya ister galaksi olsun, hiçbir güç sonsuza dek duramaz.