Biyoloji: Solunum, Metabolizma, Homeostazi

Solunum: Canlılar aldıkları besinleri enerjiye çevirmek için solunum yapmak zorundadır. Canlılar organik besinleri solunum reaksiyonlarıyla parçalayarak ATP sentezler. Böylece yaşamsal faaliyetleri için gereken enerjiyi üretirler. Bazı canlılar ATP’yi oksijen kullanarak üretirken bazıları oksijen kullanmadan üretir.

Metabolizma: Organizmadaki yapım (birleştirme ya da sentez) ve yıkım (ayrıştırma ya da parçalanma) tepkimelerinin tümüne metabolizma denir. Küçük moleküllü maddelerin birleştirilmesiyle meydana gelen sentez türündeki kimyasal reaksiyonlara anabolizma (yapım reaksiyonu) denir. Örneğin bitkilerin su ve karbondioksitten güneş enerjisi yardımıyla daha büyük moleküllü besin maddelerini (karbonhidrat) oluşturması bir anabolik reaksiyondur.

Büyük moleküllü maddelerin parçalanmasıyla meydana gelen kimyasal reaksiyonlara katabolizma (yıkım reaksiyonu) denir. Örneğin solunum, katabolik bir reaksiyondur. Solunumla canlılar, büyük moleküllü besinleri parçalayarak küçük moleküllü maddeler ve enerji açığa çıkarır

Homeostazi: Yaşamın devamı için hücre içi veya vücut içi ortamın sıcaklık, madde yoğunluğu ve pH gibi birçok değer bakımından belirli bir dengede olması durumuna homeostazi denir. Koşmaya başlandığında artan enerji ihtiyacını karşılamak için hızlı soluk alıp verilmesi, artan vücut ısısını düşürmek için terleme olayının gerçekleşmesi, kandaki şeker miktarını belli bir değerde tutmak için insülin hormonunun salgılanması gibi durumlar homeostaziyi sağlar.

Biyolojik organizasyonun temel direği olan homeostazi, aslında dinamik bir kararlılık sanatıdır. Canlı sistemlerin, dış çevredeki kaotik dalgalanmalara rağmen kendi iç milieusunu dar ve spesifik bir tolerans aralığında muhafaza etme becerisini ifade eder. Bu durum statik bir donmuşluk değil; aksine, hücresel düzeyden sistemik düzeye kadar uzanan, sürekli bir ölçüm ve anlık müdahale mekanizmasıdır. Enzimlerin katalitik fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli olan pH, ozmotik basınç ve termal stabilite gibi parametreler, homeostatik kontrolörler tarafından bir milisaniye bile boş bırakılmadan denetlenir. Bu sistemin işleyiş mantığı, sibernetik bir feedback (geri bildirim) döngüsüne dayanır. Reseptörler (alıcılar) ortamdaki sapmayı tespit eder, bu sinyal kontrol merkezine (genellikle hipotalamus veya ilgili endokrin bezler) iletilir ve merkezden gelen talimatla efektör organlar devreye girerek sapmayı tersine çevirir. Mesela, plazma glikoz konsantrasyonu bazal seviyenin üzerine çıktığında, pankreasın beta hücreleri bu hiperglisemik durumu algılayarak insülin sekresyonunu başlatır; bu da glikozun dokulara alımını ve glikojen sentezini uyararak homeostatik dengeyi yeniden tesis eder. Eğer bu hassas ayar mekanizması, genetik bir defekt veya patolojik bir baskı nedeniyle sekteye uğrarsa, sistem “allostatik yük” altında ezilir ve sonuç kaçınılmaz olarak metabolik bozulma, yani hastalıktır. Homeostazi, Gök Tanrı’nın biyolojik varlığımıza kodladığı o muazzam nizam-ı alemdir; bir organizmanın dış dünyaya karşı bağımsızlığını ilan etmesinin ve otonom bir yaşam sürmesinin tek teknik şartıdır. İç ortamdaki bu sarsılmaz nizam korunmadığı sürece, hiçbir metabolik reaksiyon sürdürülebilir değildir ve yaşam, entropinin düzensizliğine yenik düşmeye mahkumdur.

Bir Cevap Yazın

Türkçe Malumatlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin